| DİN VE HÜRRİYET |
|
|
|
| Salı, 08 Nisan 2008 | |
|
M. Ali KAYA Dinsiz bir millet yaşayamaz. Milletlerin meydana getirdikleri devletler de dinsiz yaşayamazlar.
Bir milletin devlet haline gelebilmesi ancak bir dine dayanmakla mümkündür. Tarih boyunca devletler dini amaçlarla, dini temeller üzerine kurulmuşlardır. Dine dayandıkları ölçüde ayakta kalmışlar, dinden uzaklaştıkça yıkılmışlardır. Bu dinin hak bir din olması gerekmez; batıl bir din de olsa devleti devamlılığı dine bağlıdır. Laik devletlerde de dine saygı vardır ve halkının din ve vicdan hürriyetini sağlamakla kendi hayatiyetini devam ettirebilir; aksi taktirde çöker. 80 yıllık din düşmanlığı ideolojisinden sonra sistemin çökmesi ile komünizmi terk etmeye mecbur kalan Rusya buna en yakın bir örnektir.
Tarihi seyir içerisinde batı Roma din ile mücadele ettiği için yıkılırken, Doğu Roma muharref Hıristiyanlığa sahip çıkarak hayatiyetini 1453 tarihine kadar devam ettirmiştir. Ancak hak bir dini kendilerine rehber eden Osmanlılar tarafından yıkılabilmiştir. Osmanlı da dine dayanarak kurulmuş, dinden uzaklaştığı için yıkılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti de dini amaçla kurulmuş ve dindar insanların sayesinde varlığını devam ettirmektedir. Din duygusunun hakim olduğu fertler idare bakımından itaatkar ve uyumlu olan insanlardır. Dinsiz birkaç kişinin idaresi dindar milyonların idaresinden zordur. Böyle insanlar idarece muzır oldukları gibi hiçbir sorumluluk taşımadıkları için serkeş olduklarından hiçbir kayıt altına girmek istemezler. Din fertlerde vazife ve sorumluluk duygusunu geliştirir, fedakarlık ve insana hizmet şuurunu verir, hak ve hürriyetlere saygı, yardımlaşma ve kardeşlik ruhunu oluşturur. Bütün bunların kaynağı dinin insanlara telkin ettiği “Allah’a ve ahrete iman” esasıdır. Bir ülke halkına “Ahrete iman” hükmetse, “samimi hürmet, ciddi merhamet ve rüşvetsiz muhabbet, hilesiz hizmet ve riyasız ihsan ve fazilet inkişafa başlar.” Eğer bu “iman hükmetmezse, garaz, menfaat, sahtekarlık, bencillik, riyakarlık, rüşvet ve aldatmak gibi haller meydanı doldurur. Asayiş ve insanlık adına anarşi ve vahşet manaları hükmeder.” O ülkede yaşamak mümkün olmaz. Bütün bunlardan dolayı dinin insanlara verdiği bu ahlaki meziyet ve faziletlere devletin ne derece ihtiyacı olduğu açıktır. Devletin trilyonlar harcayarak eğitime yapmış olduğu yatırımın amacı bu meziyetlere sahip insanlar yetiştirmek değil midir? Dinin önemli amaçlarından birisi de insanı her nevi baskı ve zulümden kurtararak hürriyetine kavuşturmaktır. Allah’a hakiki kul olan kula kulluğa tenezzül etmez. Yalnız Allah’a ibadet eder ve yalnız Allah’tan yardım ister. Ne kendi nefsinin arzularına uyarak kötü alışkanlıklarının esiri olur; ne de bir başkasının keyfî arzu ve isteklerine tabi olur. Ne bir biçareye tahakküm eder, ne de bir zalimin tahakkümüne boyun eğer. Akıl ve bilgi yolunu tutarak hür bir şekilde yaşar. Sorumluluk duygusunu imandan kaynaklanır. İnsan telkin ve dayatmaya yönelik çabaların sonunda sorumluluk duygusuna ulaşmaz. Ancak düşüncesi, kendi çabası ve tercihi sonucu ulaştığı iman ile sorumluluk duygusunu kazanır. Çünkü bu onun kendi tercihidir. Bu tercih hür iradesinden kaynaklandığı için kendisini sorumlu hisseder. Gerçek din eğitim ve öğretimi bunu verir. Din adamı ve din dersi öğretmeni belli dogmaları öğreterek öğrencilerini karara zorlayıcı değil, eğitim ortamını hazırlayarak, sorgulama ve akıl yürütme metotlarını gösteren rehberdir. Öğretmenin asıl konumu budur. Nitelikli bir din eğitimi öğrencilere akılla hareket etmeyi, düşünmeyi, iradesini hür bir şekilde kullanmayı ve doğru tercihlere ulaşmayı sağlar. Aklını ve vicdanını her türlü baskıdan kurtarmayı ve ferdin hürriyetini sağlamayı amaçlar. Öğrenciye kendini ve kabiliyetlerini tanımayı, yaşanan hayatı, kainatı ve inancı ile bütünleştirmeyi öğretir. Kararı hür iradesine bırakır. Bunun sonucu olarak öğrenci hayatın anlamını keşfeder hayatı anlar ve yorumlar. Kendi başına düşünebilir. Yeni düşünceler üretir. Eleştirel zihniyete sahip olabilir. Hür ve bağımsız iradesini kullanarak doğru tercihler yapabilir. Hür düşünce üretebilen bir fert başkalarının haklarına, düşünce ve hürriyetine saygılı olur. Kendisi hür olmayan başkasının hürriyetine nasıl saygı duyar? Kendisini çatışmalardan ve çelişkilerden kurtaramayan başkasına karşı dürüst olabilir mi? Kendisinde olmayan başkasına nasıl verir? Bediüzzaman’ın ifadesi ile, “İman ne derece mükemmel olursa hürriyet o derece parlar.” Hürriyet imanın gereği ve Allah’ın insanlara en büyük ihsanıdır. İnsanın insanlığı iradesini hür olarak kullanmasındadır. İrade hürriyetini sağlayan eğitim en mükemmel eğitimdir. Dinin ve din eğitiminin amacı da budur. Etiketler: Din Hürriyet Din ve Hürriyet Lâiklik Din ve Vicdan Hürriyeti Ahirete İman Sorumluluk |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|