Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Hak, Hukuk ve Kul Hakkı Nedir?
Advertisement
Hak, Hukuk ve Kul Hakkı Nedir? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 29 Temmuz 2011

M. Ali KAYA
Hak Nedir?
Hak kelimesi Kur’ân-ı Kerimde 247 yerde geçmektedir. Allah’ın zat-ı ilâhisini ifade etmek için “Melikü’l-Hak” (Taha, 20:114) “Hakku’l-Mübîn
” (Nur, 24:25) “Rabbükümü’l-Hakk” (Yunus, 10:31) isimleri ile kullanılmıştır. Fussilet Suresinde “Onun Hak olduğunu bilmeniz ve anlamanız için varlığımızın delillerini enfüste ve afakta göstereceğiz” (Fussilet, 41:53) ayetinde de Allah’ın varlığını ifade etmek için “Hak” kelimesi kullanılmıştır. Peygamberimiz (sav) “Allah’ın doksan dokuz ismini saydığı hadisinde Hak ismini de saymıştır. (Tirmizi, Daavat, 82; İbn-i Mâce, Duai 10) Teheccüd Namazında “Allahım! Sen Haksın, vaadin hak ve sözün haktır; kıyametin kopması da haktır” buyurarak Allah’a dua ederdi.

İslam bilginleri daha çok “Cenab-ı Hak” ifadesi ile Allah’ın Hak ismini anarlar. Cenâb saygı unvanı olarak kullanılmış ve Hak ismine izafe edilmiştir. Bu nedenle Allah ismine saygı gereği de “Cenab-ı Allah” denilmiştir. “Mabud-u Bil-Hakk” ve “Hak Sübhâneu ve Teâlâ” şeklinde de sıkça ifade edildiği bir gerçektir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hakikat ilmini, hakiki hikmeti istersen, Cenab-ı Hakk'ın marifetini kazan. Çünkü, bütün hakaik-i mevcudat, ism-i Hakk'ın şuaatı ve esmasının tezahüratı ve sıfatının tecelliyatıdır” (Sözler, 436) “Vacibü'l Vücudun mahiyet-i kudsiyesi, mahiyet-i mümkinat cinsinden değildir. Belki, bütün hakaik-ı kâinat, o mahiyetin Esma-i Hüsna'sından olan Hak isminin şualarıdır” (Mektubat, 242) buyurmaktadır.

Varlıklar Allah’ın “Hakk” isminin tecellileri olduğu için varlığa “Manay-ı Harfî” ile, yani allah’ın varlığını, isim ve sıfatlarının yansımalarını gösteren birer vasıta nazarı ile bakmak ilim ve Marifetullahtır. “Manay-ı ismi” ile yani bizzat kendi kendine bir anlamı olduğu yönü ile bakmak cehalettir. Bu nedenle esere bakıldığı zaman usta, sanata bakıldığı zaman sanatkar ve nimete bakıldığı zaman mün’im-i hakiki akla ve fikre gelmelidir. (Mesnevi-i Nuriye, 46) Böylece eşyanın hakikati ortaya çıkmış ve niçin yaratıldıkları anlaşılmış olur. Varlığa böyle bir bakış “hakikati” ortaya çıkarır ve bu ilim unvanını alır. Bunun tersi ise hakikati ifade etmediği ve hak olmadığı için cehalettir. Bu nedenle Bediüzzaman “Varlığın iki yüzü vardır. Bir yüzü Hakka bakar, diğer yüzü halka bakar. Halka baka cihet Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya cam gibidir ki altında hakka bakan yönü gösterir” demektedir.

