Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Hukuk arrow Sosyal Hayata Ait Haklar
Advertisement
Sosyal Hayata Ait Haklar PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 11 Ağustos 2011

M. Ali KAYA
1. Sana İyilikte Bulunanın Hakkı:
Sana bir iyilikte bulunanın sende hakkı vardır. Bu hakkı helal ettirmen ve altında kalmaman için ona teşekkür etmelisin. Teşekkür etmek, iyilikten anlamak ve bilmek ve hakkını vermek insana ait bir özelliktir.
Bu nedenle iyilikten bilmeyen ve iyiliğe teşekkür etmeyenin insanlıktan nasibi yoktur. İyiliğe iyilikle mukabele etmek vefalı olmak demektir. Kötülüğe karşı iyilikle mukabele etmek ise faziletli insanları âdeti ve peygamberlerin sünnetidir.

İyiliğin hakkı teşekkürdür. Teşekkürün samimiyeti ise yapılan iyilikten dolayı gaibde ve hazırda iyilik yapan kişiyi övmek ve iyiliği ile anmaktır. Ayrıca sana iyilikte bulunanı mükâfatlandırman da gerekir. Buna gücün yetmezse bunun için fırsat kollar ve eline geçen ilk fırsatta bunu değerlendirirsin. Yapılan iyiliği unutmak, kötülüğü unutmamak, iyiliği dile getirmemek, kötülüğü dile getirip her yerde anlatmak kötü insanların âdeti ve kötülüğüne, kalbinin karalığına delildir. İnsan olan insana yakışan iyiliği asla unutmamak ve her zaman hatırlamak ve sahibini daima iyilikle anmak, kötülüğü ise unutmak ve yok saymaktır.

2. Müezzin ve İmamın Hakkı:
Namaz imandan sonra en büyük ibadet ve insana ebedi saadeti kazandıracak, günahlarına kefaret olacak ve cehennemden kurtaracak bir salih ameldir. Bu hayırlı ameli yapmak için sana hatırlatmada bulunan müezzinin üzerinde hakkı vardır. Sana yakışan sana bu iyiliği yapan ve yapmana sebep olan müezzine teşekkür etmek, gereken saygı ve hürmeti göstermektir. Sonra davetine icabet ederek camiye gitmek ve namazı cemaatle kılmaktır.

Seni Allah’a yaklaştıracak ve rahmetini celp edecek olan namazı kıldıran ve sana yirmi yedi misli sevap kazandıran imamın da üzerinde hakkı vardır. İmam ayrıca seninle Rabbin arasında elçilik yaparak senin namına Fatiha okuyarak senin bağışlanman, doğru yolda olman için dua etmektedir. O halde sana yaptığı bu iyiliğe karşı ona minnet duymalı ve saygı göstermelisin. Sen imamın hatalarından sorumlu olmadığın gibi, senin namazın tamam, onun namazı ise eksik olmaktadır, senin hataların ise ne sana ne de ona zarar vermemektedir. Hal böyle olunca tek başına kıldığın zaman eksik ve noksan olan namazın cemaatle imama uyarak kıldığın zaman eksiksiz ve noksansız olmaktadır. Bu iyiliği sana yapan imama elbette teşekkür etmen ve minnet duyman gerekir. sen ne olursan ol daima imama borçlusun ve hakkını ödeyemezsin. Hiç olmazsa ona saygı ve hürmetle, minnet ve şükranla bir derece kendini affettirmiş olursun, aksi takdirde büyük nankörlük ve saygısızlık ettiğini bilmen gerekir.

3. Sohbet ve Meclisin Hakkı:
Sohbet arkadaşlarına güler yüzlü ve tatlı dilli olmak gerekir ve sana da yakışan budur.
Konuşurken söz hakkını kullanmada ölçülü ve adil olmalısın. Konuşanın sözünü kesmek, konuşurken dinlememek ve araya girmek söz hakkına tecavüz ve ihlal sayılır. İmam-ı Azam hazretleri “İlim sahibi konuşurken sözünü kesenlerde ilim sevgisi yoktur” demiştir.

Bir masaya oturmak için sen gitmişsen istediğin zaman kalkma hakkın vardır; ancak senin yanına biri gelip oturmuşsa ondan izin almadan kalkman doğru olmaz. Bir araya gelenlerin birbirlerine son derece nazik olmaları gerekir. şunu unutmamak gerekir ki saygı gösteren saygı görür, hürmet eden hürmet edilmeye liyakat kesp eder.

Bir mecliste konuşulan sözler dinleyene emanettir. Gereksiz yerlerde bu sözleri sarf etmek emanete ihanet sayılır. Şayet bu bir istişare meclisi ise Allah için fikir beyan etmeli ve garaz ile hareket etmemelisin. Senden fikir soran ve seninle istişare edene doğru yolu göstermeli ve gayet yumuşak üslup kullanmalısın. Sertlik ve kabalık ünsiyeti yok eder ve muhatabı ürkütür. Yumuşak ve tatlı bir üslup ise çekingenliği ve ürkekliği dağıtır ve itimat telkin eder. Şayet sana sorulan hususta tam bir bilgiye sahip değilsen, kendin için de danışılacak birini tanıyorsan ona yönlendirir onu tavsiye edersin. Bu senden fikir almak isteyenin senin üzerindeki hakkıdır.

Şayet bir danışman seçmiş de sen fikir almak durumunda isen senin düşüncene uymayan bir fikir beyan etmişse onu itham etmemen gerekir. Zira kabul etmek zorunda değilsin ve onun görüşünü de almak durumundasın. Görüşüne katılmasan da saygı duyman onun senin üzerindeki hakkıdır. Meşveret haklarından birisi de fikir izhar edenlere güven vermek ve fikirlerinden dolayı teşekkür etmektir. Zira her görüş ve düşünce sahibi teşekküre layıktır.

