| Adil Hükümet |
|
|
|
| Pazartesi, 18 Temmuz 2011 | |
|
M. Ali KAYA İnsanların temel hakkı olan hayat, hürriyet ve mülkiyeti koruyan adil ve şefkatli bir yönetim politik biçimi ne olursa olsun basit, zulmetmeyen, sınırlı, adil ve dayanıklı, yani gerçekte çok güçlü bir yönetimdir. Asr-ı Saadetin insanlığa devr-i saadeti yaşatması bu sırdandır. Böyle bir yönetimde herkes varlığının tüm imtiyazlarının farkına varacaktır. Kendi kişiliğine saygı gösterildiği, emeğini istediği gibi kullanabildiği, emeğine ve kendisine yapılacak olan haksızlığa karşı konulabildiği sürece hiç kimse yönetime karşı gelmeyecektir. Devletin özel işlerimize karışmaması halinde hem ihtiyaçlarımız hem de onları tatmin imkânlarımız mantıkî bir gelişme çizgisi izleyebilir. Bu durumda nüfus hareketleri de problemsiz oluşur. Hukukun amacı mülkiyeti ve emeği korumaktır. Hukuk müeyyidesiz ve güç kullanmadan hayata geçmeyeceği için müeyyide ve güç kullanımını da kanunları yapan iradeye bırakacaktır. Bu da elbette halkın seçimi ile meşru yoldan iktidara gelen hükümettir. Hükümetin âdil olması da yaptığı kanunların âdil olmasına bağlıdır. Hükümet bunun için vardır. İnsan ihtiyaçlarını en az çaba harcayarak karşılama eğiliminde olan bir fıtratta yaratılmıştır. Bu nedenle en az çaba harcayarak ihtiyaçlarını karşılama eğilimi ile kanun yapan iradenin bir araya gelmesi hukukun bozulma sürecini başlatmıştır. Hukukun bozulmasının en önemli nedeni budur. Bu nedenle adaleti sağlamayı amaçlayan hukukun kendisi adaletsizliğin yenilmez silahı haline gelmiş olur. Bu nedenle hukuk özgürlüğü zulme, mülkiyeti de yağmaya dönüştürmüştür. Dolayısıyla tahribat kanun yapıcının lehine ve menfaatine göre yapılmaktadır. Bunu önlemesi gereken hükümet, sonuçta hukuku bozan, zulme ve haksızlığa, yağmaya sebep olan bir kurum haline gelmiş olur. Hukukun üstünlüğünü sağlayacak gücün haksızlığa ve zulme sebep olmaması için mutlak güç kullanma yetkisinde bulunan ve mutlak adil olan güce dayanması gerekir. Kanun yapıcının hiçbir şeye muhtaç olamaması ve hiçbir menfaatinin de bulunmaması gerekir. Bu vasıflara sahip olan güç ise yaratıcı güçtür. Adil olan ve adaleti isteyen Allah adaleti sağlayacak kuralları koymadığı ve bu konuda insanlara gerekli mesajları vermediği takdirde insanlar adalet yerine zulmü meşru hale getireceklerdir.
İnsanların fiilleri kalbin ve hissiyatın temayülatından çıkarlar. O meyiller ruhun ihtiyacından ileri gelir. Ruh ise iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendisini çekmeye çalışır. İleriyi görmeyen ve hazır lezzete meftun olan kör hissiyat onu mağlup edemez. Kanunların uyguladıkları cezalar ilâhî irade ve emirle, Allah’ın adaleti namına icra edilirse hem ruh, hem akıl, hem vicdan, hem insanın mahiyetindeki latifeleri müteessir ve alakadar olurlar. Böylece adalet tesir eder. İlâhi adalet namına elli senede verilen bir tek ceza beşerin her gün verdiği çeşitli cezalardan ve müeyyidelerden daha tesirli olur ve faide verir. Hem Allah namına olmadığı için çeşitli garazlar ve menfaatler araya girer ve abdestsiz kıblesiz namaz kılmak namaz sayılmadığı gibi, o ceza da ilâhi adalet namına olmadığı için adalet olmaz. Bu nedenle tesiri de olmaz. Evet, insanlığın saadeti dünyada adalet iledir. Adalet ise doğrudan doğruya İlâhî iradenin ve vahyin kaynağı olan Kur’ânın gösterdiği yol ile olabilir. Şayet insanlık kısa zamanda aklını başına alıp adalet-i ilâhî namına ve hakaik-ı islamiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddi ve manevi kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, ye’cüc ve me’cüclere teslim-i silah edeceklerdir. (Hutbe-i Şamiye, 75-78) Sonuç olarak adil hükümet “Adalet-i Ömeriye”yi uygulamak istiyorsa İlahî iradeye kulak vermesi ve Kelam-ı Ezelî ve Vahy-i Semavî olan Kur’ân-ı Kerimin adil kanunlarını kendilerine “Kanun-i Esasi” ve “Anayasa” haline getirmeleri şarttır. Etiketler: Adil Hükümet Adalet Adalet Mülkün Temelidir Hayat Hürriyet Mülkiyet Hukukun Üstinlüğü Devlet Hükümet |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|