|
Sayfa 1 Toplam: 2 M. Ali KAYA
Giriş:
Din adamı doğru, anlaşılır, az ve öz konuşur. Her konuda olduğu gibi bu konuda da rehberi ve örneği peygamberdir. Dini kelimeleri, tabirleri ve terimleri yaşatmasını bilir, kullanır, kullandırır. “Bismillah, Azizallah, Rahmetullahi Aleyh, Esselam-ü Aleyküm, İnna İllah ve İnna İleyhi Raciûn, Maşallah, İnşallah” gibi…  İfadesi doğru ve düzgündür. Argo kelimeler asla kullanmaz. Dilinde samimidir. Laubalilikten hiç hoşlanmaz. Konuşurken sade ve açık ifadelerle, mahalli lehçeyi, tabii bir şekilde, tekellüf ve gösterişten uzak, basit ifadelerle kullanır.
Nitekim: “ Kelamı fasih söyleye, müphem söylemeye, ağzını daldırıp, avurt şişirerek, külfetli, ağdalı bir dille konuşmamaya, sözü tatlı ve güzel söyleye” denilmiştir. Süslü ifadeler kullanmaz, edebiyat yapmaz ve gerçeği olduğu gibi ifade eder. Zira hadiste “ Tekellüf haramdır, tekellüften men olunduk” buyrulmuştur. İnsanların anlayacağı şekilde, seviyelerine inerek konuşmamız gerektiği peygamberimizin (sav) “İnsanların akıllarına ve seviyelerine göre hitap ediniz” hadisinden anlıyoruz. Şayet insanların anlamadıkları şeyleri konuşuyorsanız, onları fitneye sevk edersiniz. Sorulan suallere de kısa ve öz cevap vermelidir. Uzatırsanız, insanların kafalarını karıştırırsınız. İslamiyet, insaniyet-i kübra olduğundan, “İnsana hizmet, İslam’a hizmettir.” Bunu elimizle, dilimizle, en güzel şekilde yapmalıyız. Kimseye zararımız dokunmamalı, herkese örnek ve faydalı olmalıyız.
1. Peygamberimizin (sav) Hitabeti:
Hitabet: “Sûhulet ve fesahatle, inad-ı nutk etmek hassesidir.” “Konuşma satanıdır.” “Fikir ve duyguların en güzel şekilde ifadesidir.” En güzel söz Kelamullah olan Kur’an’ı Kerimdir. Sonra onun tercümanı olan Peygambermizin (sav) sözü olan Hadis-i mebeviyedir. Sonra onların asrımıza hitabı olan Bediüzzaman Said Nursi’nin SÖZLER’ i dir.
“İtina ile yazılmış 500 sahifelik, bir eserle söylenebileceğinden daha fazlasını, hakiki bir hitabe ile bir saatte söylemek mümkündür.” Keza öğretim de filhakika sıcağı sıcağına söylenmiş bir söz ile, yazılmış laf arasında keyfiyet farkında toplanmıştır. Musikiyi de canlandıran, ihatası değil icraasıdır. Hitabet de resim, müzik, mimari gibi bir sanattır. Sanatkâr ile insanın iç içe olduğu tek sanattır.
Hitabeler: Siyasi, Askeri, Hukuki ve Dini olmak üzere dört ana grupta toplanır. Kur’an ve Hadislerde bunun en güzel örnekleri mevcuttur.
Peygamberimiz (sav) hutbe okuduğu zaman cemaate, konuya ve durumun ehemmiyetine, mevzunun durumuna göre sesini yükseltir, bazen öfkesi artar ve gözleri kıpkırmızı olurdu. O kadar canlı ve heyecanlı konuşurdu ve ahretten, cehennem azabından ve insanı bekleyen tehlikelerden öyle haber verirdi ki dinleyenler Medine’nin hemen yanı başında dağların arkasında düşman Medine’yi basmak ve kendilerini öldürmek için bekliyor gibi ölümden ve ahretten korkardı.
“Ben ve kıyamet şu iki parmak gibiyiz” derken parmaklarını işaret eder ve gösterirdi. Sık sık “Hidayetin ve irşadın en güzeli Muhammed’in hidayeti ve irşadıdır. İşlerin en şerlisi sonradan icat edilen ve sünnetin yerine geçen adetlerdir. Her bid’at sapıklıktır ve her sapıklık insanı cehenneme götürür” buyurarak sahabelerini ikaz ederdi.
2. Hitabetin Unsurları:
2.1. Giyim-Kuşam-Kıyafet: “İnsanlar, kıyafetleri ile karşılanır; liyakatlerine göre uğurlanırlar. Hatip kıyafeti örfe uygun ve temiz olmalı. Dinleyici hatibin sözüne önce kıyafetine bakarak değer verir. Düzenli ve temiz bir giyim, sözün değerini arttırır.
