Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Kişisel Gelişim arrow HAYATI YAŞAMAK AMA NASIL?
Advertisement
HAYATI YAŞAMAK AMA NASIL? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 17 Mayıs 2008
M. Ali KAYA
Hayatı bize veren Allah’tır. O hayatı bize temlik etmemiş, emanet etmiştir. O zaman emanete iyi sahip çıkmamız gerekmektedir. Sonra hesabını vermek gerekecektir. Çünkü hayatı bize veren Allah bu hayatımız niçin verdiğini gönderdiği kitapları ve peygamberleri ile bize bildirmiştir.

Hayatı veren Allah hayatın bütün ihtiyaçlarını da karşılamıştır. Ancak bu hayatın şekillenmesi bizim irademizde ve elimizdedir. Yüce Allah hayatın terakki, tekâmül ve tasfiyesini sebeplere bağlamış ve bizi de ona yönlendirmiştir. Zorluklar hayatın terakki ve tekâmülünü sağlamak için yaratılmışlardır.

Dünya hayatına amaç edinenlerin hayatı “hayata geldiği yer ile hayatta gelmek istediği yer” arasında geçer. Çoğu zaman da amacına ulaşamaz. Arzuları peşinde boşuna çalışır durur. Ahiret hayatını amaç edinenler için ise dünyadaki bütün kazanımları ahiret hesabına geçer ve asla kaybetme riski yoktur. Çünkü o bilir ki “vazifesi çalışmaktır ve dünyada elde edemediğini ahirette elde edecek, dünyada ulaşamadığı amaçlarına ahirette kesinlikle daha mükemmel şekilde ulaşacaktır.” İnanan bir insan için hayatta kaybetmek diye bir şey yoktur. O daima kazançlıdır.

İnsan dünyaya avucu kapalı olarak gelir. Ama ölürken avuçları açık olarak ölür. Bu göstermektedir ki dünyanın insana verdiği hiçbir şey yoktur. Dünyaya ait bütün kazanımlar burada kalacak ve elimiz boş olarak ahrete gideceğiz. Ama ahiret hayatını amaç edinenlerin bütün kazanımları sevap olarak kendisinden önce ahirete gitmiş ve sahibine mükemmel bir hayat ve Allah’ın rızasını kazandırmıştır. O kendisini karşılayacak olan mükemmel bir hayatın, kendisini bekleyen dost ve akrabalarının yanına gitme sevinci ile ölümü gülerek karşılar. Onun için ölüm fenadan bekaya, zahmetten rahmete ve ebedi saadete bir yolculuktur.

İnsanın dünyaya ait çok büyük emel ve arzuları vardır. Bu arzularını elde etmek için çalışır durur. Gençlerin hayalleri vardır. Yaşımız büyüdükçe hayallerimiz küçülür. Çünkü elde edemediğimiz hayallerimizi ter etmek durumunda kalırız. Hayallerimiz küçüldükçe elimizdekini de kaybetme riskini göze alamadığımız için kıskançlıklarımız artar. Elimizdekini tutmaya ve başkalarını kıskanmaya başlarız. Bu da yine ahiret hayatından gafil olmanın sonucudur. İnanan insan için yakında gideceği ahretin ilk menzili olan kabre ve ondan sonraki menzillere daha fazla zâd ve zâhire, nur ve huzur gönderebilmek için eli açık ve gönlü geniş olması gerekir.

Hayatı anlamak için imanı anlamak gerekir. Dr. Alexis Carrel “Hayatı biliyoruz ama anlamını bilmiyoruz. Gençlerimize hayatı öğretiyoruz; ama onun anlamını öğretmiyoruz” demişti. Gerçekten de hayata anlam katmasını bilmiyoruz. Onu bekasız emeller, dünya ve ahiret fayda vermeyen arzular peşinde koşarak heba ediyoruz.
 
İnsanın hayattan daha değerli nesi vardır ki? Hayat için her şeyini feda edebilen insanın hayata anlam yüklememesi ve onu ebedî hayatı kendisine kazandıracak şekilde yönlendirmemesi ne acı? Hayata anlam katan, hayata hayat veren imandır. İmansız bir hayat dünyada da azap içinde azaptır.

Bediüzzaman ne güzel söylemiş: “Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırınız, Farzlarla ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”
 
< Önceki   Sonraki >