Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Ekonomik ve Çevresel Haklar
Advertisement
Ekonomik ve Çevresel Haklar PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 11 Ağustos 2011

M. Ali KAYA
1. Emeğin Hakkı:
Dinimiz emeğe ve emekçiye büyük değer vermiştir. İnsan eli ile işlenen ve yapılan her şey “emek” olarak değerlendirilir. Kişinin kazancının en helal olanı elinin emeğinin ürünü olan kazançtır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kazancın en helali kişinin elinin emeği ile kazandığıdır. Allah’ın peygamberi Hz. Davud (as) yönetici/kral olduğu halde elinin emeği ile geçimini sağlardı” (Buhari, Büyu’, 15; Enbiya, 37) buyurmuşlardır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin!” (Bakara, 2:168; Maide, 5:88) buyurarak helal kazancı emretmiş hakkı olmayanı yasaklamıştır. Nitekim “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksız yere yemeyin; ancak karşılıklı rızaya dayanan ticaretle yiyin” (Nisa, 4:29) ferman buyurmuştur. Yüce Allah insanın emeğinin karşılığı olan “Salih amelin ücretinin karşılığını tastamam veririz” (Hud, 11:15) derken bizlere de “İnsanların haklarını eksik vermeyiniz” (A’raf, 7:85) emretmektedir.

Emeğin hakkını zamanında vermek gerektiğini peygamberimiz (sav) “İşçinin ücretini alnının teri kurumadan veriniz” (İbn-i Mace, Rehin, 4; İ. Canan, Kütüb-ü Sitte, 17:304) hadisi ile bize emretmiştir. Çalışanın hakkını zamanında vermemek onu mağdur etmek olduğu için bir haksızlıktır, bu nedenle zamanında verilmesi gerekir.

İşveren işçisinden sorumludur, onu minnet altında bırakmamalı ve iş gücüne göre çalıştırmalıdır. Gücü yetmeyeceği işi yüklememelidir. Peygamberimiz (sav) “Ben kıyamet gününde üç kişinin hasmıyım. Bunlardan birisi de çalıştırdığı işçinin ücretini vermeyen kişidir” (Sahih-i İbn-i Hibban, 16:333) buyurarak emeğin hakkının değerini ifade etmiştir.

Buna karşılık işçi de ücreti hak etmesi ve helal ettirmesi için işine gereken önemi ve değeri vermelidir. Bu da iş sahibinin işçideki hakkıdır. Peygamberimiz (sav) “Allah işçinin yaptığı şeyi özenerek güzel yapmasını ister ve sever ve bundan dolayı ondan razı olur” (Beyhaki, Şuab-ı İman, 4:335; Müsned-i Ebu Ya’lâ, 7:349) buyurmuşlardır.

İşçinin yaptığı iş ve çalıştığı yer ve mal, mal sahibinin emanetidir. Emaneti en güzel şekilde korumakla mükelleftir. Emanetin zayi edilmesi büyük bir haksızlık ve sorumluluktur. İşçi kasıt unsuru olmayan zayiattan sorumlu değildir; ancak kasıt ve ihmali olursa sorumlu olur ve zayiatı tazmin etmesi, ödemesi gerekir. Bu da mal sahibinin hakkıdır.

Peygamberimiz (sav) “Çalıştırdığınız kimselere yediğinizden yedirini giydiğinizden giydirin” (Müslim, Züht, 74) emretmişlerdir. Dolayısıyla aynı seviyede yeme ve giyinme hakları vardır. Ayrıca hata ve kusurlarının da affedilmesi gerekir. Bir sahabenin “Ya Resulallah! Bir hizmetçim hata işleyince kaç defa affetmemi istersiniz?” demesi üzerine “her gün yetmiş defa affedin” (Ebu Davud, Edeb, 124) ferman etmişlerdir.

2. Hayvanların Hakları:
Yüce Allah hayvanları insanların emrine vermiş ve ihtiyaçlarını gidermek amacı ile tasarrufta bulunma yetkisini de insana vermiştir. İnsanlar gıda, giyinme, süslenme ve mal sahibi olma gibi ihtiyaçların çoğunu hayvanlardan karşılamak durumundadır. Bu nedenle hayvanlara karşı pek çok hakları vardır.

Her şeyden önce onları emrine verip ve kendisine hayvanlar üzerinde tasarruf yetkisi veren yüce Allah’a şükretmelidir. Hamd ve şükür ise sadece dille yapılmaz. Öncelikli olarak hayvanları ve eşyayı Allah’ın kendi tasarrufuna verdiği emaneti olarak görmeli, onları korumalı ve değer vermelidir.

