Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow LÂİKLİK NEDİR NE DEĞİLDİR?
Advertisement
LÂİKLİK NEDİR NE DEĞİLDİR? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 10 Nisan 2008
M. Ali KAYA
 
Lâiklik Fransızca bir kelimedir. Fransa’da ortaya çıkmıştır. Çıkışı 1789 Fransız İhtilali iledir ve “Aydınlanma Dönemi” başlangıcındadır. Bunun için Fransızlar aydınlanmayı “Lâikliğe” bağlarlar. İngilizler lâiklik terimi yerine “Sekülerizm” tabirini tercih ederler. Bunun için İngiltere’de lâiklik yok sekülerizm/dünyevileşme vardır.

 
Osmanlı son döneminde Fransa’dan etkilendiği için Jön Türkler “Hürriyet” gibi din ve siyaset ilişkilerini düzenleyen “Lâiklik” kavramını da Fransa’dan almış ama buna “Lâ-dînî” adını vermişlerdir. Kavram olarak da “Lâ-dînî” terimini kullanmışlardır. Aslında “Lâiklik” terimi hiçbir dilde yoktur. 1931 yılında CHF programına almıştır. 1937 yılında da “Atatürk İlkeleri” adı altında Anayasa’ya koymuşlardır.

CHF’nin Lâiklik tarifi “Din işlerinin devlet işlerine karışmasını önlemek” şeklindedir. 1950’den sonra DP Lâikliği kendine göre ve demokratik açıdan ele alarak “Dinin devlete, devletin de dine karışmaması” şeklinde anlamış ve bu şekilde tarif etmiştir. Bundan dolayı CHP’ye göre devlet dine karışmaktadır. Devletin istediği bir din anlayışını savunmaktadır. Bu anlayışa göre Lâiklik ve Din birbirinin alternatifidir. Biri giderse diğeri onun yerini alır. Bunun için CHP devletin dini kontrol ve denetim altında tutulmasından yanadır. Devleti bir ideolojinin muhafızı gören ve devletçiliği esas alan bu anlayışa göre Lâiklik devletin ideolojisini koruyan bir ilkedir ve bundan asla taviz verilmemelidir. Aksi takdirde dinden kaynaklanan irtica tehlikesi baş gösterir. İrticayı önlemek için “lâikliği” korumak şarttır.

Demokratik anlayışa göre ise Lâiklik devletin dine karışmaması ve dini de siyasi hayata karıştırmaması şeklindedir. Bilhassa Hukukçu Ali Fuat Başgil’in tarifine göre ise “Lâiklik devletin bütün dinlere eşit mesafede olması ve devleti bir dinin hamisi görünümünden kurtararak diğer din sahiplerinin kendilerini güvencede görmesini sağlayan” bir sistemdir.

Süleyman Demirel’e göre ise Lâiklik “Dinin şemsiyesi”dir. Devlet lâiklik prensibi ile “Din ve Vicdan Hürriyeti” ni uygulamalıdır. Herkes dininde ve inancında hür ve serbesttir ve devlet Lâiklik prensibi ile bunu güvence altına alır.

Demokrasilerde devletin ideolojisi olmaz ve lâiklik ideolojik bir kavram değildir. Ancak devletin din adamlarının ve dini kurumların etkisinden kurtularak devleti idare eden yasaların meclis tarafından yapılmasını savunur. Lâiklik ideolojik bir kavram olmayıp devletin idari yapılanmasının dinden etkilenmemesinin ifadesidir.

**

Türkiye Cumhuriyeti, Lâiklikle “dini dünyadan ayırıp, tarafsız kalmayı” prensip olarak kabul etmiştir. Hiçbir dine taraf değildir. Dinsizlere dinsizlikleri için ilişmediği gibi, dindarlara da dindarlıkları için ilişmemesi o prensibin gereğidir.

