Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow İmana ve İslama Layık Olmak
Advertisement
İmana ve İslama Layık Olmak PDF Yazdır E-posta
Cuma, 17 Şubat 2012

M. Ali KAYA
Bir sahabe peygamberimize (sav) gelerek “Ey Allah’ın Resulü! Cahiliye döneminde yaptığım sadaka vermek, köle azat etmek ve sıla-i rahimde bulunmak gibi iyiliklerimin faydasını görecek miyim?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Sen zaten yaptığın bu iyiliklerinin hayrına ve hatırına iman nimetini bulmuşsun ve Müslüman olmuşsun” buyurdular. (Buhari, Zekât, 23; Büyû, 100; Edeb, 16; Müslim, İman, 194)

Hadisin Açıklaması:
Cahiliyye lügatte “bilgisizlik” anlamına gelmekte ve ilmin zıt anlamını ifade etmektedir. Bu insana izafe edildiği zaman aklın zıt anlamı olan bönlük, aptallık ve beyinsizlik anlamına gelmektedir. Din dilinde ise imansızlık, yani yüce Allah’ı tanımamak ve Allah’ın elçisi olan peygambere karşı çıkmak anlamına gelmektedir. Kur’an-ı Kerimde câhileye dört ayette, dört farklı terim olarak geçmektedir. Bunları birer birer ele alacak olursak;

Birincisi, “Zann-ı Cahiliyye”dir. (Âl-i İmran, 3:154) Bu imansızlıktır. İnsanlar imansızlıkla ve inaç bozukluğu ile çeşitli zan ve şüphelere düşerek aklını şaşırtır. Böyle olunca Allah’tan başka güçlerin, ilahların ve sebeplerin güç ve kuvvet sahibi olduğunu zannederek onlara kutsiyet ve ulûhiyet verir. Kur’an ise “Lâ havle velâ kuvvete illa billah” yani Allah’tan başka güç ve kuvvet yoktur, müessir-i hakiki ancak odur, diye şirki reddeder ve “Lâ ilâhe illallah” diye tevhidi ispat eder.

İkincisi, “Hükm-ü Cahiliyye”dir. (Maide, 5:50) Bu da haksız hüküm vermektir ki bu hüküm insanları zulme ve haksızlığa sevk eder. Yapılan tüm haksız yasalar da cahilane verilen hükümler olduğu ve sonuçta haksızlığa sevk ettiği için hükm-ü cahiliye sayılır. Yasalar herkesi bağladığı için çıkarılan haksız bir yasa tüm vatandaşlara yapılan bir zulümdür. Bu yasanın bu gün muhatabı olmayan, ihtiyacı olunca ve muhatabı olunca kendisi de bu haksızlığa maruz kalır. İnsanlar ancak adil yasalarla adaleti sağlayabilirler bu da Allah’ın hükümlerine ve yasaları olan haram ve helale uymakla sağlanabilir.

Üçüncüsü, “Asabiyet-i Cahiliyye” (Fetih, 48:26) Bu ise haksız övünme ve hak etmediği şan ve şerefi, nam ve şöhreti istemektir. Hak etmediği halde kavmi ile kabilesi ile ve kendisi ile övünme ve üstünlük iddiasında bulunmadır. Bu enaniyetten kaynaklanmaktadır, bunun aşırısı toplumsal enaniyet denen ırkçılıktır. Yüce Alah bunu yasaklamış ve yerine “Üstilik takvadadır ve müttakilere aittir” hükmünü getirmiştir.  

Dördüncüsü ise “Teberrücü’l-Cahiliyye”dir. (Ahzab, 33.33) Bu da şehevi duyguların esiri olmak, bedenî ve malî israfa girmek, açık saçık gezmek ve insanların şehevi duygularını tahrik etmektir. Yüce Allah bunu da yasaklayarak yerine iffeti, nikâh ve evlilik kurumunu getirmiştir.

Bütün bunlardan anlaşılan “Cahiliye” ve “Devri-i Cahiliye”nin bu dört temel husus barındıran her zaman dilimidir. İmandan, adaletten, ahlak ve iffetten ve herkesi kendinden iyi bilmek ve herkese saygı duymak, fazilete değer vermek olan “Tevzu ve Mahviyet” yoksun olan toplumlar hangi zaman diliminde olurlarsa olsunlar cahiliye toplumu, o toplumun fertleri de handi statü ve mevkide olursa olsun cahil sayılır.

Yüce Allah cahiliye toplumunda yaşayan cahillere uymama konusunda peygamberimize (sav) tavsiyelerde bulunmuş “Yeryüzünde cahiliye adetlerine bağlı insanlara uyacak olursan onlar seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanların peşinden giderler, sırf tahmin yürütürler” (En’am, 6:116) buyurarak bilgilerinin gerçeğe değil, zanna ve tahmine dayandığını açıkça ifade etmiştir.

