İrşad ve Hitabet
Hadis Dersleri
Kaderle İlgili Hadisler-9 | Kaderle İlgili Hadisler-9 |
|
|
|
| Cuma, 09 Aralık 2011 | |
|
Hadisin Açıklaması: Diyelim ki herhangi bir kurumda görev almak istiyorsunuz. O kurumda çalışmanız için belirlenmiş olan on adet belge ve istenen şartlar vardır. Bunlardan birisi de sizin dilekçenizi belirlenen saatte istenen yere ulaştırmanızdır. Şayet bir dakika geç kalmış olsanız dilekçeniz gereken diğer evraklarla beraber ulaşmış da olsa isteğiniz gerçekleşmez ve bütün çabalarınız boşa gider. Bir şartın ve bir dakika geç kalmış olmanın ne önemi var diyemezsiniz. Basit ve geçici dünya işlerinde bu durum böyle olduğu gibi kişinin Allah ile olan münasebetlerinde ve ahirete ait amellerde de durum böyle olmak iktiza eder. Zira Allah hakîmdir, abes iş yapmaz. Mahlûkatını boşuna yaratmadığı gibi, insanı da başıboş bırakmamıştır. Kulun Allah’tan bir şey istemediği zaman Allah ona vermez. Çünkü ihtiyacı olan ve istemek durumunda olan kuldur. Kulun istemesi ile de olmaz; zira istemek bir şarttır; diğer şartların da yerine getirilmesi gerekir. Şartlarından birisi eksik olursa o amel makbul olmadığı için o istek de yerine gelmez. Nasıl ki abdestin dört azayı eksiksiz yıkama şartı, namazın da on iki şartı vardır. Bu şartlardan birisi eksik veya noksan olsa o amel makbul olmaz ve namaz kılınmış sayılmaz. Kul bütün şartlarına uyarak Allah’tan istediği zaman Allah da iradesi ile o kula icabet eder ve istediği şeyi hikmeti de iktiza ederse o insan için yaratır. Ancak Allah hikmeti gereği insanın istemesini, çalışmasını ve gayret etmesini şart koşmuştur. Peygamberimiz (sav) müteaddit hadislerinde “Allah gayretli, çalışkan ve işini güzel yapan kullarını sever” buyurmuşlardır. Yine peygamberimiz (sav) “Allah bir kulunu sevdiği ve hakkında hayır murat ettiği zaman onu istimal ve istihdam eder” buyurur. Bu hadise göre Allah sevdiği kullarını hayırlı işlere muvaffak kılar, onu hayırlı amellerde çalıştırır. Kul buna layık olduğu zaman Allah da adaleti ve Hak ismi ile kulun hakkını verir. Bir kulu Allah’ın sevdiği hayırlı işlerle uğraşmasından anlaşılır. Bu nedenle peygamberimiz (sav) ayrıca “Allah kimin için hayır murat ederse onu dinde fakih yapar” (Buhari, İlim, 13; İ’tisam, 10; Müslim, İmaret, 98; Tirmizi, İlim, 1) Allah bu sebepler dünyasında insanın kabiliyetlerinin gelişmesini, nefsinin ıslahını ve ruhun terakki etmesini ve böylece cennete liyakat kesb etmesini murat etmiştir. Bunun sebeplerini de ilim, ibadet ve güzel ahlak olarak belirlemiştir. Hidayeti ve cenneti de bu sebeplere sarılana vereceğini bize haber vermiştir. Sebeplerine sarılmayan, şartlarına riayet etmeyen elbette liyakat kesb etmez. Hikmet ve adalet sahibi, Hak ve hakkaniyetle hükmeden Allah elbette layık olmayana layık olmadığı şeyi vererek hikmetine aykırı hareket etmeyecektir. Öyle ise biz kulların liyakat kesb etmesi için ilme, fıkha ve amele önem vermemiz gerekir. Yukarıdaki hadisi izah eden allame İbn-i Hacer “Kim dinde ilim sahibi olmaz, Allah’n farzlarını ve haramlarını bilip bunlarla amel etmezse her nevi hayırdan mahrum kalır” demiştir. Ebu Ya’lâ hadisin devamında peygamberimizin (sav) “Kim de dinde fıkıh sahibi olmazsa Allah ona değer vermez” buyurduğunu ifade etmiştir. Peygamberimiz (sav) Allah’ın sevdiği mü’min kulların vasıflarını anlatırken “Mü’min, cennete gidene kadar hayır işlemekten asla doymaz” (Tirmizi, İlim, 19) buyurur. Mü’minin ameli hayır düşünmek, hayır işlemek, hayra koşmak ve insanları hayra davet etmektir. İnsan için en hayırlı amel ilimdir. Bu nedenle peygamberimiz (sav) din ve millet ayırımı yapmadan ilim ve hikmet nereden ve kimden gelirse gelsin mü’inin onu alacağını belirtir. “Hikmetli söz mü’minin yitik malıdır; nerede bulursa almalıdır” (Tirmizi, İlim, 19) ferman ederek inananlara yol gösterir. Peygamberimiz (sav) ayrıca “Cahiliye döneminde hayırlı olanınız iman etmeleri ve dinde ilim sahibi olmaları halinde İslamda da en hayırlılarınızdır” (Buhari, Enbiya, 8, 14, 19; Müslim, Fezail, 168) buyurarak hayra kabiliyeti ve isteği olan güzel ahlak sahibi, çalışkan ve gayretli olanların Allah tarafından seçilerek hayırlı amellerde istimal edileceğini beyan etmişlerdir. Şayet mü’min güzel ahlakı ile kendisini Allah’a sevdirir; ama ilim öğrenme imkânını bulamaz veya hayırlı ameller konusunda gevşek davranır da Allah’ın kendisi hakkında takdir ettiği yüce makama çıkamazsa Allah onu musibetlerle imtihan eder. Kul da güzel ahlakı ve sabrı ile o yüce makama ulaşır. Nitekim hadis-i şeriflerde “Allah kime hayır dilerse ona musibet verir.” “Kimin iki sevgili çocuğunu veya iki gözünü alırsam, o da bunu sabırla karşılar, kazaya rıza ve kadere teslimiyet gösterirse onu ebedi cennetlik kılarım” buyurur. Böylece yüce Allah’ın “Biz sabredenlerin mükafatını hesapsız öderiz” (Zümer, 39:10) sözü yerini bulmuş olur. Hz. Ali (ra) “Allah katında iki sevimli amel vardır. Bunlardan birincisi hiddetini yenerek karşısındakini yumuşaklıkla savmak, ikincisi ise bir musibete düçar olduğu zaman onu sabırla karşılamaktır” buyurur. Şurası da gerçektir ki Allah şükreden kuluna verdiği sevaptan daha fazlasını musibete uğradığı halde onu sabırla karşılayana verir. Bütün bunlar Allah’ın takdir ettiği, kullarına haber verdiği ve kullarından istediği şeylerdir. Kul bunlara riayet ederse Allah da onu sever ve Allah sevdiği kulunu ya hayırlı amelle veya musibetlerle imtihan ederek istimal ve istihdam eder. Bu istimal ve istihdamın sonunda bizim bilmediğimiz, bilmekle mükellef de olmadığımız nice hayırlı sonuçları vardır ki yüce Allah bunun için kullarını istihdam eder. İman ile, niyet ile ve ihlas ile kul bu istihdamından ecir ve mükafat kazanır, kabiliyetleri inkişaf eder ve cennete layık bir kıymet alır. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|