M. Ali KAYA
Gayr-i Müslim oldukları aldıklar halde islam ülkesinde ve Müslümanların güvenliği altında yaşayan ehl-i kitap, Yahudi ve Hıristiyanlara Zımmî denir. Zımmîler Müslümanların güvenliği altında olup, canları, malları, namusları, dinleri ve bütün hakları güvence altına alınmıştır. Bütün hak ve hürriyetleri islam idarecileri tarafından korunur. Zımmîler buna mukabil islam devletine “Cizye” adı altında bir vergi verirler. İslam devletinde himaye altında bulundukları süre içinde kendilerine irşad ve davet görevi yapılır. Dinde zorlama olmadığı için dine girmeye zorlanmazlar; ancak güzel ahlakla muamele edilir, İslamiyet hakkında bilgi verilir ve Müslüman olanlardan cizye vergisi kaldırılır.
Peygamberimiz (sav) zımmîlerle ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: “ Bir zımmîyi haksız yere öldüren cennetin kokusunu dahi duyamaz. Halbuki cennetin kokusu kırk yıllık yoldan gelir.” (Buhari, Cizye, 5) “ Kim bir zımmîye gücünün üstünde yük yükler veya zorla ondan bir şey alırsa kıyamet günü ben onun hasmıyım. Zımmınin hakkını müslümandan alır ve kendisine veririm” (Ebu Davud, Harac, 31-33; Aclunî, Keşfu’l-Hafa, 2:218; Ebu Yusuf, Kitabu’l-Harac, Kahire, s. 135) Peygamberimiz (sav) ordularını savaşa gönderirken şöyle derdi: “ Sizler Allah için, Allah adına sefere çıkıyorsunuz. Sakın insanlara zulmetmeyiniz. Savaşta müsle yapmayınız, yani insanların organlarını keserek işkence yapmayınız. Manastırlara, kadınlara, din adamlarına ve çocukları öldürmeyiniz. Kiliselerini yıkmayınız.” (Ebu Davud, Cihad, 120; Harac, 29-30) Necran Uskufu ile yaptığı anlaşma ve Emanname’demabedlerin garanti altında olduğu açıkça ifade edilmiştir. (İbn-i Saad, tabakat, 1:266)
Yine peygamberimiz (sav) gayr-i Müslimlerle yapmış olduğu anlaşmalarda onların canlarının ve mallarının güvende olduğunu özellikle vurgulamış ve maddeler halinde yazdırmıştır. (Muhammed Hamidullah, Vesaik, No: 151; İbn-i Saad, Tabakat, 1:288, 357, 358)
Hz. peygamber (sav) Hristiyan Hâris b. Ka’b’e yazdığı “Emannâme”de “Şarkta ve Garpta yaşayan tüm Hristiyanların dinleri, kiliseleri, canları, ırzları ve malları Allah'ın, Peygamber'in ve tüm müminlerin himayesindedir. Nasraniyet dini üzere yaşayanlardan hiç kimse kerhen İslam'a icbar edilmeyecektir. Hristiyanlardan birisi herhangi bir cinayete veya haksızlığa maruz kalırsa Müslümanlar ona yardım etmek zorundadırlar.” maddelerini yazdırdıktan sonra: “Ehl-i Kitap ile ancak en güzel yöntemlerle mücadele edin...” (Ankebut, 29:46) ayetini okudu. (İbn Hişam, Ebu Muhammed Abdulmelik, (v.218/834), es-Siretü'n-Nebeviyye, Daru't-Turasi'l-Arabiyye, Beyrut, 1396/1971, 4:241-242; Hamidullah, el-Vesaik, s.154-155, No.96-97)
Peygamberimizin (sav) yaptığı Medine Sözleşmesinin 17. Maddesi: “Yahudilerden bize tabi olanlara yardım edilip iyi davranılacaktır. Onlar hiç bir haksızlığa uğramayacak, düşmanlarına yardım edilmeyecektir.” 25. Maddesi: “Beni Avf Yahudileri müminlerle birlikte tek bir ümmettirler. Onlar kendi dinlerine, müslümanlar da kendi dinlerine göre yaşayacaklardır.” 36. Maddesi: “Müslümanlarla Yahudiler arasında yardımlaşma, nasihat ve iyilik olacaktır” (İbn Kesir, es-Sire, 2:322; Hamidullah, el-Vesaik, s.44-45) denilmektedir.
