Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow İrşad ve Hitabet arrow Hadis Dersleri arrow Peygamberin Şefaati ve Kader
Advertisement
Peygamberin Şefaati ve Kader PDF Yazdır E-posta
Salı, 13 Aralık 2011

M. Ali KAYA
Bir davette Resulallah (sav) ile beraberdik. Peygamberimiz (sav) hayvanın ön budunu severdi. Bu nedenle kendisine ön budundan ikram edildi. Ondan bir parça ısırdı. Sonra şöyle buyurdu: “Ben kıyamette âdemoğlunun efendisiyim. Bunu övünmek için değil, gerçeği haber vermek için söylüyorum. Allah o gün öncekileri ve sonrakileri mahşerde toplar. Güneş onlara yaklaştırılır, gam ve kederlerinden insanların tahammül edemeyecekleri dereceye ulaşır. İnsanlar “Bu halden bizi kurtaracak ve bize şefaat edecek birisini bulalım” demeye başladılar. Onlar “Âdem babamıza gidelim” derler ve ona gelerek “Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. Bütün isimleri sana öğretti ve seni meleklere üstün kılarak melekleri sana secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. Rabbin katındaki bu yüce mertebenden dolayı bizim için Allah’a şefaatte bulunmaz mısın?” dediler. Âdem (as) “Bu gün Rabbim çok öfkelidir. Ben de cennette Allah’ın bana yasakladığı meyveden yiyerek Rabbimi öfkelendirmiştim. Ben bunun ezikliğini yaşamaktayım; nasıl olur sizin hakkınızda şefaatçi olabilirim. Ben bu gün ancak nefsimi kurtarmaya çalışıyorum. Siz Neciyyullah olan Nuh’a gidin” diye insanları Nuh’a (as) gönderir. İnsanlar Nuh’a (as) giderler. “Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah senin için ‘abden şekûrâ’ çok şükreden kul demiştir. Bizim sıkıntımızı görüyorsun. Bize şefaatte bulun” diye rica ederler. Nuh (as) “Allah bu gün çok öfkelidir. Ben bu durumda Allah’ın huzuruna çıkacak cesareti kendimde göremiyorum” der. Nihayet insanlar Musa’ya (as) ve İsa’ya (as) giderler onlar da bana gönderirler. İnsanlar bana gelir. Ben de arşın altında secdeye kapanacağım. Rabbimi tesbih ve tazimden sonra yalvaracağım. Yüce Allah bana “Yâ Muhammed! Başını kaldır ve iste! Sana istediğini verilecek. Şefaat talep et, şefaatin kabul edilecek!” denilecektir.” (Buhari, Enbiya, 5; Tevhid, 54; Tefsir-u Beni İsrail, 4; Müslim, İman, 327; Tirmizi, Kıyamet, 10)

Hadisin Açıklaması:
Şefaat, peygamberlerin ümmetleri için Allah’tan yardım istemeleri ve dua etmeleridir. Ahirette bütün peygamberlerin şefaatçi olmaları Allah’ın izni ile haktır ve gerçektir. Şefaat, günahkârların günahlarının affedilmesi ve günahı olmayanların da daha yüksek makamlara çıkmaları ve mahşerin sıkıntılarından kurtulmaları için dua etmek ve Allah’a yalvarmaktır.

Allah’ın izni ve müsaadesi olmadan kimse şefaat edemez. Bu husus Kur’an ayetleri ile sabittir. Nitekim yüce Allah “Onun izni ve müsaadesi olmadan kim şefaat edebilir?” (Bakara, 2:255; Yunus, 10:3) buyurarak buna işaret eder. Yüce Allah şefaat etme izni ve müsaadesi verdikten sonra ise Allah’ın kendisinden razı olduğu kullar dışında kimse şefaat için Allah’a dua etmeye cesaret edemez. Nitekim bu husus da Kur’an-ı Kerimde “Allah’ın razı olduğu kimselerden başkası şefaat etmeye cesaret edemezler ve onun korkusu ile titrerler” (Enbiya, 21:28) buyurarak ifade eder. Yüce Allah affı ve atâsı gereği affı hak eden kullarına razı olduğu enbiya, evliya ve şühedanın şefaatçi olmalarına rıza gösterir. Kâfir ve münafıklara ise, şefaat yoktur. Yüce Allah bu konuda da şöyle buyurur: “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” (Müddessir, 74:48)

