| HAK VE ADALET KAVRAMI |
|
|
|
| Perşembe, 06 Ağustos 2009 | |
|
M. Ali KAYA
![]() Hukuk, hakkın cem’idir, yani çoğuludur. Hak ise sabit anlamına gelir. Masdar olarak “sabit olan” anlamını, sıfat-ı müşebbehe olarak da “sabit olan şey” anlamındadır. Fıkıh Usulü ile meşgul olan bilginler “hak” kelimesini “nefsü’l-emre mutabık, sabit ve hakkında şüphe edilmeyen sübutu kat’î olan şey” olarak tarif ederler. Bu manada yüce Allah'a “Cenab-ı Hak” denir. Hak, Allah'ın adı olup varlığından şüphe edilmeyen ve her şeyin kendisi ile sabit ve daimdir. Hak, Allah'ın rızasına uygun olan şey, haksızlık da Allah'ın rızasına uygun olmayan şey olduğu sabit olur. Beşerî hukuk bakımından meseleye bakacak olursak “hak” kul hakkı kavramı olarak karşımıza çıkar. Bu durumda hak, “bir kimse için sabit olan ve ona bağlı bulunan, zatına mahsus şey” olarak tarif edilmiştir. Genel olarak insana müteallik haklar ikiye ayrılır. Birincisi fıtratın gereği olan ve doğuştan gelen yaratıcının her insana vermiş olduğu haklar vardır. Bunlar “hayat hakkı” “hürriyet hakkı” gibi vazgeçilemez temel haklardır. İkincisi ise kişinin emeğinin sonucu olan haklardır. Bu da mülkiyet hakkıdır. Mülkiyet hakkı “emek” unsuru ile oluştuğu gibi “veraset” gibi yollarla da oluşur. Bir şeyin hak olması için insan, bir şey ve aralarındaki ittisal olmak üzere üç temel unsur bulunmalıdır. Mülkiyet hakkı böyle oluşan bir haktır. İslam hukukunda hak, selahiyet ve yetki anlamına gelmez. Selahiyet hakkın kendisi değildir bilakis hakkın lazımıdır. Kur’ân-ı Kerim hukuku bir “emanet-i ilâhiye” olarak tavsif eder. “Biz emaneti semalara, arza ve dağlara arzettik; ancak onu insan yüklendi. Gerçekten insan çok cahil ve zalimdir” (Ahzab, 33:72) ayeti bunu açıkça ifade eder. Hukukçulara göre burada ifade edilmek istenen “emanet” haktır ve hukuka riayetle adalettir. Gerçekten toplumda adaleti sağlamak, ihkâkı hak etmek ve hak sahibine hakkını vermek en önemli meseledir ve çok zordur. Bu sebeple insan cahil ve zalim duruma düşmektedir. İslam nazarında hukuktan, ihkâk-ı haktan ve adaletten daha kutsal bir şey yoktur. Kul hakkı Allah'ın affetmediği bir haktır ve kulun rızası olmadan onun adına kimse karar veremez. Kur’ân-ı Kerim “Adalet-i Mahza”yı esas almıştır. “Kim bir cana kıymamış ve yer yüzünde fesat çıkarmamış birisini öldürmek ve bir masumu öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir” (Mâide, 5:32) ayeti bir ferdin dahi bütün insanlık için feda edilemeyeceğini açıkça belirtir. Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır; küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük büyük için iptal edilmez. Bir cemaatin selameti içini bir ferdin, rızası bulunmadan, hayatı ve hakkı feda edilmez.” (Mektubat, 2004, s.89) İslamda adalet en büyük ibadettir. Hukuka taarruz ise en büyük cinayettir. Zira temel haklar Allah'ın kula ihsanıdır ve korunması gereken en kutsal şeydir. Haklar insanlara Allah tarafından hibe edilmemiş; ancak “emanet” olarak verilmiştir. Yukarıdaki ayet bunu ifade etmektedir. Emanet ise korunmalı ve sahibinin rızası dışında kullanılmamalıdır. Bu haklar Allah adına kullanılmalıdır. İnsan hakların korunması ve kullanılmasında yetkilendirilmiştir. İnsanı “halife olması”nın anlamı budur. Sonunda emanetin gereğini yapıp yapmadığı konusunda sorumlu olacak ve Allah'a hesap verecektir. Yüce Allah'ın “Emaneti semalara, arza ve dağlara arz ettik” cümlesi belağatın en mükemmel şeklidir. Bu ayet “istiâre-i temsiliye” kabilinden edebî bir temsildir. Hukukun kutsiyetini, önemini; adaletin ne kadar zor ve ağır bir vazife olduğunu ifade etmektedir. İslam dini Allah'ın birliği yani “Tevhit” inancından sonra “adaleti” emretmiştir. (Nahl, 16:90) Peygamberimiz (sav) “Bir idarecinin bir saat adaletle hükmetmesi altmış sene ibadetten daha hayırlıdır” buyurur. Haklar birer emanettir. Hakların korunması ile görevli olanların vazifeleri de birer emanettir. Bu emaneti alacak olan görevlilerin de Kur’ân-ı Kerimde “Ehil” olması istenmektedir. Emanet ehil olana verilmelidir. (Nisa, 4:58) Hâkimler de hak ölçüleri ile hareket eden, hevalarına ve heveslerine göre hareket etmeyen ve Allah için adaleti koruyan kimseler olmalıdırlar. (Nisa, 4:135) adalet mekanizması olan makamlar ehliyetsiz ellere tevdi edilmemelidir. Sonuç olarak “Hak” kelimesi, hakkın korunması ve adaletin teminini içine alan geniş bir kavramdır. Hakkın ikamesi için “Emanet” ve “Ehliyet” şarttır. Böylece “Hak” “Emanet” ve “Ehliyet” hukukun temellerini oluşturan olmazsa olmaz kavramlar olarak İslam hukukundaki yerlerini alırlar. Adalet ancak bu kavramların yerli yerinde kullanılması ile gerçekleşen bir sonuçtur. Etiketler: Hak Hukuk Adalet Adale-i Mahza Kur'ân-ı Kerim İslamiyet Emanet Ehliyet Hakimler İdareciler Cenab-ı Hak |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|