| Bedenin ve Azaların Hakları |
|
|
|
| Salı, 02 Ağustos 2011 | |
|
M. Ali KAYA 1. Dilin Hakkı: Her organın bir sadakası vardır. “Dilin sadakası güzel ve hoş sözdür.” (Buhari, Sulh, 1) insanı güzelleştiren ve bütün çirkinliklerini öreten tatlı dilli ve hoş sohbet sahibi olmasıdır. Gereksiz sözlerden kaçınmak, gereğinden fazla sesini yükseltmek, bağırarak konuşmak ve sert söz söylemek, dili ile insanların ayıplarını ortaya dökmek ve alay etmek çok büyük günah ve kötü huylardandır. Dili ile bu gibi günahları işlemekten kaçınmalıdır. Dil senin için, Allah’ın zikrini çok yapman, kitabını okuman, insanları Allah’ın yoluna irşat etmen, içinde gizli olan dini ve dünyevi ihtiyaçlarını açıklaman için yaratılmıştır. Eğer Allah’ın yarattığı gayenin dışında kullanacak olursan Allah’ın nimetine nankörlük etmiş olursun. Allah insanları ancak dillerinin biçtikleri şeyler üzere yüzüstü cehenneme atar. Dilini şu yedi şeyden; Yalan, Sözünde durmaman, Gıybet, Münakaşa, Lanet etmek, Yaratıklara beddua etmek, İnsanlarla uygunsuz şaka yapmak, alay etmek ve dalga geçmek gibi küçük düşürücü sözlerden korumalısın. Kişi konuşmadıkça emniyette ve güvendedir, kimsenin onunla işi olmaz. Ancak konuştuğu zaman delilini de getirmesi gerekir. Konuşmada affedilmeyecek olan şey yalandır. Cahil için susmaktan daha iyisi yoktur; ancak bunu bilmiş olsaydı cahil olmazdı. Sözün tesir edeceğini bilirsen söz söyle, seni dinlemeyene yüz sözün de olsa söyleme. Muhatabın anladığı dilden konuşmak gerekir. Bazen sert ve acı ifadeler fayda verir. Katı huylu ve kara kalpliye keremle söz söyleme. Yumuşak eğeyle demirdeki pas temizlenmez. Dili ve dildeki kuvve-i zaika denen tat alma duygusunu Fâtır-ı Hakîm’ine satıp izni dairesinde kullanmayarak nefis hesabına ve mide namına çalıştırırsan o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derkesine iner ve sukût eder. Şayet Rezzak-ı Kerim’e satsan; o zaman dildeki kuvve-i zaika, rahmet-i ilâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mahiri ve Kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar. (Sözler, 27) 2. Gözün Hakkı: Göz ruhun penceresidir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer gözü nefis hesabına çalıştırsan geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyr ile şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü gözün Sâni-i Basîrine satsan, yani onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan o zaman şu göz, şu kitab-ı kebîr-i kâinatın bir mütalaacısı ve şu âlemdeki mu’cizât-ı sanat-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve Küre-i Arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar. (Sözler, 27)
İnsan küfür sebebiyle kulağa ait pek büyük bir nimeti kaybetmiş olur. Kulaktaki zar nur-u iman ile ışıklanırsa kâinattan gelen manevî nidaları işitir. Lisan-ı hal ile yapılan zikirleri, tesbihatları fehmeder. Hattâ o nur-u iman sayesinde, rüzgârların terennümatını, bulutların na'ralarını, denizlerin dalgalarının nağamatını ve hâkeza yağmur, kuş ve saire gibi her nev'den Rabbanî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlahî bir musikî dairesidir. Türlü türlü âvâzlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbanî aşkları intıba' ettirmekle kalbleri, ruhları nuranî âlemlere götürür, pek garib misalî levhaları göstermekle, o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder. Fakat o kulak, küfür ile tıkandığı zaman, o leziz, manevî yüksek savtlardan mahrum kalır. Ve o lezzetleri îras eden âvâzlar, matem seslerine inkılab eder. Kalbde, o ulvî hüzünler yerine, ahbabın fıkdanıyla ebedî yetimlikler, mâlikin ademiyle nihayetsiz vahşetler ve sonsuz gurbetler hasıl olur. Bu sırra binaendir ki, şeriatça bazı savtlar helâl, bazıları da haram kılınmıştır. Evet ulvî hüzünleri, Rabbanî aşkları îras eden sesler, helâldir. Yetimane hüzünleri, nefsanî şehevatı tahrik eden sesler, haramdır. Şeriatın tayin etmediği kısım ise, senin ruhuna, vicdanına yaptığı tesire göre hüküm alır. (İşaratu’l-İ’caz, 70) Kulağı fuhş, gıybet, bid’a sözlere kulak vermekten ve batıla, insanların kötülüklerinin anlatıldığı konuşmalara dalmaktan onları koru. O kulaklar Allah’ın ve Rasulullah’ın zikrini, evliyalarının hikmetini duyman için Âlemlerin Rabbı olan Allah’ın yanındaki daimi nimetlere ulaşman için yaratılmışlardır. Onlar ile kötü ve çirkin şeylere kulak verdiğinde senin lehine yaratılmış kulaklar aleyhine dönüşüverir, kurtuluş sebebin olan kulak helak sebebin olur, bu da büyük bir hüsrandır. Zannetme ki günah, yalnızca kötülük söyleyene vardır, dinleyen de söyleyenin günahına ortaktır, o da gıybetçilerden birisidir. 