| Hürriyet / Özgürlük |
|
|
|
| Cumartesi, 16 Ekim 2010 | |
|
M. Ali KAYA Hürriyet Osmanlı’nın Meşrutiyet döneminde “Serbestî” şeklinde girmiştir. Bireyin hak ve hürriyetlerini korumak en başta devletin görevidir. Geçmişte hürriyet imtiyazlı sınıflara ve gruplara aitti. Zenginler, asilzadeler, baronlar ve seçilmişler hürdü; ama genel bir hürriyet hakkı söz konusu değildi.
Hürriyet kişinin haklarını özgür bir şekilde kullanabilmesi ve hakkının sınırını da aşmaması olarak ifade edilir. Hakları kötüye ve başkalarının hakkını sınırlamak için kullanma hakkı hiçbir şekilde yoktur. Bu nedenle özgürlüğün sınırlarını diğer bireyin özgürlük alanı belirler. Bediüzzaman Said Nursi Hürriyeti, kanun-u adalet ve te’dipten başka kimse kimseye tahakküm etmemesi ve herkesin meşru ve hakkı olan davranışlarında şahane serbest olmasıdır” der. Bireyin davranışlarını ancak eğitim amacına ve hukukun üstünlüğünü sağlamaya yönelik olarak sınırlayabilirsiniz. Kişinin iyi olanı yapma hakkı ve özgürlüğü vardır. Zulmetme, zarar verme ve kötüyü yapma hakkı ve hürriyeti yoktur. Bunlar suçtur ve suç işleme özgürlüğü olmaz. Bu nedenle hak ve hürriyetler “adalet ve hakkaniyet” ölçüleri ile sınırlandırılmışlardır. İnsanın ne kendi nefsine ve ne de bir başkasına zarar vermeye hakkı yoktur. Nefis dediğimiz bedenimiz bizim kendi malımız ve mülkümüz değildir. Allah’ın birer emanetidir. Emaneti koruma gibi fıtrat gereği bir vazifemiz de vardır. Bu nedenle kişi kendi bedenine de zarar veremez. İntihar edemez, bir azasını kesemez ve bile bile tehlikeye kendisini atamaz. Ayrıca bedenine zarar verecek olan içki ve uyuşturucu gibi zararlı maddeleri kullanma hakkı yoktur. Bu gibi hususlar bir hak olarak görülemez. Bu hürriyeti kötüye kullanmaktır ve herkes iyiyi yapmaya değil de kötüye meyilli olduğu için bu durum yasalarla sınırlandırılır. Hürriyet sınırlı devlet ve serbest piyasa ile aynı anlamları içerirler. Devlet herkesin hür olmasını sağlarken hürriyeti başkasının hürriyetini kısıtlayacak şekilde kötüye kullanmayı önlemek için vardır. Devlet hak ihlallerinin önüne geçmek için yasalar yapar ve insanların özgürlüklerini yasalarla sınırlar ve özgürlük alanlarını belirler. Serbest piyasada ve hürriyet ortamında ekonomik hürriyet ve seçme-seçilme hürriyeti temel hak ve hürriyetlerdendir. Bu nedenle üretim hürriyeti tüccarın fiyatları belirleme hürriyeti, tüketicinin satın alma hürriyeti ve fiyatları kabul etmeme, almama ve reddetme hürriyeti, işçinin işini ve mesleğini seçme hürriyeti, patronun istihdam edeceği kişileri seçme, çalıştırma ve çıkarma hürriyeti liberalizmin, hürriyetçiliğin gereğidir. Her insan kendi çıkarını dahi iyi bilir: Kişi kendisi hakkında karar alamıyorsa o zaman onun hür olmasından nasıl bahsedilebilir? Hürriyet herkesin çıkarını destekler: Özgür bireyler “görünmez bir el” tarafından kendi amaçlarının parçası olmaya ve kendi hedefini desteklemeye yönlendirilmektedir. Kendi çıkarlarını takip etmeye serbest şekilde bırakılan bireyler