Cahiliye döneminin genel karakteri ve toplumun durumu böyle olmakla beraber sütün yağı, ağacın çekirdeği ve çekirdeğin beyni mesabesinde toplumun hayatiyetini devam ettiren, cahiliye inan ve düşüncelerinden, ahlak ve zulmünden nefret eden bir kısım insanlar ve bunların toplum tarafından örnek alınan güzel ahlâkî özellikleri vardı. Bunlar da büyüğe saygı, cömertlik, merhamet ve iyilik yapma duygusu gibi güzel hasletlerdi ki bu hasletlere sahip olanlar İslam’ın inancı, ahlakı ve adaletini görerek hemen islamiyete koşmuş ve peygamberimizin (sav) yanında yer almışlardır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) “Cahiliye döneminde hayırlı olanınız iman etmeleri ve dinde ilim sahibi olmaları halinde İslamda da en hayırlılarınızdır” (Buhari, Enbiya, 8, 14, 19; Müslim, Fezail, 168)

Cömertlik, büyüğe saygı ve cesaret cahiliyede insanların en çok rağbet ettiği güzel hasletlerdendi. Peygamberimiz (sav) Tay kabilesinin Füls adındaki puthaneyi yıkmaya gönderen Hz. Ali (ra) kendisine karşı çıkan Tay kabilesi ile savaşmış bir kısmını esir etmişti. Esirler arasında Hatem-i Taî’nin kızı Seffane de vardı. Seffane peygamberimize kendisini “Yâ Resulallah! Ben aileleri koruyan, esirleri esaretten kurtaran, çıplakları giydiren, misafirleri ağarlayan, yemekleri yediren, selamlaşmayı yayan Hatem-i Taî’nin kızıyım” diye tanıtınca peygamberimiz (sav) “Ey kadın! Bu saydıkların gerçekten mü’minlerin sıfatlarıdır. Keşke baban Müslüman olsaydı da onu rahmetle ansaydık” buyurdular. (İnsanu’l-Uyun, 3:224) sonra babasından dolayı onu da diğer esirleri de serbest bıraktı ve onlara ikram ve ihsanlarda bulundu.

Peygamberimiz (asv) cahiliye döneminde gariplerin ve zayıfların hukukunu korumak için kurulan “Hılfu’l-Fudul” cemiyetinin içinde bulunmuş ve pek çok hukukun korunmasına yadımcı olmuştu. Elbette bu cemiyette peygamberimize yardım eden pek çok adaleti seven insan vardı. Peygamberimiz (sav) nübüvvetinden sonra “Şimdi böyle bir cemiyet kurulsa ben yine orada bulunurdum” buyurmuşlardır.

Cahiliye döneminde hayırlı olanlar bu yaptıkları hayır ve iyiliklerinden dolayı Müslüman olmaya liyakat kesbettiler. Yüce Allah onların kalplerini İslam’a ısındırdı, onlar da Müslüman oldular ve İslama büyük hizmetlerde bulundular.

Bütün bu sebeplerden dolayı peygamberimize (sav) gelerek “Ey Allah’ın Resulü! Cahiliye döneminde yaptığım sadaka vermek, köle azat etmek ve sıla-i rahimde bulunmak gibi iyiliklerimin faydasını görecek miyim?” dedi. Peygamberimiz (sav) “Sen zaten yaptığın bu iyiliklerinin hayrına ve hatırına iman nimetini bulmuşsun ve Müslüman olmuşsun” buyurdular. (Buhari, Zekât, 23; Büyû, 100; Edeb, 16; Müslim, İman, 194) Cahiliyenin kötü huylarıyla kalplerini karartmamış, akıllarını bozmamış olanlar güzel ahlak ve anlayışlarından dolayı Müslüman olmayı hak etmişler, islama hizmetlerinden, ibadet ve salih amellerinden dolayı da cenneti hak etmişlerdir.

Allah’ın kaderi ve takdiri sebeplerledir. İmanın ve cennetin sebeplerine riyaet edenlerin kaderi iman ve cennetle mükâfatlandırılmaktır. Allah imanı da cenneti de ancak hak edene vererek adaletini ve rahmetini göstermektedir. Sebepleri hükümlerine vesile yapan yüce Allah iyiler, yani ebrar için hazırlanan cenneti vereceğini vaat etmiştir, elbette vadini yerine getirecektir. 


Etiketler:  İmana ve İslama Layık Olmak Cahiliye Cehalet Zann-ı Cahiliye Asabiyet-i Cahiliyye Cömertlik Cesaret Merhamet İyilik
 
< Önceki   Sonraki >