M. Ali KAYA
Şam Yahudi bilginlerinden İbn-i Heyyeban peygamberimize vahyin gelmesinden birkaç sene önce (bi’setten önce) Medine’ye gelerek yerleşmiş hayırlı ve salih bir zattı. Medine’ye gelmesinin sebebi de “Ahir zaman peygamberinin Medine’ye gelecek olmasıdır.” Bu zat yaşlı olduğu için peygamberimizin Medine’ye hicretinden bir iki sene önce vafat edeceği zaman başında bulunan Yahudilere “Ey Yahudi Cemaati! Benim buraya gelip yerleşmemin sebebi ahir zaman peygamberinin buraya gelip yerleşmesidir. Bu belde onun hicret yeridir. Ben onu görmek ve kendisine iman ederek hizmet etmek isterdim. Onun gelmesi çok yakındır. Sakın ona muhalefet etmeyin. Sakın ona iman etmekte başkaları sizi geçmesin. O elinde kılıçla gelecek ve Musa (as) gibi cihada memur olacaktır. Siz bu konuda ona galip gelemezsiniz” dedi ve vefat etti.
Yahudiler bunu dinlemişler ve kabul ederek birbirlerine anlatırlardı. Hatta Evs ve Hazreclilere “Yakında buraya bir peygamber gelecek ve biz ona iman ederek yanında yer alacağız ve sizin gibi putperestleri buradan sürüp çıkaracağız” diye tehdit ederlerdi. Ama ne var ki Allah imanı Evs ve Hazreclilere nasip etmiş, yahudileri de hasetleri, fesatları ve zulümleri sebebiyle iman ve hidayetten mahrum bırakmıştır.
Benî Nadr Yahudilerinin liderlerinden Huyey b. Ahtab ile kardeşi Ebu Yasir b. Ahtab peygamberimiz (sav) Kuba’ya geldiği zaman ziyaretine giderek kendisini dinlemişler ve “Kitaplarımızda vasıfları bulunan ve İbn-i Heyeban’ın haber verdiği peygamberin bu gelen peygamber olduğunu kabul ve itiraf etmişlerdir.” Bununla beraber yahudilerin islama girmemeleri için ellerinden geleni yapmışlardır.
Yüce Allah bu hususu “Vakta ki, onlara ellerindeki kitabın doğrularını tasdik ve yanlışlarını tashih eden bir kitap geldi. Daha önce buna inanacaklarını söyleyenler bu bildikleri peygamber gelince inkara kalkıştılar. Artık Allah'ın lâneti bunlar üzerindedir” buyurdu.
Peygamberimiz (sav) Yahudilerei İmana davet ederek tebliğini yaptığı zaman Yahudiler bundan kaçındılar. Muaz b.Cebel, Sa’d b. Ubâde ve Uhbe b. Vehb (ra) onlara “Allah’tan korkun. Sizler biliyorsunuz ki bu zat Allah'ın peygamberidir. Sizler o buraya gelmeden önce onu arıyordunuz ve sıfatlarını bizlere anlatıyordunuz” dediklerinde yahudilerdn Rafi’ b. Hüreymile ve Vehb b. Yahuza “Biz bunu hiçbir zaman söylemedik. Allah Musa’dan sonra ne bir kitap indirmiş, ne de bir peygamber göndermiş değildir” dediler.
Bu olay üzerinde Yüce Allah şöyle buyurdu: “Ey Ehl-i Kitap! Peygamberlerin arası kesildiği zamanda ‘bize ne rahmeti müjdeleyen ve ne de azabı hatırlatan birisi gelmedi’ demeyesiniz diye size gerçekleri haber veren Resulümüz gelmiştir. İşte size rahmetimizi müjdeleyen ve azabımızı hatırlatan peygamber geldi. Allah her şeye kadirdir.”
