Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Kaderle Alakalı Hadisler-8
Advertisement
Kaderle Alakalı Hadisler-8 PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 08 Aralık 2011

M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) buyurdular: “Sizin dünyada kalmanız geçmiş milletlere göre bir güne nispeten ikindi namazı ile güneşin batışı arasındaki zaman kadardır. Tevrat ehli olan Yahudiler onunla sabahtan öğlene kadar amel etmişler. Yahudilere birer kırat sevap verilmiştir. İncil ehli olan Hıristiyanlar da öğle ile ikindi vaktine kadar amel etmişler, sonra aciz kalmışlardır. Onlara da iki kırat sevap verildi. Sizler ise ikindiden akşama kadar amel edeceksiniz ve sizlere üç kırat sevap verilecektir. Bunun üzerine Yahudi ve Hıristiyanlar ‘Rabbimiz bunlar daha az amel ettikleri halde neden daha çok sevaba nail oldular?’ diye itiraz ettiler. Yüce Allah onlara buyurdu: ‘Size verdiğim sevapla size zulüm ve haksızlık mı ettim?’ Onlar dediler ki “Hâşa! Hayır Ya Rabbi!” O zaman yüce Allah buyurdu ki: ‘Bu benim iradem, fazl ve keremimdir. Onu dilediğime veririm.” (Buhari, Mevâkıtu’s-Salat, 16; İcâre, 8, 9, 11; Enbiyâ, 51; Tevhid, 31; Tirmizi, Emsâl, 7)

Hadisin Açıklaması:
Rivayetlere göre yüce Allah dünyada insanlığın ömrünü yedi bin sene takdir etmiştir. Peygamberimiz (sav) yedinci bin senenin başında gelmiştir. Kur’ân-ı Kerimin 6666 ayet olmasının delaleti ile Ahkâm-ı Kur’âniye Hz. Âdem (as) zamanından kıyamete kadar fetret devri olan Hz. İsa’dan (as) Hz. Muhammed’e (as) kadar geçen beş yüz sene çıkarıldığı zaman 6666 sene hükmünü icra edecek demektir.

Kur’ân-ı Kerim Allah’ın mahlûk olmayan ezeli kelamı olduğu için Hz. Âdem (as) zamanından Hz. Muhammed’e (as) nazil olup asıl olan hükmünü icra etmesine kadar Kur’ân-ı kerime vekâlet eden enbiyâ-i salifenin suhuf ve kitaplarında hükmünü icra etmiş, aslı Allah’ın kâinatı hürmetine yarattığı Hz. Muhammed’e (as) nazil olunca diğer kitapları ve suhufları neshederek kamil manada hükmetmeye başlamıştır. Bu nedenle peygamberlerin en eşrefi olan Hz. Muhammed’e (as) ve Allah’ın ezeli kelamı olan Kur’ân-ı Kerime inanıp onunla amel edenler diğer ümmetlerden daha şerefli olmuşlardır. (Barla Lâhikası, 2006, s.517-521)

Peygamberimiz (sav) bu gerçeği bir temsille beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur. Bir çiftlik sahibi çiftliğinde çalıştırmak üzere amele pazarında gitmiş. “Kim bana öğlene kadar bir dirheme çalışır?” demiş. Yahudi “Ben çalışırım” demiş. Çiftlik sahibi de onu almış ve öğlene kadar çalıştırıp bir dirhem hakkını vermiş. Daha sonra “Kim bana ikindiye kadar iki dirheme çalışır?” demiş. Hıristiyan “Ben çalışırım” demiş. İkindiye kadar çalışmış ve hak ettiği iki dirhem ücreti almış. Sonra “Kim bana ikindiden akşama kadar üç dirheme çalışır?” demiş. Ümmet-i Muhammed “Ben çalışırım” demiş. O zaman Yahudi ve Hıristiyan “Biz daha çok çalıştık ve daha az ücret aldık” diye itiraz edince çiftlik sahibi demiş: “Ben size çalışmanız karşılığında hak ettiğiniz ve sizin de razı olduğunuz ücreti vermekte bir haksızlık yaptım mı?” Onlar demişler ki “Hayır!” Çiftlik sahibi demiş: “Bu benim takdirim, fazlım ve keremimdir. Kimi kaç dirheme çalıştırmak istersem çalıştırır ve ne kadar ücret vermek istersem veririm” demiştir.

Allah’ın takdirine, fazl ve keremine kim itiraz ederse aksi ile cezalandırılır. Zira Bediüzzaman’ın dediği gibi “Kadere itiraz eden başını örse vurur kırar; rahmete itiraz eden rahmetten mahrum kalır.” (Mektubat, 2004, s. 449) Allah’ın rahmetine kadere teslim olan, Allah’ın kendisine emaneten verdiği kabiliyetlerini ve azalarını onun rızasını kazanmak için kullanan, çalışan ve rahmete layık olana da rahmeti ve keremi ile mukabele eder. Bu nedenle kim ne zaman ve ne amaçla yaratılmış ise o zamanda o amaca hizmet etmelidir. Allah’ın kendisi için takdir ettiği nimetlerin değerini şükürle ilan etmelidir. Zira Allah kuluna “kaldıramayacağı yükü yüklememiş ve vermediği nimetten sorumlu tutmamıştır.” Allah kuluna bir nimet vermiş ise onu soracaktır. Malı olmayana zekât ve sıhhati olmayana oruç gibi ibadetlerin farz olmadığı malumdur. Kişinin sorumluluğu verilen nimetler nispetindedir.

Allah katında en makbul kul verilenlere şükreden, verilmeyenler konusunda sabırlı olan, Allah’ın fazl ve kereminden, rahmet ve ihsanından şüphe etmeyendir. Herkes elindeki varlardan sorguya çekilecektir, olmayandan ve gücü yetmeyenden sorumlu değildir. Rahmet kapısının kendisine açılmasını isteyen itiraz kapısını kapatmalıdır. Allah insana aklı itiraz etsin diye değil, verileni de verilmeyeni de anlasın ve bunlarla Rabbine yaklaşsın diye vermiştir.

 
< Önceki   Sonraki >