Cenab-ı Hak, Hak ismi ile varlıkları anlamlı kılmış ve hikmetli bir yaratılışla var etmiştir. İnsan aklının hikmet gücüyle ve manay-ı harfi ile varlıklara bakarsa yaratılış amacını görebilmekte ve hakiki marifete ulaşabilmektedir. Böylece akıl ve hikmette istikameti bularak namazdaki “Sırat-ı Müstakim” duasının sırrına ermektedir. (M. Said İşeri, Köprü, Güz-2006)

Hak isminin eşya üzerinde tecellisi “Her hak sahibine istidadı nispetinde hakkını vermek” ve “Hakkı hak bilip ona uymak, batılı da batıl bilerek ondan kaçmaktır.” (İşaratu’l-İ’câz, 29; Sözler, 67) Buradan Hak isminin hayat sahiplerine “Hukuk-u Hayat” tabir edilen şerait-i hayatiyeyi vermesi ve hayatlarını muhafaza etmek için onlara gereken cihazatı ihsan etmesi ve umum zihayatları ihkak-ı hakla haklarını vermek ve haksızları cezalandırmak şeklindedir. (Lem’amar, 342; Sözler, 586) Buradan Adalet ortaya çıkmaktadır. Haşrin hak olması ve her hak sahibine hakkını vermesi de “Hak” isminin ahiretteki tecellisidir. Bu nedenle de “haşir haktır ve muhakkaktır.” (Şualar, 199)

Bu hakikatleri bize ders veren Kur’ân-ı kerim de Cenab-ı Hakkın Hakk isminin gereğidir. “Hak olup, Hakdan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurani hikmeti neşreden” bir kitaptır. (Sözler, 37)  Bu nedenle “Hak Rabbin tarafından gelir” (Al-i İmran, 3:60) ayeti bunu en güzel şekilde ifade etmektedir. Bu sebeple Kur’ân-ı Kerimin verdiği haberler hakikatin ifadesi, mutlak doğru, hak ve adalettir. Bu nedenle “Kim haksız yere bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir” (Maide, 5:32) ayeti ile “İkisinin nazar-ı kudrette bir olduğu gibi, nazar-ı adalette de bir olduğunu” ifade etmiştir. (Sünuhat, 27)

İnsanın fıtratı mükerrem olduğu için kasten hakkı arar. (Mektubat, 455; Muhakemat, 110; Mesnevi, 210) Bu da insanın insanlık cevherinden kaynaklanmaktadır. Zira Allah insanı “Ahsen-i takvimde” yani en mükemmel surette yaratmıştır. (Tin, 95:4) Bu nedenle insana Allah’ın en büyük nimeti ve hediyesi “hakkı hak bilmek ve batılı batıl bilmek” olan hidayet nimetidir. Hidayet dünyevi ve uhrevi bilcümle saadetlerin kaynağıdır. Hak ise ihtiyaca, şartlara,  kabiliyetlere ve yeteneklere göre değişir. Karmaşıktır ve binlerce yetenek ve farklı durumlar söz konusu olduğu için de her bakımdan hak ve hidayet üzere olmak gerçekten zordur ve hakkı bulmak her sahada ilim ve ihtisas gerektiren bir konu olmuştur. Genellikle hak ve hidayet, gerçekler ve hakikatler detaylarda gizlidir. Böyle olduğu içindir ki hak ve hidayeti ders veren yüz binlerce peygamberler ve onların getirdiği hakkı anlatan milyonlarca ilim adamları olduğu halde yine de herkes bundan hissesini tam olarak alamamakta ve hidayeti bulmakta zorlanmaktadır.

İnsanlar mükerrem oldukları için daima hakkı ararlar ancak karşılarına batıl çıkar ve hak diyerek alıp koyunlarında saklarlar. (Mektubat, 354) Hiç kimse bile bile yanlışı ve batılı müdafaa etmez ve suçu hiç kimse üzerine almaz. Ancak cehaletinden hakkı batıl, batılı hak zannederek müdafaa ederler.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hak aldatmaz, hakikatbin aldanmaz” (Sözler, 216) buyurarak hak ve hakikati bilenin aldanmayacağını ve aldatmayacağını ifade etmiştir. “Evet hakkı tanıyan, hakkın hatırını hiçbir hatıra feda etmez. Zira hakkın hatırı âlidir; hiçbir hatıra feda edilmemek gerektir.” (Münazarat, 49) “Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar. (Mektubat, 256) demektedir.

Hukuk Nedir?
Hukuk, hakkın çoğuludur. Temel hakların tamamını içine alır. Temel haklar “Kul hakkına” dayanır. Yani hakların temelinde “kul hakkı” vardır. İslam dini haklar konusunu temel hak olan “kul hakkı” ile çözüme kavuşturmuştur.

