| Kanun Hâkimiyeti |
|
|
|
| Cumartesi, 30 Ekim 2010 | |
|
M. Ali KAYA Kanun hâkimiyetinin önünde kanun hakimiyeti ilkelerini belirleyen “kanun önünde eşitlik, doğal adalet ilkeleri, soyut kurallar ve bağımsız yargı” yer alır. Bu kuralların amacı bireylerin hürriyetlerini devlete karşı korumaktır. Bu nedenle kanunları basitçe insanlar tarafından oluşturulmuş olarak görmek insanları yanıltır. Kanunların derin tarihî kökleri ve ilâhî kaynakları vardır. Kendi demokrasisinin zirvesinde olan Atina’daki kanunları meclis hükümleri yoluyla değiştirmek mümkün değildi. Roma kanunları da imparatorların ve senatörlerin hükümlerinden çok neredeyse tamamen hukukçulara dayanıyordu. Kanunların yapımında temel ilke “Lex injusta non est lex” yani “Âdil olmayan kanun, kanun değildir” ilkesidir. İmparator Junstinyen’in topladığı kanunlar mevcut uygulanan kanunların bir araya getirilmesinden ibaretti. Yani kanunların yapılmasını kapsamıyordu. İngiltere meclisi gelenek hukukunu monarkların gücünün karşısına çıkarmayı başarabildi. Avrupa Birliği Anlaşmaları, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Konsersiyonu üst düzey kanunları ulusal yasaların üzerinde tutulmaktadır. Kanunlar ve kurallar keyfî gücün kullanımını engeller. Yöneticiler ve kanun yapıcılar da belirli kurallarla sınırlandırılmışlardır. Devlet kendisini kanunlardan ayrı tutamaz. Belirli insanların kanun karşısında sorumluluk sahibi olmadığı bir toplum hür değildir. Kanunla yönetilen devlet yöneticilerin de herkes gibi kanunlara tabi olması demektir. Devlet de kendi isteğine göre hareket edemez; kanunlara uyar ve uygular, uymayanı da sorumlu tutar. Kanunlar kişilerin statülerine, makamlarına, politik durumlarına ve güçleri ne olursa olsun tüm kişilere eşit uygulanır ve uygulanmalıdır. Kişiye özgü kanun olmaz. Belli kişileri korumak amacı ile kanun yapılmaz. Bu nedenle dokunulmazlıklar adil değildir. Dokunulmazlığın olduğu yerde adalet olmaz. Zira dokunulmazlıklar suç işleme özgürlüğünü doğurur. Bu ise büyük haksızlıkları meydana getirir. Gerçek adalet kimin ne yaptığı ile değil, yapılan şeyle ilgilenir. Böyle olunca kanunlar devletin ona muhalefet edenleri yok etmek, ya da onu destekleyenlere iltimas vermek amacı ile kullanıldığı bir araç değildir ve olamaz da… Kanunlar evrensel olmalı gruplar ve bireyler arasında ayırım yapmadan herkese aynı şekilde uygulanmalıdır. Kanunlar tutarlı, tarafsız ve ahlâki yönden de tarafsız olmalıdır. Yani farklı fikirler arasında da ayırım yapılmalı ve ideolojik davranılmamalıdır. Şayet yasaklanan ve faydalanılan tüm şeyler istisnasız herkes için geçerli olursa otoritenin de kanunları uygulama dışında güçleri yoksa, insanların makul isteklerinin çok azı yasaklanacaktır. Hür bir toplumda sözleşmeleri uygulamak ve bireysel hürriyetleri korumak için kanunlara ihtiyaç duyulurken devletin yaptığı planlama insanların ve mülkiyetin belli yerlere ve belli zamanlara yerleşmesini sağladığından çok kanunlara ihtiyaç duyulur ve devlet herkesi kontrol edemez. Planlı toplumlarda devlet belli kişileri ve toplumları tanımlamaya ve idare etmeye ihtiyaç duyar. Kanunların çokluğu toplumun hür ve özgür olmadığını gösterir. Adaletin gereği tüm kanun koyucuların uygulaması gereken bir takım kuralları vardır. Bu kurallar kesinlik, istikrarlılık, uygulanması imkansız kanunların yapılmaması ve masumiyetin önceden varsayılmasıdır. Kanunlar geçmişte yapılan eylemlere değil, ancak gelecekte yapılacak eylemlere uygulanabilir. Kimse geçmişte yaptığı bir fiilden dolayı yeni çıkan bir kanuna uymadığı için suçlanamaz ve yargılanamaz. Yapılması imkan dahilinde olan eylemi yapmadığı için bir kimse cezalandırılamaz. Suç sabit olmadıkça hiç kimse suçlu muamelesi görmemelidir. Masumiyet ilkesi bunu gerektirir. Suçlayıcı unsurlar ne kadar çok olursa olsun kimsenin suçlu görülmemesi önemlidir. Yargısız infaz ancak diktatörlükte olur. Diktatörlükte yaygın olan uydurma suçlamaların aksine suçluluğu ispatlamak yetki sahibi olmayı gerekli kılar. Yargının işlevi devletin karşısında kanunları uygulamaktır. Bu nedenle yargıçların politik açıdan yöneticilerden bağımsız olması gerekir. Bu da bizi kuvvetler ayrılığı ilkesine götürür. Yasama (kanun yapma) yürütme (kanunları uygulama) ve yargı (kanunlara dayanarak hüküm verme) işi farklı yapıların ve kurumların sorumluluğunda olmalıdır. Atanma süreci ve iş güvenliği sistemi vasıtasıyla yargıçların bağımsızlıkları korunmalıdır. Bu yöneticilerin onları görevlerinden almalarını güçleştirir. Politik güce boyun eğmelerinin de önüne geçer. Yargıçlar tarafsızlık ilkesi gereğince görevlerini yapmalıdırlar. Çıkarları ve politik görüşleri profesyonel davranışlarını etkilememelidir. Bu anlamda kanunların da politikacıdan ayrı olması gerekir. Devletin faaliyetlerini incelemek ve kanunların kanun hakimiyetini sağlamak için yargıçların hukuki değerlendirme yapma hakları olmalıdır. Bu faaliyet için yargıçlar üç kaynağa başvururlar. Birincisi, “Anayasa”dır. Anayasa temel bir kanundur. Yargıçlar da bunu böyle bilmelidirler. Bir diğer kaynak “Genel Hukuk Kuralları”dır. Bu da kanunların âdil olup olmadığını kontrol eder. Bunlar genel ilkelerden oluşur. Buna gelenek hukuku da denebilir. Üçüncü kaynak ise “Fıtrî Hukukun Felsefî Yorumu”dur. Bu da hukukun tartışılan ve içtihada konu olan kısmıdır. Kanun hakimiyetinin amacı bireylerin hak ve hukukunu korumaktır. Kanun hâkimiyeti dışında hiçbir şey hür toplumu hür olmayandan bu kadar açık bir şekilde ayıramaz. Kanun hâkimiyeti bireyi hem devletin, hem de keyfî yönetimin baskısından korur. Etiketler: Kanun Hakimiyeti Kanun Kanunlar Anayasa Yasalar Yargıçlar Devlet Adalet Hukuk Hukuk İlkeleri Kuvvet Kanunda Olmalı |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|