Şunu da unutmamak gerekir. “İnsan bin bilse de bir bilene danışmalıdır.” Zira akıl akıldan üstündür. Akıllar birleşir ortak aklı oluşturur. Ortak akıl ise üstün akıl sayılır. Ancak “kendini beğenmişe öğüt ve akıl kar etmez.” Kendini beğenmişe öğüt verenin kendisi bu öğüde muhtaçtır. Zira kendini beğenen ahmaktır, ahmağa ise akıl kar etmez.

Akıllı bir insan öğüt isteyenin mizacına göre konuşur, ta ki anlasın. Mecnun ile beraber oturan akıllı Leyla’dan başka bir şey konuşmaz. Sen üzerine düşeni yapar doğru yolu gösterirsin tutarsa o kazanır, tutmazsa sen bir şey kaybetmiş olmazsın.

4. Büyüğün ve Küçüğün Hakkı:
Büyüğe saygı göstermek gerekir. Zira senden yaşça büyük olanın bilgisi, tecrübesi ve buna bağlı her şeyde senden büyüktür.
Bu nedenle saygı ve hürmeti hak eder. Bu nedenle yolda önüne geçmemek, yanında gereksiz konuşmamak, onu cehaletle itham etmemek, kabalık etse dahi sabır ve hoşgörü ile karşılamak gerekir. Her konuda önceliği ona vermek gerekir. İslama hizmeti varsa ayrıca bundan dolayı ona hürmet etmek gerekir. zira dine hizmet edene hizmet etmek de hizmettir. Bu onun hakkıdır.

Küçüğe gelince onun hakkı da şefkat ve merhamettir. Onu bilgilendirmek, yanlışa gitmesine müsaade etmemek ve yumuşak davranmak gerekir. küçüklüğün ve cahilliğin verdiği toyluğu da hoşgörü ile karşılamak icap eder.

Peygamberimiz (sav) “Büyüğüne saygı duymayan, küçüğüne şefkatle muamele etmeyen bizden değildir” (Tirmizi, Birr, 15) buyurmuşlardır. Ayrıca gerek büyükle, gerekse küçükle mücadeleye girmemek gerekir. zira büyükle cedelleşirsen sen hürmet hakkını kaybeder, değerden düşersin, küçükle cedelleşirsen geçimsiz ve basit bir insan olmuş olursun ve artık nasihatin tesir etmemeye, saygı ve hürmet görmemeye başlarsın.       

5. Yöneticilerin Hakları:
Yöneticinin vazifesi adil olmak, yönetilenlerin hakkı ise adil olan idareciye itaat etmektir. Allah yöneticiyi idaresi altındakilerle, idare edilenleri de idareci ile imtihan ettiğini bilmelisin
. Bu nedenle her yönetilenler de yönetici de her şeyden önce iyi niyetli olmalı ve birbirine yardımcı olmalıdır. Bu da şahsi menfaati terk etmek ve toplumun menfaatini öne almakla mümkündür. Menfaat kaygısı hizmetin en büyük engeli ve Allah rızasının düşmanıdır.

İdare edilenlerin haklarından birisi de idarecinin haksızlık ve zulmüne karşı sabırlı olmak ve idareciye nasihat etmek ve yol göstermektir. Toplumun adaleti istemediği ve adalete yardım etmediği yerde idarecinin adaleti sağlaması mümkün olmaz. Bir de yönetilenler idarecilerle zıtlaşmamalı ve çekişmemelidir. Şayet zıtlaşma olursa idareciyi haksızlık yapmaya zorlamış, hem de idarecinin meşru emirlerini yerine getirmeyerek idareciye haksızlık yapmış olur. Yönetilen halka ve memura yakışan kendisini iyi yönetmesi ve hayra sevk etmesi için amirine yardımcı olmaktır.

Yöneticinin tebası ve yönettiği insanlarla ilgili hakları özetle meşru emirlerine itaat etmek, canla başka ve samimiyetle yapmaya çalışmak, yönetici ile husumet ve çekişme içine girmemek, Allah’a isyana sevk etmeyen emirlerini yerine getirmek, idareciye nasihat ederek yardımcı olmaktır.

6. Yönetilenlerin Hakları:
Halkın idareciler üzerindeki hakkı ise idarecinin halka şefkatle ve adaletle muamele etmesi, tevazu ile halkın arasına karışmasıdır. Yönetici halkı sayesinde yönetici olduğunu, şeref ve makam sahibi olduğunu unutmamalıdır.
Halk güçsüz ve zayıf oldukları için seni yönetici olarak kabul etmişler ve sana itaat etmektedirler. Sana o makamı ve halk üzerindeki şerefli mevkii veren de şüphesiz Allah’tır. Dolayısıyla bunun hakkını yerine getirmek, şükrünü eda etmek ve Allah’ın rızasını kazanmak için onlara yardımcı olmak, Allah’ın farz kıldıklarını onlara hatırlatmak, haram kıldığı şeylerden onları men etmeye çalışmakla bu hakkı ödersin. Halkın idareciden istediği şey adalet, insaf ve merhamettir. Halk ancak bu şekilde idareciye itaati kendilerine borç bilir, gereken hürmet ve saygıyı gösterirler.

Allah’a itaat üzere olmak ve adaletle hükmetmek devletin devamına, isyan ve zulüm ise devletin elden çıkmasına sebeptir. Bu nedenle Hz. Ömer (ra) “Adalet mülkün temelidir” demiştir.   


Etiketler:  Sosyal Haklar Haklar Yönetici Hakkı Büyüğün ve Küçüğün Hakkı İyilik Hakkı
 
< Önceki   Sonraki >