Kul hakkı da çeşitli bölümlere ayrılmış ve ilk olarak “Nefsin Hakkı” terimi ile hayata geçmiştir. Peygamberimiz (sav) “Şüphe yok ki senin üzerinde vücudun/nefsinin hakkı vardır, gözlerinin hakkı vardır, hanımının hakkı vardır, ziyaretçilerin hakkı vardır” (Buhari, Savm, 55, 56; Müslim, Sıyam, 181-193) “Rabbinin hakkı vardır, nefsinin hakkı vardır, ailenin hakkı vardır. Öyle ise hak sahiplerinin her birine hakkını ver” (Buhari, Savm, 51; Edeb, 86) buyurarak bu hakları saymıştır.

Kişinin kendi haklarından sonra diğer insanların hakları başlar. Bu husus da peygamberimiz (sav) “Müslüman’ın Müslüman üzerinde altı nevi hakkı vardır. Bunlar da karşılaştığı zaman selam vermek, davetine icabet etmek, nasihat istenirse nasihatini esirgememek, aksırınca hamd ederse ‘yerhamükallah’ demek, hasta olunca ziyaretine gitmek, öldüğü zaman cenazesine iştirak etmektir” (Müslim, Selam, 5) buyurarak saymışlardır.

Peygamberimiz (sav) insanların kardeşler olarak yaşamaları, birbirlerinin hayat hakkına ve şerefini korumasına yardımcı olmak ve birbirlerine sevgi ve şefkatle muamele etmeleri, barış ve sevgi ortamında yaşamaları gerektiğini de şu sözleriyle açıklamıştır. “Birbirinizi kıskanmayınız, alışverişin arasına girerek almayacağınız bir malın fiyatını artırmayınız, birbirinize kin ve nefretle muamele ederek düşmanlık yapmayınız, biri birinize darılıp sırt çevirmeyiniz, ey Allah’ın kulları kardeş olunuz! İnananlara gelince Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulüm ve haksızlık yapmaz, onu hakir görmez ve yardımını ondan esirgemez. (Göğsüne işaret ederek üç defa) İşte Allah korkusu denen takva buradadır. Bir müslümanın kardeşini hor ve hakir görmesi kötülük ve günah olarak ona yeter. Müslümanın canı, kanı, malı ve şerefi diğer müslümana haramdır” (Buhari, Edeb, 57; Müslim, Birr, 32) buyurmuşlardır.

Haklar maddi ve malî olduğu gibi, kişinin şerefine ve psikolojisine zarar verecek olan manevi olanları da vardır. Bu nedenle kul hakkı sadece maddi ve mali boyutu ile değerlendirilemez. Kur’ân-ı Kerim kişinin manevi şerefini korumak için gıybet, dedikodu, iftira ve hatta el, kol, kaş ve göz işareti ile alay etmeyi dahi yasaklayarak bu nevi hukukun korunmasını sağlamıştır. Yukarıdaki hadiste “Bir müslümanı hor ve hakir görmek kişiye günah olarak yeterlidir. Müslümanın şerefi ile oynamak da başka müslümanlara haramdır” buyrularak yasaklanmıştır.

Kur’ân-ı Kerim “Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, onun kanını ve etini yemekle eş değer kabul eder.” (Hucurat, 49:12) Kaş ve göz işaretleriyle alay etmeyi ve küçük düşürmeyi kişiyi cehenneme götüren ve “Veyl” deresine sokan büyük günahlardan saymıştır. (Hümeze, 104:1) “Bir toplumun bir başkası ile, kadınların da başka kadınlarla alay etmesini yasaklamış ve ne biliyorsunuz onlar sizden daha hayırlıdırlar” (Hucurat, 49:11) buyurmuştur.  Yine aynı ayette kişinin kendisini kınaması ve kendisini suçlamasını dahi “kendinizi ayıplamayın” (Hucurat, 49:11) buyurarak yasaklamıştır. Zira bunda da kişinin kendisini küçük görmesi ve kendisini hafife alarak özgüvenini yitirmesi vardır. Öz güvenini yitiren kimse de hayatta başarılı olamaz. Bu nedenle yüce Allah kişinin kendisini kınamasını ve başkasına su-i zan etmesini de kişilik haklarına saygısızlık ve haksızlık olarak nitelemiştir.

