|
M. Ali KAYA
Hükümler, yargı ve kararlar anlamına gelen “Ahkâm” “HKM” kelimesinin çoğuludur. Hüküm ise lügatte men etmek ve engellemek anlamındadır. Hüküm veren kimseye “Hâkim” denir. Ayrıca hüküm, emir ve irade manasına kullanılır. Hâkim vermiş olduğu hüküm ile düşmanlıkları önler ve taraflar arasındaki anlaşmazlıkları giderir. Bu sebeple kendisine “hâkim” adı verilir. (H. Karaman, Fıkıh Usulü, İstanbul-1963, s. 170) Din dilinde ise hüküm, “mükellef olan kimseye Allah’ın ve resulünün hitabı”dır. Hüküm, bu hitabın eseri ve neticesidir. (Abdulvehhab Hallâf, İlm-i Usuli’l-Fıkh, Kahire-1978, s. 100) “Namaz kılın” ayeti Allah’ın emri olan “Farz” bir hükümdür. “Haksız yere adam öldürmeyiniz” hitabı ise Allah’ın nehyettiği “Haram” olan bir hükümdür.
İslam Hukuku’na göre “Dini Hükümler” ikiye ayrılır. Birincisi, “Teklifî Hükümler” denen “amellerin” yapılıp yapılmaması veya serbest bırakılan hükümlerdir. Emirlere “farz ve vacip” yasaklara “haram ve mekruh” yapılıp yapılması serbest bırakılan hükümlere ise “mübah” denir. İkincisi ise, “Vaz’î Hükümler”dir. Bunlar ibadet ve muamelâtın sıhhati için gerekli olan hükümlerdir. Muamelât’ın ibadete dönüşmesi bu hükümlere göredir. Alışveriş, nikâh ve ahlak ile ilgili hususlar bunlardandır.
Genel olarak “Ahkâm-ı Diniye” üçe ayrılır: İtikâdî Hükümler: İnanç ile ilgili olan Allah’ın varlığı, birliği, melekler, kitaplar, âhiret âlemine ve kadere ait hükümlerdir. Amelî Hükümler: İbadet, muamelât ve ukubâta ait hükümler olmak üzere üç kısımdır. Ahlâkî Hükümler: Bunlar da “iyi ve kötü” olarak isimlendirilirler. İyilerine “fazilet” kötülerine ise “rezîlet” adı verilir. (Ömer Nasuhi Bilmen, Muvazzah İlm-i Kelam, İstanbul-1979, s. 71-72)
Yüce Allah’ın imtihan için beyan ettiği emir ve nehiylerin tamamına “Teklif” adı verilir. Teklife muhatap olana ise “Mükellef” denir. Teklif üç şekilde tahakkuk eder. Birincisi, akıl, ikincisi peygamberin gönderilmesi, üçüncüsü ise buluğ çağına gelmiş olmaktır. Bu üç şartı taşıyan kimselerin muhatap olduğu fiiller “Ef’âl-i Mükellefîn” ise sekiz kısma ayrılır. Bunlar:
1. Farz: Allah’ın kesin Kur’ân-ı Kerimde kesin olarak emrettiği ve yapmamızı istediği fillerdir. Her inananın yapması gereken namaz ve oruç gibi emirlere “Farz-ı Ayn” bazılarının yapması ile diğer mü’minlerin sorumluluktan kurtulduğu “Emr-i bi’l-Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l- Münker” ve “Cenaze Namazı” gibi emirlere de “Farz-ı Kifaye” adı verilir.
2. Vâcip: Sübûtu kat’î delil olan ayet ve hadis ile sabit olduğu halde delâleti kat’î olmayan, yani emredildiği kesin sabit olmakla beraber neye ve kime emredildiği tam olarak kestirilemeyen “Bayram Namazı” “Vitir Namazı” ve “Kurban” gibi emirlere “Vacip” denir. Buna “Sübutu kat’î, delâleti zannî” hüküm denir. Farzı inkâr insanı küfre götürürken, vâcibi inkâr insanı dalalete atar; ama küfre götürmez. Farz ile vâcip arasında böyle bir fark vardır. Ancak, her vacibi terk etmek insanı günaha sokar.
3. Sünnet: Allah’ın elçisi Resûl-i Ekrem’den (sav) sadır olan dine ve muamelâta ait söz, fiil ve takrirlerine “sünnet” denir. Yüce Allah peygambere itaat etmeyi emretmiştir. Bu emir ibadet ve muamelatta peygambere itaat etmek anlamına gelmektedir. İbadete ait farz ve vaciplerin uygulaması sünnetle olduğu gibi, farz ve vacip dışındaki ibadete ait hususlara “Sünnet” denir. Bu bakımdan sünnetler “Sünnet-i Hüdâ” ve “Sünnet-i Zevâid” olmak üzere ikiye ayrılır. Cemaatle namaz kılmak, farza tabi sünnetler, ezan ve ikamet gibi terki isaet ve kerâhet olan ibadete ait sünnetlere “Sünnet-i Hüdâ” denir. Bu nevi sünnetlere “Sünnet-i Müekked” de denir. Çünkü peygamberimiz (sav) bu nevi sünnetleri asla terk etmemiş ve ümmetine şiddetle tavsiye etmiştir. Sünnet-i Zevâid ise peygamberimizin (sav) yeme, içme, giyinme, konuşma gibi muamelâta ait sünnetleridir ki, bunlara uymak fazilet, terki isaet ve kerâhet olmamakla beraber edebden, faziletten ve rıza-i ilâhiden mahrumiyettir.