4. Ellerin Hakkı: 5. Ayakların Hakkı: Peygamberimiz (sav) “Kim ilim öğrenmek amacı ile yola çıkarsa Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır” (Müslim, Zikr, 39) buyurarak ayakların gideceği en helal ve güzel şeyin ilim öğrenmeye gitmek olduğunu bize haber vermiştir. 6. Midenin Hakkı: Mideni haram ve şüpheli şeyleri yemekten koru. Helal kazanmaya dikkat et, helali bulduğunda da onunla yetin. Karnını tamamen doyurmamaya gayret et. Çünkü karın tokluğu kalbi katılaştırır, zihni bozar, hafızayı zayıflatır, ilim öğrenme ve ibadetlerde organlara ağırlık verir, şehveti artırır, Şeytan’ın askerlerini kuvvetlendirir. Helal ile karın tokluğu her türlü kötülüğün başlangıcı olduğu halde, haram ile doyurmak nasıl olur. İnsanın kendisini zinadan ve haram ilişkilerden koruması için evlenmesi gerekir. “Evliliğin amacı da neslin çoğalmasıdır. Şehvet ve kaza-i şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz’iyedir.” (Sözler, 409) Durum bu olunca kişi bu amaca uygun davranması gerekir. Sonuç: İnsanın bütün kazanımları bu yedi azası iledir. İhtiyaçları da bu yedi azaya bağlıdır. İnsanın dünya ve dış çevre ile münasebeti de bu yedi aza vasıtasıyladır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Her nefis kazandığı şeye karşılık rehindir” (Tur, 52:21) buyurur. Kişi bu azalarla işlemiş olduğu günahlardan dolayı cehennemde rehin tutulacağı bu ayetle anlatılmıştır. Şayet bu aza ve aletler Allah’ın emrettiği şekilde amacına uygun kullanılırsa büyük kar ve kazançlar sağlanır. Sonra bütün be aza ve aletlerin ibadeti ve tesbihatı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verilecektir. Şayet Allah’ın sana emanet ettiği ve iki cihan saadetini kazanmak için sana verdiği bu aza ve âletleri Allah namına çalıştırmazsan bu karlardan mahrumiyetten başka büyük zarar edersin. Evvelâ, emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri, en kıymetsiz şeylere sarf edip nefsine zulmettin ve değerini düşürürsün. İkincisi, bütün o kıymettar cihazları hayvanlıktan çok aşağı derekeye düşürerek hikmet-i ilâhiyeye iftira ve zulmetmiş olursun. Üçüncüsü, ebedi hayatı ve bu hayata lazım olan şeyleri tedarik etmek için verilmiş olan akıl, kalp, göz ve dil gibi güzel hediye-i Rahmaniyeyi Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmiş olursun. (Sözler, 29) Allah’ın verdiği alet ve azaları Allah namına ve hesabına kullanmak hiç te zor değildir. Helal dairesi geniştir, keyfe kâfidir, harama girmeye hiç lüzum yoktur. Allah’ın insana farz kıldığı şeyler ise hafiftir, azdır. Allah’a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise bir asker gibi Allah namına işlemeli, başlamalı ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı, izni ve kanunu dairesinde hareket etmelidir. Kusur etse, istiğfar etmeli, “Ya Rab! Kusurumuzu affet, bizi kendine kul kabul et, emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Amîn!” demeli ve ona yalvarmalıdır. (Sözler, 29) Peygamberimiz (sav) “Sizden her birinizin her bir azasının tesbihi ve sadakası vardır. Her tesbih sadakadır, her tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır. Emr-i bi’l-maruf ve nehy-i anil-münker sadakadır” (Müslim, Misafirun, 74) buyurarak her bir azanın ibadetinin olduğunu ve hakkının verilmesi gerektiğini anlatmıştır. "Kişinin kendisini ilgilendirmeyen, malayani şeyleri terk etmesi müslümanlığının güzelliğidir” (Tirmizi, Zühd, 11) buyurmuşlar ve herkesin kendi işine ve vazifesine odaklanması gerektiğini belirtmişlerdir. Etiketler: Bedenin ve Azaların Hakkı Göz Kulak Eller Ayaklar Mide Cinsiyet Organı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|