Nitekim Peygamberimiz (sav): “Bulabilen kimse iş elbisesinden hariç Cuma günü için bir elbise tahsis etse ne güzel olurdu!” buyurmuşlardır. Peygamberimiz (sav) ayrıca koku sürünmeyi de ihmal etmezdi.”
2.2. Ses Tonu: Hz. Ali (ra): “Tatlı sözlü olanı sevmemek mümkün değildir” der. Peygamberimizi (sav) Kur’an’ı şöyle övüyor: “Ey Habibim! Muhakkak ki Sen en güzel ahlak üzeresin!” Kişinin ahlakı ve güzelliği dilinin güzelliğinde ve tatlılığındadır.
Resulullah (sav) tatlı ve yumuşak konuşurdu. Dinleyiciyi usandırmamak için istekli oldukları zaman söz söylerdi. Nefret ettirmemek için sözü unutmazdı. Ses tonunu da dinleyiciye ve mevzua göre ayarlardı.
Bazı sözlerini üçer defa tekrar ederdi. “Din nasihattir. Din nasihattir. Din nasihattir.” “Şahit ol Ya Rab” derken üçer defa tekrar ederdi. Nasihat isteyene “Öfkelenme, Öfkelenme, Öfkelenme” demiştir ve bunu üç defa tekrar etmiştir.
Soru sormuş ve cevap vermiştir? Dikkatlerini çekmiştir. “Ya Muaz!” diye üç defa çağırmış ve “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir? Biliyor musun?” “Hayır!” diyince “Ona şirk koşmadan ibadet etmek!” demiştir.
Peygamberimiz (sav) sesini ayarlamıştır: Örnek olarak üç defa: “Allah’ın resulüne biat etmiyor musunuz?” dedi. “Ne üzere biat edelim” dedik. “Allah’a ibadet etmek, ona hiçbir şeyi ortak koşmamak, namaz kılmak” dedi, sonra hafifçe “Kimseden bir şey istememek üzere biat edin!” buyurdular.
Abdullah bn. Ömer (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) hutbede: “Allah-ü Azimüşşan kıyamette gökleri toplar, dürer ve sağ eline alır: “Melik benim! Nerede cebbarlar, nerede mütekebbirler?” Sonra yerleri sol eline alır, dürer ve “Melik benim! Nerede cebbarlar, mütekebbirler” der.” Resul-i Ekrem bunu yaparken ellerini açıp, kapatıyordu. Minber de kökünden sallanmaktaydı. O derece ki, Resulullahla beraber devrilecek sandım” diyerek peygamberimizin (sav) mevzuya göre sesini ve jestlerini ayarladığını ifade etmiştir.
2.3. Jest ve Mimikleri: Sözün tesirini artırmak için yapılan hareketlere jest, yüz ifadelerine de mimik adı verilir. Peygamberimiz (asv): “Mü’min, mü’minler için binanın kemerli taşları gibi birbirine yardımcıdır” derken parmaklarını birbirine geçirmiştir.
“Yetimin kefili olanla ben cennette şu ikisi gibiyiz” derken şehadet parmağı ile orta parmağı göstermiştir. Muaz bn. Cebel’e tavsiye ederken dilini tutarak: “Bunu muhafaza et” buyurmuştur.
Resulullah (sav) sabah namazına Hz. Ali ve Hz. Fatıma’yı kaldırmaya gelince Hz. Ali (ra) “Ya Resulullah, ruhumuz Allah’ın elindedir, dilerse o kaldırır” diyince Resulullah (sav) eliyle dizine vurarak “İnsan ne kadar mücadelecidir” ayetini okumuştur.
Mimik olarak da Resulullahın (sav) sevindiği zaman yüzü nurlanır, sanki ay parçası gibi olurdu. Bundan, onun sevinçli olduğunu anlardık derlerdi. Hoşlanmadığını da konuşmaya başlamadan önce yüz hatlarından anlardık.
Bir gün minberde Cehennemden bahsetmiş, gözleri kızarmış, Cehennemden Allah’a sığınmış, hoşlanmadığı bir şeyden yüzünü çevirir gibi yüzünü çevirmiş, “Bir hurmanın yarısı ile de olsa kendinizi Cehennemden kurtarmaya çalışın” demiştir. Zeyd bn. Harise’nin, (ra) Cafer bn. Ebu Talibin, (ra) Abdullah bn. Revahanın (ra) şahadetini gözyaşı içinde haber vermişti.
Konuşurken, yüksek sesle konuşulmamalıdır. Zira Yüce Allah bunu “Yürüyüşünde mütedil ol, sesini kıs, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir” ayeti ile kerih görmüştür. Muhatabın işiteceği şekilde aheste, aheste söylemelidir. Sessizliği esas almalıdır.
|