4. Müstehab: Peygamberimizin (sav) ahlak ve adaba ait tavsiye ettiği amellerdir. Bu nevi ameller işlendiği zaman fazilet ve sevaptır. Adab ve ahlak ile ilgili hususlar bunlardır. Yemeğe elleri yıkayarak başlamak, sonunda elleri yıkamak, sağ tarafa yatmak gibi sünnet olan hususlardır. Müstehab fiillere “mendup, nâfile, edeb ve tatavvu” denir.
5. Mubah: Yüce Allah’ın yapıp, yapmama konusunda kullarını hür ve serbest bıraktığı fiillerdir. Buna ayrıca “helal” adı verilir. Yüce Allah yeryüzünün bütün nimetlerini insanlar için yaratmıştır. (Bakara, 2:29) İslam bilginlerine göre insan ihtiyacını karşılayan her şeye “mal” adı verilir. Allah’ın haram kıldığı şey ihtiyaç değildir. Haram olduğu konusunda kesin bir nass, yani ayet ve hadis bulunmayan her şeyde mubahlık, yani helallik söz konusudur. İslam bilginlerinin görüşü bu şekildedir.
6. Mekruh: İşlenmesi güzel olmayan, aklen ve örfen çirkin olan ancak hakkında kesin bir nassla nehiy ve yasaklama bulunmayan terki güzel olan fiillerdir. Bir vacibin ve mütevatir sünnetin terki mekruhtur. Vacibin terki “Kerâhet-i Tahrimiye” ile sünnetin terki “Kerâhet-i Tenzihiye” ile mekruhtur. Bu sebeple mekruh “Harama yakın ve helâle yakın” olmak üzere ikiye ayrılır. Nasıl vacibi terk etmek sorumluluk gerektiriyor ise “harama yakın mekruhu” işlemek de aynı şekilde sorumluluk getirir.
7. Haram: Allah’ın Kur’ân-ı Kerimde ve peygamberinin de Kur’an-ı Kerimi tebliğ ve tatbiki bakımından açık ve kesin olarak yasakladığı hususlara “Haram” denir. Bir şeyi “Haram” etmek Allah ve Resulünün delillerle sabit kesin emri iledir. Bunun için “kat’î ve şüphesiz delil şarttır.” Bu delil de Kur’ân-ı kerimin sarih ayeti ve peygamberin mütevatir sünnetidir. Haramlar da ikiye ayrılır: Birincisi, katl, faiz, iftira, lâşe, domuz eti, zina, içki ve kumar gibi doğrudan emr-i ilâhî ile yasaklanan “Haram Li-Aynihî” denir. Bunlara şeriatın korunmasını istediği “can, mal, din, akıl ve namus” gibi temel hakları ihlal eden fiillerdir. İkinci kısım haram ise harama vesile ve vasıta olduğu ve dolayısıyla haram olan fillerdir ki bunlar; zinaya vesile olan harama bakmak, başkasına ait olan helal bir şeyi çalmak ve hakkını almak sureti ile kendisine haram hale getirmiş olur. Bu nevi haramlara da “Haram Li-Gayrihî” denir. Haram olan bir fiili helal, helal olan bir şeyi de haram kabul etmek Allah’ın ve peygamberinin emrini kabul etmemek ve karşı çıkmak olduğu için insanı küfre sokar. Allah korusun insanı imandan mahrum kılar ve ebedî cehenneme sürükler.
8. Müfsit: Meşru olan bir fiili gayr-i meşrû hale getiren, helal fiili haram hale getiren ve yapılan ibadeti bozan fiillere “müfsit” denir. Müfsit aslen caiz olmakla beraber vasfen câiz olmayan fiillerdir. Abdesti, namazı ve orucu bozan şeylere ifsat eden anlamında “müfsit” denmesi bundandır. Meşru olan namazı kahkaha ile gülmek ifsat ettiği için müfsit bir fiil olmuş olur.
Yüce Allah her şeyin yaratılışını güzel yapmıştır. (Secde, 32:7) Allah’ın yarattığı her şey güzel, verdiği hükümlerin tümü adalettir. Allah her şeyi bilen ve en uygun şekilde yapan ve yaratandır. (Hac, 22:52) Biz kullarına “insanlar arasında hükmederken âdil olmayı ve adalete uygun hükmetmeyi” emretmiştir. (Nisa, 4:58) Yüce Allah zulme ve haksızlığa “câhiliye hükmü” (Maide, 5:50) adını vermiş ve yasaklamıştır.
İslam bilginlerine göre Kur’ân-ı Kerimde “ahkâma ait” yaklaşık 500 ayet vardır. Zerkeşî, İmam-ı Gazali ve Fahrettin-i Râzi’ye göre “İbadete ait 140, Aile Hukukuna ait 70, Muamelât ait 70, Ceza hukukuna ait 30, Usûl-i muhakemeye ait 20, Savaş ve Barış Hukukuna ait 22, Mâlî ve iktisadî hukuka ait 10 olmak üzere 362 ahkâm ayeti vardır. Bun ayetlerin mükerrerleri çıkarıldığı zaman bu sayı 200’e kadar düşmektedir. Tefsir tarihi içinde “Ahkâm Tefsirleri” sadece ahkâm ile ilgili ayetlerin tefsirine tahsis edilmiş tefsirler de vardır.
|