| Hayat Hakkının Korunması |
|
|
|
| Cuma, 18 Aralık 2009 | |
M. Ali KAYAYeryüzünde en kutsal hak “Hayat Hakkıdır.” Bütün haklar hayat hakkının korunmasına bağıldır. Hayat hakkının olmadığı yerde diğer haklardan bahsedilemez. Hayat hakkı koruma altına alındıktan sonra insana yakışır şerefli ve onurlu bir hayat için diğer haklar gelir. Öncelikli olarak “İlim ve Fikir Hakkı” “Din ve Vicdanın Korunması Hakkı” ve “Mülkiyet Hakkı” bunu takip eder. Hayatı, dini, aklı, malı ve namusu korumak İslam Fıkhı’nın “Zaruriyat-ı Diniye” denilen olmazsa olmaz hakları arasındadır. Yüce Allah tarafından peygamberlerin ve kitapların gönderiliş amacı da dinin bu “zaruriyat” denilen temel hakları koruma altına almak içindir. İslam dininin de emir ve yasakları bu hakları koruma amacına yöneliktir. Yüce Allah insanı varlıklar içinde en eşref olarak “Ahsen-i takvîm” üzere (Tin, 95:2) yaratmıştır. Yeryüzünde tasarruf yetkisi vermiş ve bütün varlıklar üzerinde halife tayin etmiştir. Kâinatın yaratıcısı olan Allah tüm varlıklar içinde insanı kendisine muhatap almış ve “Ey İnsanlar” diye hitap ederek şerefini yüceltmiştir. Bütün bunlarla beraber Allah bütün varlıkları insan için yarattığını beyan etmiş, (Bakara, 2:22, 29) ve bir insanı kâinat ile eşit tutmuştur. “Kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibidir. Bir insana hayatını kurtarırsa bütün varlıklara hayat vermiş gibidir” (Mâide, 5:32) buyurarak bir insanın hayatının bütün varlılardan daha değerli olduğunu ifade etmiştir. Bu ayette insanı öldürmek ve yaşatmak gibi insana ait iki önemli hususa dikkat çekilmiştir. İnsanı yaşatmak onu tehlikelerden korumak ve insana her yönde hizmet etmek anlamı verilebileceği gibi bir insanı ölümden kurtarmak anlamı da verilebilir. İnsanı öldürmek ise bütün varlıkları yok etmekten daha büyük bir vebal olduğu açıkça ifade edilmektedir. İnsanı yaşatma ve öldürmenin bir de manevi boyutu vardır ki bu da iman ile insanı manen diriltme, istidat ve kabiliyetlerini geliştirme, ebedi saadeti kazandırma buna dâhil olduğu gibi küfür ile onu manen öldürerek ebedi saadetten mahrum bırakma da buna dâhil olmaktadır. İnsan haysiyet ve şerefini rencide eden ve sonu kavga ve savaşla sonuçlanacak olan tüm düşmanlıklar, kin, haset ve gıybetler dinen yasaklanmıştır. İnsanlarla alay etmek, dalga geçmek ve onu manen rencide etmek dahi dinen yasaktır. Zira insan en değerli ve kendisine saygı duyulması gereken Allah’ın en değerli varlığı ve en mükemmel sanatıdır. Allah’ın ilmine, iradesine, kudretine ve bütün isimlerine ayine olabilen ve Allah’a yakınlığı diğer tüm canlılardan üstün olan varlıktır. Hatta iman ve salih amel, ahlak ve fazilet yönü ile meleklerden de üstündür. Bu nedenle insanın eğitilmesi, korunması, yüceltilmesi ve kendisine hizmet edilmesi gereken tek varlıktır. Yüce Allah peygamberlerini kendilerine hizmet edilsin diye değil, ‘insanlara hizmet edin ve insanları maddi ve manevi yüceltin’ diye göndermiştir. Yüce Allah “Haklı bir sebep olmadıkça, haksız yere Allah’ın öldürülmesini yasakladığı cana kıymayın” (İsra, 17:33) buyurmuştur. Bilhassa iman ve salih amel sahibi, ahlak ve fazilet sahibi bir mü’mini öldürmek o derece büyük bir cinayettir ki yüce Allah “mü’mini imanından dolayı kasıtlı olarak öldüren kimsenin ebediyen cehennem azabından kurtulamayacağını” (Nisa, 4:93) açıkça ifade etmektedir. İnsanın en başta korunması gereken hayat hakkının önemini peygamberimiz (sav) “Veda Hutbesinde” “Bu gün, bu ay ve bu belde nasıl kutsal ise, canlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da öylesine kutsaldır, her türlü tecâvüzden korunmuştur; yani toplumun sorumluluğu ve hukukun güvencesi altındadır” (Buhârî, İlim, 37; Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 57) buyurarak mal, can ve namusun kutsallığını ilan etmiştir. Yine peygamberimiz (sav) insanı helak eden yedi büyük günahın başında “haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymak” (Buhârî, Vesâya, 23; Müslim, İman, 145; Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 10) olarak göstermiştir. Peygamberimiz (sav) bırakın insanı öldürmeyi insana silah çevirmeyi ve silah çekmeyi dahi yasaklayarak “Bize silah çeken bizden değildir” (Buhari, Fiten,7) buyurmuştur. Silah çekmek sonuçta kasıtlı ölüme götüren bir yoldur. Karşılıklı birbirlerine silah çeken ve kavga ederek ölüme sebep olanların her ikisinin de cehenneme gideceğini haber veren peygamberimiz (sav) bunun sebebini de “her ikisinin de öldürme kastı taşıdığını” göstermektedir. (Müsned-i Ahmed, 4:233) İnsan hayatının korunması için dinimiz ceza olarak “diyet” ve “kefaret” gibi iki müeyyide getirmiştir. Hata ile de olsa bir insanın hayatına son vermenin diyet ve kefaret gibi iki müeyyidesi vardır. (Nisa, 4:92-93) Kasıtlı olarak öldürmenin cezası ise “kısas”tır. (Bakara, 2:178-179) “Kısasta hayat olduğunu” söyleyen Kur’ân-ı Kerim insan hayatının korunması için caninin hayatına son vermek gerekir. Caniyi korumak, korunması gereken insana büyük bir cinayettir. Kurdu koruyan masum koyunlara acımıyor ve onların hayatlarını korumuyor demektir. Bu bakımdan yüce Allah’ın “kısasta sizin için hayat vardır” (Bakara, 2:179) buyurması gerçekten çok veciz bir ifadedir ve hayatın korunması için yapılacak en önemli bir müeyyidedir. Günümüzde canileri koruyacak yasalar yapıldığı için masumlar çok büyük tehlikelerle, terör ve katliamlarla karşı karşıya kalmakta ve teknik silahlar ve bombalarla bir cani yüzlerce insanı öldürebilmektedir. Modern hukuk “barış için savaşı” kabul edip, insan hayatını korumak için caninin kısasını kabul etmemesi gerçekten büyük bir haksızlık ve hukuksuzluktur. Kasıtlı olarak cana kıyanların canına kıymazsanız bir caninin canını koruyacağız diye binlerce masumu tehlikeye atmak demektir. Hukuk canilerin ve haksızların canını korumak için değil, masumları canilerin zulüm ve haksızlıklarından korumak için var olduğu gerçeğini görmemek gerçekten büyük bir gaflet ve büyük bir haksızlıktır. Etiketler: Hayat Hakkı Mülkiyet Hakkı Din ve Vicdan Zaruriyat-ı diniye İnsan Veda Hutbesi Diyet Kefaret Kısas Ceza Cinayet |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|