Hz. Ali (ra) “Müslümanlar kardeştir, Müslüman olmayanlar da insanlıkta eştir” dedikten sonra “Bizimle muahede yaparak cizye ödemeye razı olmuş olan zımmîlerin kanı bizim gibi kutsaldır, malları da bizim mallarımız gibi tecavüzden masundur” demiştir. (Mevdudi, İslam Nizamı, Hilal Yay-1967, s. 76)
Ünlü müfessir Fahreddin-i Razi, Tefsir-i Kebir'inde: “Din ve iman müstesna tutulmak kaydıyla, bir Müslümanın bir gayr-i müslimi hafife almasını, ona karşı böbürlenmesini caiz görmemekte ve insanların iman ve küfür haricinde diğer övülen sıfatlar itibarıyla müşterek olduğunu” ifade etmektedir. (Fahreddin-i Razi, Tefsir-i Kebir, 28:138)
Müslümanlar hâkim oldukları yerlerde bu hususlara çok dikkat etmişlerdir. Hatta Hâlid b. Velid (ra) Humus halkından alınan cizye Bizanslılarla savaşmak için geri çekilmek durumunda kalınınca halka iade edilmiş ve “Biz sizi korumak için bu cizyeyi almıştık. Şimdi geri çekilmemiz gerektiği için sizi koruyamayacağımızdan topladığımız vergiyi geri iade ediyoruz” diyerek mükemmel bir hukuk dersi vermişlerdir. Aynı şekilde Selahaddin-i Eyyubî de Şam’dan çekilmek durumunda kalınca alınan vergileri geri vermiştir. Emevi Hükümdaro Mervan Müslüman olan gayr-i Müslimlerden cizye almaya devam ettiğini duyan Ömer b. Abdulaziz bir emirname göndererek “Şüphesiz Allah Hz. Muhammed’i (asv) bir davetçi olarak gönderdi; bir vergi memuru olarak değil. Derhal Müslüman olan zımmîlerden cizye ve haraç vergisini kaldır” buyurdu.
Osmanlı devleti hâkimiyetleri altında bulundurdukları milletlerin dinlerine, dillerine ve inançlarına bakmayarak onları âdilâne idare etmiş millet olarak ırkı değil “İslam Milleti”ni esas almışlardır. Bütün insanları “Allah'ın kulları” ve “insan” olarak görmüş ve adil bir yönetim sergilemişlerdir. Bu nedenle Müslümanlar ile gayr-i Müslimler iç içe aynı mahalle ve beldede beraber kardeş ve vatandaş ilişkisi içinde yaşamış ve hiçbir haksızlığa uğratılmamışlardır.
Gayr-i Müslimlerin haklarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Vatandaşlık Hakkı: Aynı idare altında olanlar eşit haklara sahip olmuşlardır. Dolayısıyla bir sömürge halkı muamelesi yapılmamış ve asimilasyon politikası uygulanmamıştır.
2. Can, Mal ve Namus Güvenliği: Devletin garantisi altına alınmıştır. Zimmînin malına, canına ve namusuna zarar veren Müslüman aynı şekilde cezalandırılmıştır.
3. Din ve Vicdan, İbadet Hürriyeti: İbadethaneleri ve okullarına her türlü hürriyet tanındığı gibi, yargı bağımsızlığı dahi verilmiştir. Eğitim ve öğretim hakları da garanti altına alındığı gibi özel okul açarak istedikleri gibi bir eğitim verme hakları sağlanmıştır.
4. Müslümanlarla eşit şekilde seyahat, çalışma, mülkiyet, ticaret hakkına sahiptirler: Gayr-i Müslimler müftü, kadı ve idareci olmamaklar beraber öğretmen, diğer memurluklarda bulunmak hakkına sahip olmuşlardır.
5. Yargı Bağımsızlığı: Osmanlı idaresinde gayr-i Müslimlere yargı bağımsızlığı hakkı tanınmıştır. Ceza davaları haricinde aile, miras, şahıs ve borçlar hukuku ile ilgili davalarda kendi mahkemelerini kurma hakkı verilmiştir. Bununla beraber isteyen Osmanlı şer’î mahkemelerinde de yargılanma ve dava açma hakkına sahiptiler.
6. Gayr-i Müslimler askerlikten muaf tutulmuşlardır. Memurluk ve askerlikten muaf oldukları için ticarete ve sanata yönlenmişler ve çok büyük servetler edinmişlerdir. Hatta devlete borç verecek duruma gelmişlerdir. Ticaret ve sanata kesintisiz devam etmeleri onların yerleşik hayatta zengin ve müreffeh bir hayat yaşamalarını sağlamıştır.
Ayrıca sakat, yaşlı ve hasta olanlar cizye ve haraç vergisinden muaf tutulmuşlardır. İslam hukuku ödeme imkanı olmayandan vergiyi kaldırmıştır. Gayr-i Müslimlere sosyal hayatta getirilen bazı kısıtlamalar temel hak ve hürriyetlere ait olmayıp tamamen devletin “Hâkimiyeti” ile ilgili hususları kapsamaktadır. Bunu da devlet hâkimiyetini korumak için tamamen idarî bir tedbir olarak almıştır. (Dr. Mümtaz AYDIN, Sızıntı, Aralık 2003 Yıl :25 Sayı :299)
Etiketler: Zımmiler Zımmi Yahudi Hrısitiyan Ehl-i Kitap Zulm Haraç Cizye Medine Sözleşmesi Necran |