Kul Hakkı Nedir?
Kul hakkı insanın nefsine, rabbine, dinine, peygamberine, insanlara, ailesine, akrabaya, komşuya, mahalle ve şehre, ülkeye, çevreye, bütün canlılara karşı haklarının bütününü kapsar. Bu haklara riayet etmeyen ve ihlal edenler ne kadar ibadet ve itaat içinde olsalar da müflis sayılırlar. İslam dininin insana yüklediği sorumluluk ve haklar sadece Allah’a ibadetten ibaret değildir. Topluma ve varlıklara karşı hak ve sorumluluklarını da kapsamaktadır.
Bu hak ve sorumlulukları ihmal edenler Allah’a karşı gereken itaat ve ibadet içinde bulunmuş sayılmamakta, bilakis ibadetlerinin faydasını ve hayrını da görmesi mümkün olmamaktadır.

Nitekim peygamberimiz (sav) “Müflis kimdir, bilir misiniz?” buyurdular. Sahabeler “Bizde malı ve parası olmayan kişiye müflis derler” diye cevap verince peygamberimiz “Hayır! Gerçek müflis kıyamet günü namazı, orucu, zekatı, haccı ve ibadeti ile gelmiş olduğu halde dünyada şuna sövmüş, bunu dövmüş, berikinin malını yemiş, ötekinin kanını dökmüştür. Birisine iyiliklerinin sevabı verilir, ötekine namazı ve orucu verilir, bir başkasına vereceği şeyi kalmaz da onun günahlarını da yüklenmek durumunda kalır ve sonunda yüz üstü cehenneme atılır. İşte gerçek müflis budur” (Münziri, Terğib ve Terhib, 4:408) buyurdular.

Kıyamette kul hakkı o derece önemli bir hale gelir ki “Anne-baba evladı üzerindeki hakkı ve alacağı olur da evladının yakasına yapışırlar. Ben sizin evladınızım dese de buna itibar etmezler, alacaklarından vaz geçmeleri şöyle dursun alacaklarının daha da fazla olmasını arzu ederler.” (Terğib ve Terhib, 5:366) 

Yine kıyamette bir kısım insanlar diğerlerinin yakasına yapışırlar, onlar “ben sizi tanımıyorum, aramızda hçbir alışveriş de yoktur, ne diye yakama yapışıyorsun, dedikleri zaman o kişi ‘sen beni hata ve günah işlerken görüyordun da ikaz edip alıkoymuyordun’ diyecektir. (Terğib ve Terhib, 4:12)

Kul hakkı o derece ağır bir haktır ki şehitlik gibi bir makam ve mertebeye çıkanlar dahi bu haklardan kendilerini kurtaramazlar. Peygamberimiz (sav) “Borcu ödeninceye kadar mü’minin ruhu bağlı kalır” (Beyhaki, Sünen-i Kübra, 4:61)) buyurarak kul haklarından olan borcun önemini vurgulamıştır.

Kul hakkının en ağır olanı haksız yere başkasının malını ve parasını yemek veya zimmetine geçirmektir. Bu nedenle Hz. Ali (ra) “En iyi korunma yolu haramdan çekinmektir. Haramdan kaçmak gibi züht ve takva yoktur” demiştir.

Peygamberimizin (sav) bu konuda şöyle bir duası vardır: “Allahım! Ben senden hulf etmeyeceğin bir ahd diliyorum. Ben beşerim. Hangi mü’mine hataen eziyet eder, kırıcı söz sarf edersem bu haksızlığı onun kıyamette onun için bir rahmet, sevbında bir artış ve ve sana yaklaşmaya bir vesile yap!” (Buhari, Daavât, 34; Müslim, Birr, 90) Bu dua hataen de olsa yapılan bir haksızlığın ne derece önemli bir hak olduğunu anlatması bakımından çok anlamlıdır.


Etiketler:  Hak Hak Nedir Hukuk Nedir Kul Hakkı Nedir .canab-ı Hak Kul Hakkı
 
< Önceki   Sonraki >
HAK
KUL HAKKı
HUKUK NEDIR