Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Hakkın Kaynağı Allahın Hak İsmi
Advertisement
Hakkın Kaynağı Allahın Hak İsmi PDF Yazdır E-posta
Cuma, 29 Temmuz 2011

M. Ali KAYA
Hak, Yüce Allah’ın adıdır. “Hak edene hakkını veren” manasına gelmektedir.
Varlığı yaratan, yaşaması ve gelişmesi için hakları veren Allah’tır. Hakkın çoğulu “Hukuk” dur. Birey açısından hak kavramına bakıldığı zaman “bireyin diğer insanların kendi hayatlarını yaşama haklarına müdahale etmeden kendi hayatına yön verme ve haklarını koruma ve kullanma hürriyeti” olarak isimlendirilebilir.

Hak, varlık ve hareketin meşruiyet kaynağıdır. İnsan “hayat hakkına” dayanarak hayatını sürdürür. “Fikir Hürriyeti”ne dayanarak düşüncesini izhar eder. İnsanların duyguları sair hayvanlar gibi sınırlı olmadığı için her şeyi yapabilir. Bu durumda kaos doğar. Bu nedenle düzen ihtiyacı doğar. Bu düzeni ise kurallar sağlar. Kuralların uygulanması için müeyyide şarttır. Böyle olmazsa o zaman sosyal düzenden, hak ve hukuktan da bahsedilemez. Bediüzzaman’ın ifadesi ile “İnsan bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak acib ve latif bir mizaç ile yaratılmıştır.  O mizaç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ: İnsan en müntehab şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, zînetli şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister.

Şu meyillerin iktizası üzerine yiyecek, giyecek ve sair hacetlerini, istediği gibi güzel bir şekilde tedarikinde çok san'atlara ihtiyacı vardır. O san'atlara vukufu olmadığından, ebna-yı cinsiyle teşrik-i mesaî etmeye mecbur olur ki; her birisi, semere-i sa'yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.

Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gazabiye, kuvve-i akliye Sâni' tarafından tahdid edilmediğinden ve insanın cüz'-i ihtiyarîsiyle terakkisini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelâtta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-ı insaniye çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır. Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki; ferdler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.

Sonra o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci', bir sahib lâzımdır. O merci' ve o sahib de, ancak peygamberdir. Peygamber olan zâtın da, zahiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hâlık ile olan derece-i münasebet ve alâkasını göstermek için de, bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mu'cizelerdir.

Sonra Cenab-ı Hakk'ın emirlerine ve nehiylerine itaat ve inkıyadı tesis ve temin etmek için, Sâni'in azametini zihinlerde tesbit etmeye ihtiyaç vardır. Bu tesbit de ancak akaid ile, yani ahkâm-ı imaniyenin tecellisiyle olur. İmanî hükümlerin takviye ve inkişaf ettirilmesi, ancak tekrar ile teceddüd eden ibadetle olur.” (İşaratu’l-İ’caz, 84)

Din, insanların arasındaki hakları belirleryen ilâhi kurallardır. Ancak insanlar “Beşeri Hukuk” ile hukuku dinden ayırmaya çalıştıkları ve dini sadece vicdana hapsetmek istedikleri için “Hukuk Kurallarını” koyma görevini devlete vermişlerdir. Devlet gücünün de tek elde topanıp herhangi bir yozlaşmayı engellemek için “Yasama, Yürütme ve Yargı” erkleri oluşturmuş ve bunları birbirinden bağımsız olmalarını sağlamaya çalışmışlardır. Yasama insan haklarının kullanım alanını belirler ve sınırlarını çizer. Bunu yaparken de pozitif haklar ve negatif haklar olarak ikiye ayırır. Böylece hakların kullanım alanını belirlemiş olurlar. Hakları sınırlama ve yasaları çıkarma gibi görevi devlete verdiği için bu defa devlet gücünü ele geçirme ve kullanma konusunda bir mücadele başlar. Şayet bu güç iyi niyetlilerin eline geçerse “hukukun üstülüğü” sağlanırken kötü niyetlilerin eline geçmesi durumunda büyük ölçüde “kanun devleti”ne ve hukukun yozlaşmasına sebep olur.

İnsan ve birey açısında hak ve hukuk kavramına bakıldığı zaman din her şeyeden önce bireyin şahsî kemâlatını esas alır. “kemâlat-ı zatiye uhrevi hayata baktığı çin” dinin birinci amacı insanın kemalatı ve uhrevi hayatı ve ebedî saadeti kazanmaktır. Dünya hayatı ise ahiret hayatının kazanma yeri ve bir nevi tarlası olduğu için dolayısıyla dünyevi saadeti de kapsar. Bu nedenle dinin emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak “İbadet” kavramı ile ifade edilmiştir.

Zira “İnsan cismen küçük, zaîf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor ve pek büyük bir istidada mâliktir ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır ve gayr-ı mütenahî emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vardır ve öyle acaib bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün enva' ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.

İşte böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir; istidadlarını inkişaf ettiren, ibadettir; meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir; emellerini tahakkuk ettiren ibadettir; fikirlerini tevsi' ve intizam altına alan, ibadettir; şeheviye ve gazabiye kuvvelerini hadd altına alan, ibadettir; zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir; insanı mukadder olan kemalâtına yetiştiren, ibadettir; abd ile Mabud arasında en yüksek ve en latif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet, kemalât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.

İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.” (İşaratu’l-İ’câz, 85)


Etiketler:  Hak Hukuk Cenab-ı Hak Hak İsmi Hakkın Kaynağı İbadet Din Beşeri Hukuk Hukuk Kuralları
 
< Önceki   Sonraki >
HAK
HUKUK
DIN
İBADET
CENAB-ı HAK
HUKUK KURALLARı