karşılıklı çıkarlar ve toplumun çıkarlarına hizmet edecek ve bunu teşvik edecektir. Zira insan toplumda yaşamak durumunda olan ve ihtiyaçlarını gidermek için başkalarının da çıkarlarını da gözetmek mecburiyetinde olan medeni bir varlıktır. Soframızda bulunmasını istediğimiz şeylerde kasabın, fırıncının, bakkalın, çiftçinin ve çobanın bize olan iyiliğinden değil, kişisel çıkar ve faydalarını düşünmelerinden dolayı soframızı zenginleştirirler. Bununla beraber insanların çıkarları, menfaati ve faydası tüm insanların faydasınadır ve yerel faydanın bir parçasıdır. Faydayı artıran şey ise insanların çıkarlarını hür olarak takip edebilmeleridir. Hürriyet bilgi artışı sağlar:
Hürriyet öngörülmeyen ve tahmin edilmeyen bilgilerin ortaya çıkmasına sebep olur. Merkezî planlama ve bireyi belirli hedefleri gerçekleştirmeye ve devletin amaçlarına uymaya zorlamak yeni fikirlerin ortaya çıkmasına engel olur. Baskılar fikir ve ifade hürriyetini sınırlar. Pozitif özgürlük hürriyet değildir: İkna etmek, bilgi vermek ve yönlendirmek özgürlüğü ve hürriyeti kısıtlamak anlamına gelmez. Hayek’e göre hürriyet “zorlamanın olmamasıdır.” Oxford’lu Isak Berlin de hürriyeti “insanın kendi kendisinin efendisi olması” şeklinde tanımlamıştır. Bir insanın istediği kitabı alamamasının iki nedeni vardır. Birincisi, devletin yasaklamasından dolayı almamasıdır. İkincisi de kitabın baskısının tükenmiş olmasıdır. Birincisi otoritenin insanın hürriyetini kısıtlanması ve reddedilmesidir. İkincisi ise böyle değildir. Seçimin yapılamadığı yerde hürriyetten de ahlaktan da bahsedilemez. Hürriyet seçme hürriyetinin olmasıdır. Pozitif özgürlük birilerinin kendisinden daha aşağıda olan birisine hak ettiğinden daha fazlasını vermesidir. Bu ise adalet ilkesine aykırıdır. Adaletin olmadığı yerde ise haksızlık vardır. Adalet ise hakkı olana hakkını vermektir. Hak ettiğinden fazlasını vermek de, daha azını vermek de haksızlıktır. Haksızlığa imtiyaz vermek ise zulümdür ve hürriyeti kötüye kullanmaktır. Bu nedenle pozitif özgürlük özgürlük değildir. Hürriyet Allah’ın her insana verdiği hakkıdır. Kimsenin kimseye lütfu değildir. Birilerine fazladan hak vermek o insan üzerinde otorite kurmak anlamına da gelir. Bu da o insanı kendine köle etmek anlamı taşır. Bu da insan onuruna aykırıdır. Bu nedenle ahlakî değildir. Bu yönü ile de pozitif özgürlük gerçek hürriyet değildir. Hürriyetin kısıtlanması ve zarar ilkesi: Hürriyet için yapılması gerekenler: 1. Din ve Vicdan Hürriyeti: İnsanları herhangi bir dine inanmaya zorlamamak ve farklı dinlerde olanlara hoşgörü ile bakmaktır. Din ve vicdan hürriyeti, dini öğrenmek, anlatmak, dinin yaymak, tebliğ etme hürriyetini kapsar. 2. Düşünce ve Fikir Hürriyeti: Düşünme hürriyeti demek değildir. Zira düşünceyi kimse kısıtlayamaz. Herkes zihnen ve kalben düşünür. Zihne ve kalbe hiç kimse hükmedemez. Fikir hürriyeti, fikir ve düşünceyi ifade etmek, yazmak, yaymak ve propaganda hürriyetini kapsar. 