Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Demokrasi ve Hâkimiyet
Advertisement
Demokrasi ve Hâkimiyet PDF Yazdır E-posta
Cuma, 11 Mart 2011

Mustafa CAN
Hâkimiyet ya şahısta, ya zümrede veya milletin hür iradesinde olur. En âdil olanı her insanı özgür bireyler haline getiren hür irade ve istekleri ile yönetime katkı sağlamak şeklindedir. Bu da ancak “demokrasi” mümkün ile olur. İnsanları zorlamak, iradelerine ve haklarına müdahale etmek ve sınırlandırmak istibdattır. İstibdat ise Allah’ın hür bireyler olarak yarattığı insanların insanlığını mahveder. Bu ise zulümdür. Allah zulümden münezzeh olduğu için insanları hür olarak yaratmıştır. Allah’ın hür olarak yarattığı insanı kul ve köle yapmak en büyük günahtır. İnsanlığa hürriyeti getiren peygamberimizdir.(sav) İnsanlığı zulümden ve kölelikten kurtaran İslamiyet’tir.

Hâkimiyetin iki anlamı vardır. Biri genel hâkimiyettir ki bu Allah’a aittir. Özel hâkimiyet ise Allah’ın insana tanıdığı irade ve hürriyet sınırları içindeki cüz’î hâkimiyetidir. İnsanın hürriyeti Allah’ın insana yetkidir. İnsan bu yetkisi ile yeryüzünde hilafet görevini yapar ve mahlûkat üzerinde tasarruf eder. Allah insana liyakat ve hakkaniyet üzerinde adalet ölçüleri içinde hükmetme yetkisi vermiştir. Ancak baskı ve zulmü yasaklamıştır.

İnsanın insanlar üzerinde hâkimiyeti onların rızasına dayanır. Nitekim Hz. Peygamber (sav) toplumun ve cemaatin görüşlerini alarak ona göre onları yönetmektedir. Bu nedenle hilafetin meşruiyeti toplumun kabul ve rızasına bağlıdır.

Dünyaya ait işlerde insanların meşveretle hareket etmesi dinin emridir. Meşveret ise genel hükümleri değiştirmek, hak ve hukuku çiğnemek için yapılmaz. Farzların yapılmasında tatbikat ve tercihattır ki meşverete ihtiyaç gösterir. Mebusların ve parlamentonun görevi temel hakları ve hukuku su-i istimalden ve haksız uygulamalardan korumak, adaleti sağlamak için kanunları yapmak ve hukukun etrafında sur etmektir. Aslı değiştirmek değildir. (Münazarat, 41-42)  Dünyevî işlerde ümmetin bir konuda ittifakı dinin bir esası gibidir. Çoğunluğun görüşü ve temayülü şeriatta muteber ve muhteremdir. (Bediüzzaman, Münazarat, 40)

Osmanlı devleti 1837’de “Meclis-i Ahkâm-ı Adliye” 1868’de “Divan-ı Ahkâm-ı Adliye” dairelerini kurdu ve 1876’da ise “Kanun-i Esasiyi” kabul ederek “Meclis-i Mebusanı” açmıştır. 1908’de ise Meşrutiyeti ilan ederek parlamenter sisteme geçmiştir.

Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi “Müslümanların işleri aralarında meşveret iledir” (Şura, 42:38) ve “İşlerde onlarla istişare et!” (Al-i İmran, 3:159) ayetlerinin siyasi hayatta uygulanmasından ibarettir. Bediüzzaman’a göre Meşrutiyet/Demokrasi “hâkimiyet-i millettir” “efkâr-ı âmmenin/ kamuoyunun hâkimiyetidir” “herkesi bir padişah hükmüne getirir ve devlet idaresinde rey sahibi yapar” “hür iradenin ve aklın hâkimiyetini sağlar.” (Münazarat, 24)

Hulefâ-i Raşidin, yani peygamberimizin (sav) halifeleri hem halife, hem Cumhurreisi idiler. Peygamberimizden sonra dinin adalet ve hakkaniyet hükümlerini tatbik ettikleri ve için hem halkın seçimi ile geldikleri için Cumhurbaşkanı hem halife idiler. Ancak manasız isim ve resimden ibaret değillerdi. Hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi taşıyan manay-ı dindar cumhuriyetin reisleri idiler. (Bediüzzaman, Tarihçe, 355)

İslam, hürriyet, hukuk, hoşgörü, adalet ve sosyal refahı esas alır. Servetin belli ellerde toplanmasına engel olur ve tabana yayılmasını emreder. (Haşr, 59:7) zekatı emrederek zenginin malında fakirin hakkı olduğunu ve bu kırkta bir oranındaki bu hakkın ona verilmesini ister ve emreder. Siyasetin amacını “adalet” “ihkâk-ı hak” ve “menfaat-i umumiyeyi” düşünmek olarak tespit eder. Millete hizmeti emreder, bunun ölçüsünü de “menfaat-i şahsiyeyi terk etmek” ve “malından fedakârlık etmek” olarak gösterir. Bu sayılan hususlar yoksa siyasilerin sözlerinin yalan ve hileden başka bir şey değildir.

Sonuç olarak milletin hâkimiyeti milletin iradesinin hür olarak yansımasıdır. Bu irade siyasi olarak yansıdığı zaman bu irade dinen de makbuldür. Dolayısıyla halkın idarecisini seçmesi milletin iradesinin hâkim olması demektir. Bu cihette din ile demokrasi aynı noktada buluşur.


Etiketler:  Hâkimiyet Demokrasi Demokrasi ve Hâkimiyet Hürriyet Meşrutiyet Cumhuriyet
 
< Önceki   Sonraki >
CUMHURIYET
HüRRIYET
MEşRUTIYET
DEMOKRASI
HâKIMIYET