Ahirette şefaat edilecek olanlar her şeyden önce iman eden Allah’ın birliğine ve peygamberimize (sav) inananlara olacaktır. Peygamberimize (sav) iman bütün dinlerde ve peygamberlerde vardır. Zira tüm peygamberler ahir zaman peygamberinden haber vermişlerdir. Peygamberimize (sav) inanmayan her şeyden önce peygamberimizin (sav) şefaatinden mahrum kalır. Kâfirlere ve münafıklara ise hiçbir şekilde şefaat yoktur. Bu husus yukarıda geçmiştir.

Peygamberimiz (sav) “Şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenler içindir” (Davud, Sünnet, 21; Tirmizi, Kıyamet, 11; İbn-i Mâce, Zühd, 37) buyurmuşlardır. Küçük günahlar zaten yapılan ibadetler ve iyiliklerle silinmektedir. Çünkü “Haseneler, iyilikler seyyiatı, yani küçük günahları giderdiği” (Hud, 11:114; Furkan, 25:70) Kur’ân-ı Kerim ile sabittir.

Peygamberimiz (sav) kıyametin ve ahiret âleminin dehşetini çok iyi bildiği için ümmetini düşünerek kabul edilecek duasını ahirette şefaat için saklamıştır. Bu hususta şöyle buyurur: “Her peygamberin kendisine has makbul bir duası vardır. Ben duamı ahirette ümmetim için saklayacağım.” (Buhari, Daavât, 1; Müslim, İman, 86) Bu hadis peygamberimizin (sav) ahirette ümmetini ne derece düşündüğünü göstermesi açısından çok mühimdir.

Şefaat sadece bir defaya mahsus olmadığı, bilhassa peygamberimizin (sav) Allah’ın en sevgili kulu olarak tüm insanlığa rahmet olarak gönderildiği gerçeği ahirette de kendisini daha çok gösterecektir. Burada inandığımız her şeyin orada en açık şekilde tezahürü olacağı için peygamberimizin (sav) insanların Allah’a en yakını ve kâinatın kendisi için yaratılmış olduğu da peygamberimizin (sav) tüm insanlığa olan şefaati ile açıkça görülerek tüm insanlar, melekler ve cinler tarafından anlaşılacaktır.

Peygamberimizin (sav) bu büyük şefaatini Hz. İsa (as) havarilerine anlattığı Barnaba İncilinde çok açık ve net olarak izah edilmektedir. Mahşerdeki tüm insanlar büyük bir sıkıntı ve şaşkınlık içinde bulunacaklardır. Peygamberimiz (sav) bu durumu şöyle anlatır: “Mahşerde güneş çok yaklaştırılır. Ter insanların boğazına kadar yükselir. İnsanlar bu sıkıntıdan kurtulmak için Hz. Âdem’e (as) koşarlar. Hz. Âdem (as) Hz. İbrahim’e, o da Hz. Musa’ya o da Hz. İsa’ya insanları gönderir. Hz. İsa (as) da insanları peygamberimize (sav) gönderir. Peygamberimiz (sav) Arşın altında secdeye kapanarak Allah’ın kendisine ilham ettiği şekilde Allah’a yalvarır. Bunun üzerine yüce Allah peygamberimize (sav) “Makam-ı Mahmud”u yani şefaat makamını verir. Bunun üzerine insanların tümü peygamberimize (sav) minnettar olurlar ve hamd ederler.” (Buhari, Tevhid, 24; Müslim, İman, 84)

Yüce Allah Kur’an-ı Kerimde peygamberimizi (sav) överek şöyle buyurur: “Gecenin bir kısmında uyanarak teheccüd namazını kıl ki Allah seni “Makam-ı Mahmuda”, şefaat makamına çıkarsın.” (İsra, 17:79) Burada kastedilen “Makam-ı Mahmudun” şefaat makamı olduğuna İslam bilginleri ittifak etmişlerdir. Peygamberimize (sav) gece teheccüdün farz olmasının hikmeti de bu makamı kazanmak içindir. Yine ümmetinin ezan duasında peygamberimizin (sav) “Makam-ı Mahmuda” çıkması için dua etmeleri de peygamberimizin (sav) şefaatine erebilmek için duadır.