3. Sözleşme Yapma Hürriyeti: Bu hürriyet ticaret, dolaşım, yerleşme, iş kurma, işçi ve işveren ilişkilerinin hür olmasını kapsamaktadır. 4. Birliktelik Kurma Hürriyeti: Evlenme, ortak iş yapma ve dernek kurma hürriyeti gibi insanların bir araya gelerek yapacakları iyi faaliyetleri korkusuzca yapma hakkı ve hürriyetidir. Hürriyetin Engelleri: Birincisi: Cehalettir. Hürriyetin en birinci engeli cehalettir. Cehalet ve bilgisizlik insanı başkalarına kul ve köle yapar. İnsanın cehaletinden istifade eden beyler, ağalar ve diktatörler hürriyete engel oldukları gibi, cehaletin kalkmasına da engel olmuşlarıdır. İkincisi: İnattır. Kendi fikir ve düşüncesini beğenen inatçılar, yanlışta ısrar ederek hürriyete engel olmuşlardır. Üçüncüsü: Garazdır. Belli amaç ve hedefleri takip edenler başkalarına olan düşmanlıklarından dolayı hürriyete engel olmuşlar ve olmaktadırlar. Dördüncüsü: İntikam hissidır. Daha önceki düşmanlıkları devam ettirmek ve intikam alma sevdasına düşenler hürriyete engel olmaktadırlar. Beşincisi: Taklittir. Kendi iradesi ile hareket etmeyenler kolaycılığa kaçarak başkalarını taklit etme heveslisi olmaktadırlar. Bu da iradenin hür kullanımını engellemektedir. Pek çok insan iradesini hür olarak kullanmaktan ve sorumluktan korkmakta ve kaçmaktadır. Bu durum taklidi netice vermekte ve hürriyete engel olmaktadır. Bediüzzaman Said Nursi ayrıca “Bir dirhem zararını bin lira milletin menfaatine feda etmeyenlerin, menfaatini insanların zararında görenlerin, muvazene ve muhakemeden yoksun olanların, intikam ve şahsi garazlarını terk etmediği halde gururlu bir şekilde millete ruhunu feda etme iddiasında olanların, kendisinin gördüğü zulümler sonucu kin ve düşmanlıkla hareket ederek affetme ve toplumun rahatını ve istirahatini düşünmeyi gururuna yediremeyenlerin” (Münazarat, 52) de hürriyete engel olduklarını ifade eder. “Ümmeti, ümmeti” buyurarak kendisini insanlık için feda eden bir peygamberin ümmeti olan Müslümanların peygamberin bu fedakarlığını ve sünnetini kendilerine rehber edinmeleri gerekir. Bunun için Bediüzzaman “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir” der. Ayrıca “Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil. Çünkü insanın fıtratı medenîdir. Ebna-i cinsini mülahazaya mecburdur. Hayat-ı içtimaiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir. Menfaat-ı şahsiyesine hasr-ı nazar eden, insanlıktan çıkar, masum olmayan câni bir hayvan olur” demektedir. (Bediüzzaman, Hutbe-i Şamiye, 152) Sonuç olarak insanın insanlığı ve yüce ahlakı ancak hürriyet ortamında ortaya çıkar. Kabiliyetleri hürriyet içinde inkişaf eder. Hürriyetin olmadığı yerde kölelik vardır ve kölelik kabiliyetlerin sönmesine, insanlığın ölmesine sebeptir. Bu nedenle Allah’ın insana ihsanı ve imanın gereği olan hürriyete sahip çıkmak her insanın ve bilhassa müslümanın en başta gelen görevlerindendir. Etiketler: Hürriyet Özgürlük Serbesti Meşrutiyet Devlet Adalet Zulüm Serbest Piyasa Hak Hukuk İnsanlık İrade |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|