Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Hürriyet ve İman İlişkisi
Advertisement
Hürriyet ve İman İlişkisi PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 19 Mayıs 2011

M. Ali KAYA
Kalpte imanın güçlü olmadığı, Allah korkusu ve ahiret duygusunun hâkim olmadığı fertlerde ve cemiyetlerde hakiki anlamda “Adalet, hürriyet, fazilet” gibi temel prensiplerden bahsetmek mümkün olmaz.
Demokrasinin dayandığı gerçek hürriyet ancak imanla tesis edilebilir. Bunun için Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hürriyet Allah’ın insanlığa ihsanıdır. Çünkü o imanın bir özelliğidir” (Münazarat, 59) demektedir.  Sonra Asr-ı Saadeti göstererek “İman ne derece mükemmel olursa hürriyet o derece parlar” demektedir.

İnsanın hür olması Allah’tan başkasına minnet duymaması demektir. İman bağı ile Allah’a hizmetkâr olan bir adamın başkasına tezellül ile tenezzül etmeğe ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye o adamın izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeye dahi o adamın şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Evet, bir padişahın doğru bir hizmetkârı bir çobanın tahakkümüne tenezzül etmez; bir biçareye tahakküme de o hizmetkâr tenezzül etmez” (Münazarat, 59)

Hürriyetin uygulanması için “Hürriyetin şeriatın adabı ile süslenmesi gerekir. Yoksa sefahat ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir; belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. Nefs-i emareye esir olmaktır.” (Münazarat, 54) Din, yani şeriat insanları nefsin ve şeytanın istibdadından, insanlara kul ve köle olmaktan, yani her nevi istibdat ve baskından kurtarmak ve insanlığını gerçekleştirmek için Allah tarafından inzal edilen hakikatler ve kurallar mecmuasıdır. Bu da insanın bütün tağut denilen ve insanı baskı altına alan aracıları reddederek doğrudan Allah’a ibadete yönelmesi ile mümkün olmaktadır. Bu nedenle Bediüzzaman “İnsanlar hür oldular ama niye abdullahtırlar” (Münazarat, 76) ifadeleri ile anlatılmaktadır.

Bütün bu gerekçelerden yola çıktığımız zaman demokrasinin temeli olan hürriyet, adalet ve meşveret gibi esasların ancak imanla gelişerek insanlığı saadete sevk edebileceği anlaşılmaktadır. Dine hürmetkâr demokratlar “Din ve Vicdan Hürriyeti” prensibi ile İslam’ın bu hakikatlerini kendilerine “nokta-i istinat” yapmalarıyla ancak başarılı olabilirler. (Beyanat ve Tenvirler, 24)

Sonuç olarak hürriyet kişinin “ne nefsine ve ne de başkasına zarar vermeden” meşru dairede şahane hür olmasıdır. İyi olanı yapmak için hürriyet vardır. Kötü olanı yapma hürriyeti yoktur. Zira kötülük hem kişinin kendisine, hem de başkasına zarar verir. Adaletin ve hürriyetin amacı kötülüğe engel olmak ve iyi olanı yaparak insanları iyiye sevk etmektir. Hürriyet hakkı kötülüğü yapmak ve yaymak için kullanılamaz. Bu hürriyetin kötüye kullanımıdır. Hukukun amacı iyiye engel olanı ve kötülük yapanı cezalandırmaktır. Ayrıca hürriyet başkasının hürriyetini engellememektir. Bu nedenle hürriyet başkasının hürriyet hakkı ile sınırlandırılmıştır. Bediüzzaman bu gerçeği de “hürriyet-i umumi, efrâdın zerrât-ı hürriyâtının muhassalıdır” (Münazarat, 54) sözü ile ifade etmiştir.


Etiketler:  Hürriyet Hürriyet ve İman Fazilet Meşveret Hukuk İbadet Şeriat Din Din ve Vicdan Hürriyeti
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
DIN
ŞERIAT
HüRRIYET
FAZILET
MEşVERET
DIN VE VICDAN HüRRIYETI
İBADET