Cumhuriyetin hükümetleri de bu laiklik prensibine binaen tarafsız olması, hürriyetperver, yani hürriyetçi olması gerekir. Böyle olmayıp toplum içinde bulunan ve dinsizliği esas alıp dine karşı düşman vaziyeti alan bir takım karanlık düşünceli insanların istediği şekilde dindarları ezmeyi ve dinsizliği de hoş gösterip teşvik etmeyi prensip olarak kabul ederse, o zaman bu dindar millete çok zulüm ve haksızlığın yapılmasına sebep olur.

Masonluk gibi dinsizliği prensip edinmiş komiteler devletin üst kademelerine tesir edip hükümeti kendi emeline alet ederek dindarları ezmek için çeşitli bahaneler uydurabilir. Devlet ve hükümet bunlara engel olmalıdır.

Din düşmanlarının hakiki müslümanlar aleyhine kullandığı iki silahı, taktığı iki kulpu vardır. Bunlardan birisi “irtica kulpu”, diğeri ise “dini siyasete alet kulpu”dur. Sanki devletin vazifesi insanların hak ve hürriyetini sağlamak, din ve vicdan hürriyetini temin etmek, adaleti tesis etmek değil de, irtica ile mücadele ve dini siyasete alet edenlere karşı dinsizliği terviç etmek, irtica adı altında dindar insanları ezme politikasını takip etmektir.

Elbette, hükümet ve devlet o müfsitlerin vatana ve millete muzır olan düşüncelerine taraftar olmaz. Devletin ve halkın düşmanları Cumhuriyet fikrine zıt ve hukukun çiğnenmesine sebep olanları men etmek Cumhuriyetin kanunları gereği vazifesidir. Elbette bunları tercih ve teşrik etmez. Böyle fikirlere taraftarlık dahi Cumhuriyetin prensiplerine tamamen zıttır.

Cumhuriyet ve hükümet hakem hükmündedir. Kim zulmederse zalim odur. Hâkimlik noktasında hükmünü icra eden devletin zulmedeni zulmünden men etmelidir. Bu devlet olmanın gereğidir.

Şurası bir gerçektir ki, din ve dinsizlik mücadelesi Âdem (as) zamanından beri devam edip gelmektedir. Cumhuriyet elbette tarafsız olmalı, bilhassa dinsizliğe taraftar olup, dindarı ezen bir politika takip etmesi ile laiklik prensibini ihlal edip, dinsizleri korur, dindarları ezer bir duruma düşmemelidir.

Eğer kendi bekasını ve cumhuriyetin gereği olan hürriyet, adalet ve kanun hâkimiyetini temin etmek istiyorsa elbette dindarları kendisine dost etmelidir. Çünkü Anadolu ve Asya’da din hakimdir. Laiklik ve tarafsızlık prensibini dindarlık tarafına temayül ettirmelidir.*

**
Siyaset, idareye talip olmaktır. Bunun için dini ve dini değerleri alet etmek ne derece yanlış ise siyasi makamları ve kurumları dinsizliğe alet etmek ve dinsizlik prensiplerini kanuna bağlamak ondan daha ziyade yanlıştır. Din ve siyaset ilişkilerinde üç şık vardır: Dini siyasete alet etmek, Siyaseti dinsizliğe alet etmek ve siyaseti dini ve ahlaki değerlere hizmet eden bir kurum yapmaktır.

Laiklik devletin dine saygılı olması ve dinsizliğe de müsaade etmemesi, dini siyasete alet etmemesi, tüm dinlere devletin eşit davranarak “din ve vicdan hürriyetini” en mükemmel manada sağlamaya çalışması şeklinde anlaşılmalıdır.

Laikliği dini değerlere karşı olmak ve dini/ahlaki değerleri tahrip etmek için kullanmak isteyenlere imkân ve fırsat tanıyan bir şekilde görmek ve kullanmak yanlış değil mi? Devletin bu laikliği bu şekilde anlayanlara yapacağı bir şeyi ve bir müeyyidesi yok mu? Şeriatı savunmak yanlış, ateizmi savunmak niçin doğru oluyor anlamak mümkün değil. O zaman laiklik dinsizliğe alet edilmiş olmaz mı?