Bu ayet-i kerime bu gün Kur’ân-ı Kerimde devamlı okunmakta ve Yahudilerin yüzlerine vurmaktadır. Şayet bunlar yaşanmamış olsaydı o zaman Yahudiler Kur’ânı inkar etmelerine ve islamı çürütmelerine bahane olurdu. Halbuki itiraz edememektedirler.
Yine Yahudi bilginlerinden Ebu Yâsir b. Ahtab, Nâfi' b. Ebi Nâfi', Azer b. Ebi Azer, İzar b. Ebi İzar ve Eşya’ peygamberimize gelerek “Siz bizi neye inanmaya çağırıyorsunuz?” diye sordu. Peygamberimiz (sav): “Biz Allah'a ve bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yâkub'a ve torunlara indirilenlere, Musa'ya ve İsa'ya verilenlere ve peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlardan hiçbiri¬ni diğerinden ayırt etmeyiz. Biz Allah'a teslim olmuş Müslümanlarız” ayetini okuyarak cevap verdi. Onlar “Biz Meryem oğlu İsa’ya inanmayız, ona inana da inanmayız” dediler. Bunun üzerine yüce Allah “Ey Resulüm sen onlara de ki: Ey ehl-i kitap! Sizin bizden hoşlanmayışınızın sebebi, bizim Allah’a ve bizden önce inzal edilen kitaplara iman etmemizdendir. Sizin inanmayışınızın sebebi de çoğunuzun Allah’tan korkmayan ve günah işlemekten çekinmeyen fasıklardan olmanızdan başka bir şey değildir” ayetini inzal buyurdu.
Yahudiler Allah'ın birliğine inanırlar. Hırıstiyanlar gibi teslise sapmamışlardır. Ancak Allah'ın kitabını değiştirmiş ve Hz. İsa’yı ve İncili inkâr etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerimde Yahudilerle ilgili nazil olan ayetler peygamberimizin (sav) Yahudilerle ne kadar ilgilendiği ve onları Kur’âna inanmaya davet konusunda ne kadar gayret ettiğinin de bir işaretidir. Bu nedenle Kur’ân-ı Kerimde en çok Musa’dan (as) bahsedilerek gerek Yahudilere gerekse mü’minlere “Tevhid” yani Allah'ın birliği dersi verilmiştir. Birçokları son peygamberin İshak (as) soyundan geleceğine inandıkları için İsmail (as) soyundan gelen peygamberimize inanmadılar. Bir kısmı da bile bile Yahudilerin kendilerine zarar vereceklerini, mallarını ellerinden alarak kovacaklarını veya öldüreceklerinden korktukları için iman etmediler. Böylece dinlerini dünyalarına ve dünya menfaatlerine satmış ve değiştirmiş oldular.
Yahudi bilginlerinden Zebir b. Bata “Ben babamın bana okuduğu bir kitapta ‘peygamber olarak gelecek olan Ahmed’in karaz (selem ağacı) yurdundan çıkarılacağını ve sıfatlarının şöyle şöyle olacağını duydum” der dururdu. O vasıflarını zikrettiği peygamberin Mekke’de zuhur ettiğini duyunca “Onun hakkında bilgi mevcut değildir. O anlatılan peygamber o değildir” diye inkâr etti.
