|
Hukukun Üstünlüğünün Nasıl Sağlanır? |
|
|
|
|
Çarşamba, 31 Mart 2010 |
M. Ali KAYA
Mekke fethinden kısa bir süre sonrasıydı. Peygamberimiz (sav) henüz Mekke’den ayrılmamıştı. Mahzumoğulları kabilesinden Fâtıma binti Esved adında asil aileden bir kadın hırsızlık yaparken suçüstü yaklanamıştı. Durum peygamberimize haber verildi. Peygamberimiz (sav) İslam hukuku ve Kur’ân-ı Kerimin ahkâmı gereği elinin kesilmesine hükmetti. Kabilesi içinde yüksek bir mevkide olan ve soylu bir aileye mensup olan bu kadının elinin kesilmesi ailenin kavmi ve kabilesi içindeki şerefine büyük bir leke olacağından dolayı ailesi devereye girdi. Kasının elinin kesilmesi yerine bir başka kurtuluş sebebi aramaya, bununu için de devreye sözü dinlenir kimseleri peygamberimize aracı yapmaya başladılar.
Hz. Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) zaten bu konuda aracı olmaya asla yanaşmadılar. Diğer sahabeler de cesaret edemediler. Nihayet peygamberimizin (sav) kendisini çok sevdiği ve peygamberimizin ailesinden saydığı Üsame b. Zeyd’e (ra) durumu anlatarak kendileri için peygamberimize ricada bulunmaya ikna ettiler. Hz. Üsame (ra) bir fırsatını bularak peygamberimize durumu anlattı ve kadının elinin kesilmesi yerine bir başka ceza vermeyi veya affetmesini rica etti. Peygamberimizin (sav) rengi birden değişti. “Ya Üsame! Sen ne dediğinin farkında mısın? Sen kötülüğün önüne geçmek için yüce Allah'ın kitabında koyduğu bir cezayı uygulamamayı ve affetmeyi benden nasıl isteyebilirsin? Bu konuda benimle konuşmaya ve Allah'ın hükmü dışında bir ceza teklifine nasıl cesaret edebilirsin?” buyurdular.
Hz. Üsame (ra) o zaman yaptığı büyük hatanın farkına vardı. Neye uğradığını şaşırdı. O zamana kadar bilinen ve uygulanan husus kanunun verdiği cezalar sonuçta araya giren itibarlı insanların ricası üzerine cezanın hafifletilmesine yönelikti. Kimsesi olmayan zayıf ve fakirlere ceza tam olarak verilirken, araya giren itibarlı kimseleri olan asillerin cezaları affediliyor veya ahifletiliyordu. Peygamberimizin (asv) de böyle yapacağı düşünülerek böyle bir teklifi yapma cesareti bulmuştu. Ama kesinlikle yanıldığını anladı. “Yâ Resulallah! Bu uygun olmayan hareketimden pişman oldum. Çok büyük bir yanlışa sürüklendiğimi anladım. Ne olur benim için Allah’tan af dile! Dua et Allah da beni affetsin!” dedi.
Peygamberimiz (sav) derhal evinden çıktı ve Kâbe’ye gitti. Orada bulunan kalabalığa hitaben “Ey Nâs! Sizden evvelkileri mahveden en tehlikeli hususlar şunlardır: Onlar asil ve soylu birisi suç işlediği zaman onu serbest bırakırlardı. Zaif ve güçsüz birisi suç işlediği zaman da hemen cezasını verirlerdi. Muhammedin varlığı, nefsi kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; Fatıma binti Muhammed hırsızlık edecek olsaydı muhakkak hiç tereddüt etmeden elini keserdim!” buyurdular.
Geciken adalet de adalet sayılmazdı. Derhal Fatıma binti Esved’in (ra) elinin kesilmesini emretti. Bu konuda ceza vermeye yetkili olan mahalli mahkemece karar hemen infaz edildi. Fatıma binti Esved böylece güzel bir şekilde Allah'ın emrine uygun tövbe etmiş ve ahrete ait cezadan da kurtulmuş oldu. Daha sonra evlenerek mutlu bir yuva kuran Hz. Fatıma binti Esved (ra) Hz. Aişe’nin de yakın dostlarından birisi olmuştur.
Peygamberimiz (sav) Mekke’nin fethinden sonra “Hukukun Üstünlüğünü” tesis etmiş ve bunun önemini de bu konuda gösterdiği titizlikle herkese fiilen göstermiş ve bu konuda verilecek en küçük bir tavizin toplumları çürüten ve yıkan en önemli bir husus olduğuna dikkatleri çekmiştir.
Etiketler: Hukuk Hukukun Üstünlüğü Mekke Allah'ın kitabı Mekke'nin Fethi |