“OKU!” emri Kuran’da bulunduğu için okumaya karşı olmak ne derece mantıklıdır? “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” sözü Hz. Ali’ye (ra) ait olduğu için laikliğe aykırı bir slogan olarak görülmesine ne demeli? Bu anlayış komünist Rusya’da bir kadın şairin “Dua etmekte hürsün/ Fakat öyle dua et ki/ Yalnız Allah işitsin.”dediği için on yıl hapse mahkûm eden zihniyettir.

Osmanlı padişah ile idare ediliyordu. Hukukta ise şeriat hükümleri geçerli idi. Bir nevi din devleti sayılabilir idi. Bunun neticesi olarak 20 Ocak 1921 tarihli 85 sayılı “Teşkilat - i Esasiye kanununun 7. maddesi “Ahkâm-ı Şeriyenin tenfizini” devletin görevi sayıyordu. 29 Ekim 1922 tarih 364 sayılı kanunun 2. maddesi “Türkiye devletinin dini din-i İslam’dır” diyordu. 1323’ten sonra 1924’te “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile medreseler kapatılarak işe başlandı. 1928’de Anayasanın 2, 16, 26 ve 28. maddeleri değiştirildi.

Anayasa ve hukuk profesörü Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil “Din ve Vicdan Hürriyetini” tarif ederken beş temel hakkın kullanımını esas alınması lâzım olduğunu söyler. Ancak bu şekilde “Din ve Vicdan Hürriyetini” sağlayabiliriz der.
1- İnanç hürriyeti,
2- İbadet hürriyeti,
3- İfade hürriyeti,
4- Eğitim ve öğretim hürriyeti,
5- Dinin emirlerini serbestçe yaşama ve uygulama hürriyeti.

Türk solu “laiklik” denince dinsizliği, “irtica” deyince Müslümanlığı anlamaktadır. Gerekçe olarak da dini siyasete alet edenleri gösterirler. Sadece camileri açık tutmak ve diyanete bağlı imam kadrosu vermekle “Din ve Vicdan Hürriyeti” sağlanmaz. Dini yayma ve propaganda hürriyetini de tam olarak sağlamak gerekir. Bu devletin tarafsızlığının da vaz geçilmez neticesidir.

Korku ve baskılarla kalpler ve vicdanlar üzerinde hâkimiyet kurulamaz. İnsanların kalplerine nüfuz etmek ancak iman ve muhabbet iledir. Devletin dine dayanması başka, halkın inançlarını baskı ve tecavüzlerden koruyarak güven içinde dinlerini yaşamalarını sağlamak daha başkadır. Bizim laiklik anlayışımız ikincisini tercih ettiğimizin ifadesidir. Devletin vazifesi vatandaşının inancı ne olursa olsun huzur ve güvenini sağlamaktır.

Devletin bir laiklik tarifi ve anlayışı olur. Bunu herkesin istediği gibi anlamasına imkân ve fırsat vermez. Devlet bunun tarifini tam olara yapıp ölçülerini iyi koyması gerekir. “Laiklik dinsizlik demek değildir” demek yeterli değildir. Peki, o zaman nedir? Sınırları nerede başlar nerede biter? Bunları iyi tespit etmelidir. Devlet dini istismar edenleri de, laikliği istismar edenleri de iyi tespit etmelidir. İkisinin arasında demokratik bir orta yol bulmalıdır. Devlete evham değil tahkik yaraşır. Devletin amacı halkını mutlu etmektir. Bu amaca hizmet ettiği sürece devlet halkından saygı ve destek görür.


 

Etiketler:  Lâiklik Lâiklik nedir Aydınlanma Atatürk İlkeleri Hürriyet Din İşleri Hukuk Ali Fuat Başgil
 
< Önceki   Sonraki >
HUKUK
HüRRIYET
LâIKLIK
ATATüRK İLKELERI