Peygamberimiz (sav) bir gün Mescitte sahabeleriyle otururken birisinin dışarıda gezindiğini gördü. “Ey filan!” diye seslendi. O da “Buyur Ya Resulallah!” diye içeri girdi. Peygamberimiz (sav) ona sordu: “Sen benim Allah'ın Resûlü olduğuma inanıyor musun?” Adam “Hayır! İnanmıyorum” dedi. Peygamberimiz (sav) “Sen Tevrat’ı ve İncil’i okumuyor musun?” dedi. Adam: “Okuyorum” dedi. Peygamberimiz ona “Sana yemin veriyorum. Sen beni Tevrat ve İncilde yazılı bulmadın mı?” dedi. Adam “Senin sıfatında birisinin senin çıktığı yerden çıkacağını yazılı bulduk; ama biz onun içimizden (İshak oğullarından) çıkmasını umuyoruz. Bu nedenle beklediğimiz sen değilsin” dedi. Peygamberimiz (sav) ona “Sen nerelisin?” dedi. “Ben Necidliyim. O çıkacak olan peygamberin sorgusuz sualsiz cennete girecek 70 bin kişilik ümmetindenim. Sizler ise azıcık bir topluluksunuz” dedi. Peygamberimiz (sav) “Allahü Ekber! Varlığım kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, Ben o beklediğiniz peygamberim! Benim ümmetim de yetmiş binden, yetmiş binden ve yetmiş binden çoktur!” buyurdular.Yüce Allah Yahudilerin bu durumlarını Kur’ân-ı Kerimde bizlere haber vermekte ve Yahudileri de ikaz ederek şöyle buyurmaktadır:
“Ey İsrail oğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın ve bana verdiğiniz ‘ahir zaman peygamberine iman’ sözünü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü ifa edeyim. Yalnız Benden korkun. Başkalarından korkarak inkâra gitmeyin. Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak inzal ettiğimiz Kur’ân’ın da Allah tarafından inzal edildiğine iman edin. Onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ayetlerimizi az bir dünya menfaatine değiştirmeyin ve Bana karşı gelmekten sakının. Hakkı batıl ile karıştırmayın ve bile bile gerçekleri gizlemeyin. Namazınızı kılın, zekâtınızı verin ve Allah’a ibadet eden, rukua gidenlerle beraber sizler de ibadet edin. Sizler Tevratı okuyup durduğunuz halde kendi nefsinizi ihmal ederek başkalarına nasihat mi ediyorsunuz? Bu yaptığınızın çirkin bir şey olduğunu anlamıyor musunuz? Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz namaz Allah’tan korkmayanlara ağır gelir. Namazlarını kılanlar ise Allah’tan korkan ve Allah’a hesap vereceklerine inananlardır.
Ey Benî İsrâil! Size verdiğim nimetimi, bir zaman sizleri bütün âleme üstün kıldığımı hatırlayın. Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimsenin kimseye faydası olmaz. Fidye kabul edilmez ve kimsenin şefaati onu kurtarmaz ve hiçbir yardım göremez.”
Peygamberimiz (sav) her hal ve şartta Yahudilere Allah'ın vadini ve Yahudilere olan hitaplarını anlatmaya ve tebliğini en güzel şekilde deliller getirerek, akıllarına hitap ederek ve gönüllerine girerek yapmaya devam etmiştir. Bu nedenle Yahudilerin yarın Allah katında “Bize tebliğ yapılmadı” şeklindeki itiraz ve bahanelerine imkân kalmamıştır.
Bir gün peygamberimiz (sav) Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer (ra) ile hasta olan bir Yahudi gencinin ziyaretine gittiler. Kendisi ağır hasta olduğu için başucunda birisi Tevrat okuyor ve kendisini teselli ediyordu. Peygamberimiz (sav) ona “Ey Filan! Musa’ya tevratı incirmiş, denizi yararak sizleri kurtarmış olan Allah hakkı için söyle! Sen Tevratta benim vasıflarımı ve peygamber olarak geleceğimi yazılı bulmadın mı?” dedi.
Bu ağır yeminden dolayı okuyan kişi “Hayır” diyecek oldu, hasta olan genç “Musa’ya Tevrat’ı indiren ve İsrail oğullarına denizi yaran Allah’ı şahit tutarak derim ki Sen müjdelenen peygambersin” Senin sıfatların da Tevrat’ta vardır” dedi. Henüz peygamberimiz (sav) yanından ayrılmadan ruhun teslim etti.
Peygamberimiz (sav) onun cenaze namazını kıldırarak defnetti.
Etiketler: Peygamberimiz Yahudiler Yahudi Şam Ahir Zaman İncil Tevrat Musa Meryemoğu İsa Medine |