Peygamberimiz (sav) de bu gerçeği ifade etmek amacı ile “Ben peygamberlerin imamı, hatibi ve şefaat makamının sahibiyim. Övünmek için değil bir gerçeği ifade etmek için söylüyorum” (Tirmizi, Menâkıb, 1) buyurmuşlardır.

Bu büyük şefaatin dışında peygamberimizin (sav) günahkâr mü’minlerin cehennemden çıkarılması ve bazı mü’minlerin cennette derecelerinin yükseltilmesi için şefaat edeceği de bir gerçektir. Bir kısım mü’minler de peygamberimizin (sav) şefaati ile cehenneme girmeden cennete gidecektir. (Buhari, Tefsir, 18; Müslim, İman, 84)

Ayrıca yüce Allah kendilerinden razı olduğu salih kulları olan ulema ve şühedaya da şefaat yetkisi vererek mü’min olan sevdiklerinden 70 kişiyi cehennemden kurtarma hakkını tanıyacağı hadislerde sabittir. (Ebu Davud, Cihad, 26)

Bütün bunlarla beraber peygamberimiz (sav) Hz. Fatıma’ya (ra) hitaben “Ey Fâtıma! Amel et! Bilhassa beş vakit namazını vaktinde kıl. Şurası muhakkak ki ben Allah’ın azabından bir parçasını bile senden defedemem” (Buhari, Vesaya, 12; Tefsir, 26; Nesai, Vesaya, 6) buyurarak peygamberin (sav) şefaatine güvenip farzlarda ihmalkârlık gösterilmemesini istemiştir. Allah’ın rahmeti ve affı, peygamberin şefaati ancak farzları elinden geldiği kadar yapmaya çalışanlaradır. Yoksa farzları yapmayan ve haramlardan kaçmayanların kurtuluşlarının çok zor olduğu bu hadisten anlaşılmaktadır.

Peygamberimiz (sav) yukarıdaki hadisinde “Ben kıyamette insanların efendisiyim” buyurarak bunun sebebinin bütün insanlığa nasıl şefaat ederek bu makama çıkacağını anlatmıştır. Bu yüce Allah’ın peygamberimize (sav) verdiği değerin ve peygamberimizin (sav) Allah katında ne kadar yüce bir makama sahip olduğunun da delilidir. Peygamberimizin (sav)  mü’minlerden günah-ı kebâir işleyerek cehenneme girenlere şefaati ise en ümmetin büyük günah işleyen ve zerre kadar imanı olan, imanlı oldukları halde cehennemde bulunan ümmetine aittir. Onlar da cehennemden çıkarılınca yedi kat cehennemin en üst tabakası olan ve günahkâr mü’minlerin bulunduğu cehennem boş kalacaktır. Allah onu ateşle doldurup kâfirlerin üzerine kilitleyecek ve bir daha onların cehennemden kurtuluş ümidi kalmayacaktır.

Allah’ın izni ile ve sırasyla “Resuller, Nebiler, Veliler, Alimler, Şehitler ve Hafızların” şefaat edeceği muhtelif hadislerle sabittir. Bütün bunlar Allah’ın takdiri, yazısı ve iradesi ile olacaktır. Yüce Allah bu yetkiyi peygamberlere, alimlere ve veli kullarına vererek onların şerefini yükseltmeyi, imanlarının ve amellerinin karşılığında diğer insanlara üstün olduklarını göstermeyi murat etmiştir.

 
< Önceki   Sonraki >