Hayvanların dili yoktur şikâyet edemezler, Allah onları insana itaatle mükellef kılmıştır, karşılık veremezler ve isyan edemezler. Sahib-i hakikileri Allah’tır. Bu nedenle hayvanların hakkı ve insanın vazifesi “merhametle ve şefkatle” muamele etmektir. Hayvanlara yapılan haksızlık ve zulmü Allah karşılıksız bırakmaz. Zira zayıfın, acizin ve mazlumun sahibi Allah’tır. Onlar lisan-ı haliyle Allah’a arz ederler “Rahman ve Rahim olan Allah” onların hakkını alır ve zalimi kesinlikle cezalandırır. Bu nedenle Allah’tan korkmalı ve hayvanlara işkence ve haksızlık yapmamalıdır. Kaldıramayacakları yükü yüklememelidir. Onları aç ve susuz bırakmamalıdır. Keyfine göre öldürmemelidir.

İnsanın vazifesi ve hayvanatın insandaki hakkı “Şefkatle muameledir.” Peygamberimiz (sav) “Merhamet etmeyen merhamet görmez. Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki göktekiler de sizlere merhamet etsinler” (Ebu Davud, Edeb, 58, 66) buyurmuştur. “merhamet ancak şaki/kötü/cehennemlik kulun kalbinde bulunmaz” (Tirmizi, Birr, 16) buyurur peygamberimiz. (sav) “Şefkat ve merhametten nasibi olmayanın hayırdan nasibi yoktur.” (Müslim, Birr, 75)

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde insanların evcilleştirdiği hayvanlara “En’âm” yani “Nimetler” demiştir. Önemli bir sureye “Enâm Suresi” adı verilmiştir. “Sekiz çift nimeti sizin için inzal ettik” (Zümer, 39:6) buyurarak bu hayvanların cennetten inzalini ifade ile nimetiyet cihetine dikkatimizi çekmiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri yağmura “rahmet” dendiği gibi koyun, keçi, sığır, deve gibi ehlî hayvanlara da “nimet” denilebileceğini ifade ile bu hayvanların eti, sütü, derisi, tüyü, kemiği ve dışkısının nimet olduğunu ve nimet olmayan ve insanın istifade etmeyeceği bir parçasının olmadığına dikkatlerimizi çekmektedir. (Lem’alar, 368)

Nimet şükür görmezse elden çıkar. Nimeti veren de o nimetlerin değerini bilmeyeni dünyada mahrumiyetle, ahirette de nankörlüğün cezası ne ise onunla, hayvanların haklarına tecavüz edilmiş, dövülmüş ve işkence edilmişse en ağır cezayı vererek hayvanların hakkını alır, sahibini de cehenneme atar.

Peygamberimiz (sav) koyunu “bereket” deveyi “izzet” ve atı da “hayrın sembolü” olarak nitelemiştir. Koyunda bereket olduğunu, hayır ve bereketin de kıyamete kadar atın perçemine bağlı olduğunu bize haber vermiştir. (İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte, 17:269-270)

3. Çevrenin Korunma Hakkı:
Çevre insanın yaşadığı evin bahçesinden tut, sokak, cadde, mahalle, şehir çevresi, bağlar, bahçeler, ormanlar, bitkiler ve bil-cümle eşyalardır. Hava, su, toprak, madenler de çevreye dahildir. Yüce Allah insanı yeryüzüne halife yapmış (Bakara, 2:30) yani, çevreyi düzenleme, mahlukatı idare etme yetkisi vermiştir. bütün mahlukatı insanın emrine veren yüce Allah bunu temlik suretiyle değil, emaneten vermiştir. hiç kimse bu nimetlerden hiçbirinin hakiki sahibi değildir. Mülk Allah’ındır. Bedenimiz ve azalarımız dâhil bizde emanet olarak durmakta ve istifademiz hakiki sahibi olan Allah adına ve hesabına, rızası ve emri dairesinde olmalıdır. Bunun için her tasarrufumuzda “Bismillah” diyerek Allah adıyla olmalıdır. Hal böyle olunca emaneti korumak, israf etmemek, emir olunanın dışında kullanmamak ve kirletmemekle mükellefiz. Mahlûkatın ve çevrenin hakkı budur.

Çevre insanlarla beraber diğer hayvanların ve bitkilerin de ortak malıdır. Çevrede herkesin hakkı vardır. Hava, su, güneş zaten kimsenin temlik etmesi mümkün olmayan ortak nimetlerdir. Bu nedenle havayı kirletmek, güneşe engel olmak, sudan diğerlerini mahrum etmek büyük haksızlık ve vebaldir. Bilhassa çevreye zarar vererek diğer mahlûkatın zarar görmesine sebep olmak zarar gören mahlûkat sayısınca haksızlık ve onların hukukuna bir tecavüzdür. Bu nedenle kişi tarlasındaki otları yakamaz. Zira içinde binlerce canlı ölür ve yok olur. Buna hiçbir insanın hakkı yoktur.

İhtiyacından fazla malı harcamak israftır. İsraf ise yüce Allah’ın “Yiyiniz, içiniz, ancak israf etmeyiniz” (Araf, 7:31) emri ile yasaklanmıştır. Ayrıca Allah “İsraf edenler şeytanın dostlarıdır” (İsra, 17:27) buyurarak israfın dehşetli sonucunu bize haber vermiştir.

