| İNSANIN HÜRRİYETİ |
|
|
|
| Çarşamba, 06 Şubat 2008 | ||||||
Sayfa 1 Toplam: 4 M. Ali KAYA
Allah, Kadir-i Mutlaktır, adildir, zulmetmez. “Lâyus’el”dir. “Fa’lün Lima Yürid”dir. Dilediğini yapar. Hakimdir, tüm işleri hikmetlidir. Ehaddir, Sameddir, hiçbir şeye muhtaç değildir. İnsanı kendisine ayine olsun diye yarattığı için hür yaratmıştır. İrade ve hürriyeti, insan olmanın gereği yapmıştır. Bunun için ona sorumluluk yüklemiştir. İnsan hür ve irade sahibi olmasaydı, sorumlu da olmazdı. Ne mükafatı hak ederdi, ne de cezaya müstahak olurdu... İnsanın birinci özelliği, özgürce seçim yapabilmek, iradesini hür bir şekilde kullanabilmektir. İyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı öğrenebilmek ve sonra bunlar arasında seçim yapmakla insan hürdür. İnsanın elinden iradesini ve hürriyetini alırsanız onun insanlığını almış olursunuz. İnsan aklının vazifesi HAK’kı aramak, iradesinin veriliş sebebi de, hür bir biçimde seçim yapmaktır. Yüce Allah “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 256) buyurarak kendi gönderdiği ve insanın iradesi ile tabi olmasını istediği Hak Dini seçmek hususunda bile insanı serbest bırakmıştır. İnsan fıtratındaki din duygusu gerçeği ve Hakk’ı aram arzusu ve duygusudur. Bunun için “insan fıtraten daima hakkı arıyor. Ancak bazan batıl eline düşer hak diye kalbinde saklar.”
Allah’ın dilemesi ayrıdır, rızası ayrıdır. Kişinin Hak Dini seçmesi, rızasını celbeder, ama batılı tercih ederse, bu da Allah’ın dilemesi iledir. Çünkü cenneti-cehennemi, iyiyi-kötüyü, hayrı-şerri yaratan yüce Allah’tır. Her ikisini de istemiş, yaratmıştır. Ama rızası, iyiyi ve hayrı tercih etmededir. İnsan, hür iradesi ile cezayı veya mükafatı bu seçimi ile hak eder. Hiçbir şey Allah’ın iradesine aykırı olamaz. Allah insanı insan olarak yaratıp, akıl ve irade cevheri vermekle, ona yüksek istidatlar ve üstün özelliklerle teçhiz ederek, ondan manevi bir akit almış oluyor. Zira diğer varlıklarda olmayan bu üstün özelliklerin insana verilmesi, aklen bir amacı gerektirir. Biz buna “Bezm-i Elest” diyoruz. Ruhların yüce istidat ve kabiliyetlerle donatıldığı zaman, biz bu misak ve ahdi vermiş oluyoruz. Buna uyup uymadığımızı da, bu dünyadaki yaşantımız ile ispat etmiş oluyoruz. Yüce Allah, Adem (AS)’ın Cennette günah işlemesini “ahdini unutmak ve sözünde kararlı olmamakla” vasıflandırıyor. (Taha, 115) Bediüzzaman da, bunu şöyle bir misalle izah ediyor: “Bir adam bir hizmetkarına on altın verip, ‘Mahsus bir kumaştan bir kat elbise yaptır!’ diye emreder. İkincisine bin altın verir, bir pusula, içinde bazı şeyler yazılı, o hizmetkarın cebine koyar, bir pazara yollar. Evvelki hizmetkar, on altın ile ala kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkar divanelik edip, evvelki hizmetkara bakıp, cebine konan pusulayı okumayarak, bir dükkancıya bin altın verip, bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkancı da, kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O bedbaht hizmetkar seyyidinin huzuruna geldi. Ve şiddetli bir te’dib görüp, dehşetli bir azap çekti. İşte, edna bir şuuru olan anlar ki, ikinci hizmetkara verilen bin altın, bir kat elbise almak için değil, belki mühim bir ticaret içindir.” (Sözler, 239) Allah, peygamberlerden tebliğ hususunda, alimlerden de ilimleri öğrenmeleri hususunda ahd-ü misak almıştır; sonra ilim vermiştir. Yüce Allah, insanın hür iradesini iyi yönde kullanmasını ve şunları yapmasını istemiştir: İyilikle yardımlaşmak (Maide, 2), Allah’a iman ve ibadet etmek, (Bakara, 21) Allah’a, peygamberlere ve ulu’l emre itaat etmek, (Nisa, 59) Allah’a verilen ahde vefa göstermek, (En’am, 152) Ahde vefa göstermek, yetim malını gözetmek, ölçüyü-tartıyı doğru tutmak, hiç kimseye gücü üstünde sorumluluk yüklememek, yakınlar aleyhine de olsa adil davranmak. (Nahl, 91-95) Allah insanların bu husustaki iradelerini kullanmalarını ister. Bunlar, Hukukullah’tır. Ayrıca Hz. Ali (RA)’nın ifadesiyle,”dinde kardeş olanlara, yaratılışta bizimle eş olan gayr-i müslimlere” de barış ve hoşgörü içinde yaşamayı ve yapılan sözleşmelere de sadık kalmayı istemektedir. Bunlar da, hukuk-u ibadı teşkil eder. İbadet ise, “maddi-manevi hukuk-u ibada tecavüz etmemek, Hukukullah’ı da bihakkın ifa etmekten ibarettir.” (Mesnevi, 98) İnsan iradesini böyle hayır için kullanırsa, hakiki bir insan olur. İnsaniyet cevherini işlemiş sayılır. Allah’ın rızasını kazandığı gibi, toplumun emniyet ve güvenini de sağlamış olur. Bediüzzaman, “İnsanlar hür oldular, ama yine de Abdullah’dırlar” sözü ve yine Onun “Ekmeksiz yaşarım, ama hürriyetsiz yaşamam!” sözünün anlamı ortaya çıkar. |
||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|