Peygamberimiz (sav) “Yeryüzü ümmetimin mescididir” (Nesai, Mesacid, 42) buyurarak yeryüzüne mescit gibi değer vermek gerektiğini, kirletmemek icap ettiğini bize haber vermiştir. Zira mescit, namaz kılınan yer demektir. Namaz ise temiz olmayan yerde kılınamaz. Burada çok ince ve kibar bir üslupla “Çevre temizliğine” emir vardır. Ayrıca mescide abdestsiz girmek mekruh olduğundan daima abdestli ve temiz halde bulunmaya teşvik edilmiştir.

Mescitler Allah’ın evleri, insanlar da Allah’ın ibadet eden misafirleridir. İnsan her hali ile ibadet edebileceği ve ibadetin çok çeşitleri bulunduğu için daima abdestli olmak, tefekkür ve tekebbür ile, niyet ve hayal ile, beden ve ruh ile daima ibadet halinde bulunmak gerekir. Mahlûkatın her biri kendi lisan-ı haliyle de ibadet üzere olduğu için yeryüzü yine mescit sayılmaktadır. Temizliğine ve bakımına, düzenine ve nezahetine dikkat edilmek gerekir. Bunu kim yapacaktır? Elbette insan. Zira tasarruf yetkisi ona aittir. Bu yetkiyi kötüye kullandığı zaman sorumluluktan kendisini kurtaramaz.

Çevre insanın evinden ve eşyalarından başlar. İnsan üzerindeki elbiselerini çıkardığı zaman uluorta ortaya atmamalı, katlayarak ve besmele çekerek koymalıdır. Kirlenen kapları ve elbiselerini hemen yıkamalıdır. Zira her şey lisan-ı haliyle Allah’ı tesbih eder. (İsra, 17:44) Temiz halde oldukları zaman tesbih ederler, kirlenince tesbihleri kesilir. Bu nedenle kirlenen bir kabı ve elbiseyi hemen yıkayan onun tesbih ve ibadetinden istifade eder. Aksi takdirde o eşyanın tesbihine engel olduğu için hakkına tecavüz etmiş ve ona haksızlık etmiş olur.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Muhakkak ki Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever” (Bakara, 2:222) buyurur. Tövbe ruhun temizliği, temizlenme ise beden ve çevrenin temizliğidir. Peygamberimiz (sav) “Allah temizdir, kuddustür, temizliği sever, kerimdir keremi sever, cömerttir, cömertliği sever, evlerinizin çevresini temiz tutunuz” (Tirmizi, 5:111) ferman etmişlerdir. Ayrıca “İslam temizliktir, öyle ise temizleniniz. Bilin ki temiz olandan başkası cennete giremez” (Münziri, Zevaid, 5:132) buyurarak temizliğin cennete girmenin şartı saymıştır.

Müslümanın sünnet olması, traş olması, bıyıklarını kısaltması, tırnaklarını kesmesi, (İbn-i Hibban, Sünen, 12:293) dişlerini misvaklaması, (Nevadiru’l-Usul, 1:185) dinimizin emirlerindendir. “Temizlik imanın yarısıdır” (Müslim, 1:203) buyuran peygamberimiz (sav) ağız temizliğine ayrı bir önem vermiş ve “Ağzınızı temiz tutunuz; zira ağızlar kuranın yollarıdır” (Keşfu’l-Hafa, 1:342) buyurarak sadece maddi temizlikle kalmamak gerektiğini, çirkin sözlerden, yalan ve küfürlü konuşmaktan da temiz tutulması gerektiğini belirtmiştir.

Çevre düzeni ve ağaçlandırma konusunda da peygamberimiz (sav) “Kıyamet kopacak olsa elinizdeki fidanı dikmeden bırakmayınız” (Makdisi, Ehadisi’l-Mütevâtire, 7:262) buyurmuş ve peygamberimiz (sav) bizzat ağaç dikerek ümmetine örnek olmuştur. Meyve ağaçlarını kırmayı ve kesmeyi yasaklamıştır. (Humeydi, Müsned, 1:199)

Son olarak peygamberimiz (sav) “Yedi şey kişiye öldükten sonra sevap kazandırmaya devam eder. Öğretilen ilim ve yazılan kitap, açılan su arkı, kazılan kuyu, dikilen ağaç, yapılan cami, okunması için bırakılan kur’an, kendisine hayır dua edecek olan hayırlı evlat” (Zevaid, 1:167) buyurarak ağaçlandırma ve sulama faaliyetlerini teşvik etmiştir. Bu gibi hayırların sevabı insanlar, kuşlar ve hayvanlar istifade ettiği sürece devam eder, kişi ölmüş olsa da günah cihetiyle ölmüş, sevap yönünden yaşamaya devam etmiş olur.


Etiketler:  Ekonomik Haklar Emeğin Hakkı Emek Hayvanların Hakkı Çevre Çevre Düzeni Çevrenin Korunma Hakkı
 
< Önceki   Sonraki >