Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Kişisel Gelişim arrow İŞ BÖLÜMÜ VE İHTİSASLAŞMA
Advertisement
İŞ BÖLÜMÜ VE İHTİSASLAŞMA PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 23 Ekim 2008
M. Ali KAYA
“İş bölümü yapmak” ve “işi taksim etmek” anlamına gelen “Taksimu’l-A’mal” iş odaklı bir çalışmayı ve yapılanmayı ifade etmektedir. Her şeyden önce iş tanımı yapılarak bu işe ehil olan, istidat ve kabiliyete göre “işi ehline vermeyi” amaçlayan bir iş bölümünü ifade etmektedir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Her biri kendi kabiliyetine göre hareket ediyor, o halde kimin daha doğru yolda olduğunu, kabiliyetinin ve istidadının ne olduğunu Allah daha iyi bilir” (İsra, 17:84) buyurarak her insanın Allah tarafından bir kabiliyet ve istidat üzere yaratıldığını ve kabiliyetine göre iş yaptığı zaman daha doğru yolda olacağını beyan etmektedir.

Bu ayet-i kerimeyi izah eden müfessirler “Şâkile” kelimesi üzerinde durmuşlar ve bu kelimenin anlamının “huy, karakter, mizaç” olarak yorumlamışlardır. “Kimin hangi mizaç ve karakterde olduğunu ve istidat ve kabiliyetinin ne yönde olduğunu en iyi Allah bilir” (Fahrettin-i Razi, Mefatihu’l-Gayb, 15:32; Prof. Dr. Hayrettin Karaman vd. Kur’an Yolu, 3: 446) demişlerdir. Hidayet ve istikamet, insanın doğru yolda olması da “istidat ve kabiliyetine göre iş yapması” şeklinde değerlendirmişlerdir. “Allah insanı fıtrat üzere yaratmıştır” yani her insan “Hak ve hakikati” “Tevhit ve imanı” anlayacak, ibadet edebilecek istidat ve kabiliyette yaratılmıştır. Allah insana yapamayacağı şeyi teklif etmemiş ve gücü yetmeyeceği şeyi istememiştir” demişlerdir. “Şakile” şekil verme anlamındadır. İnsanın ahlakına ve davranışına şekil veren ise karakter ve mizacı, yani Allah’ın fıtrat üzere yaratmasıdır. İnsan Allah’ın kedisine verdiği mizaç ve tabiatı üzere iş görür. Fahrettin-i Razi buna “Nefsin cevheri, ruhun karakteri” demektedir. Nitekim ayet-i kerimede “İyi toprak Rabbinin izni ile iyi bitki verir. Çorak toprak ise bitki çıkarmaz, çıkarsa da kavruk ve verimsiz bitki bitirir” (A’raf, 7:58) buyurarak buna işaret etmiştir.
 

Kur’ân-ı Kerim “Taksimu’l-Â’mâl” konusunda ayrıca “Sizin sa’yiniz çeşitlidir.” (Leyl, 92:4) ayeti ile işaret eder. Öncesinde yüce Allah geceye gündüze, dişiye ve erkeğe yemin eder. Sonrasında “Kim verir ve korunursa… İta eder ve takva sahibi olursa… Güzeli tasdik ederse… Allah onun işini kolaylaştırır” buyurur. “Sizin sa’yiniz çeşitlidir” ayetinin anlamını izah eden müfessirler sa’yin çeşitliliğinden insanların istidat ve kabiliyetlerinin farklı olduğunun kastedildiğini ifade etmişlerdir. Herkesin Allah’ın kendisine verdiği istidat ve kabiliyete göre iş yaptığı takdirde başarıya ulaştığı, istidat ve kabiliyetine aykırı çalışmalarında başarı imkânının olmadığı manasını çıkarmışlardır.

Yüce Allah istidat ve kabiliyetleri yaratmış ve bunu insanlara vermiştir. İstidat ve kabiliyetlerin kullanımını ise insan iradesine bırakmıştır. Eğitim ve yönlendirme bu istidat ve kabiliyetlerin keşfi ve inkişafı istikametinde olursa harika sonuçlar alınırken, yanlış yönlendirme ve yanlış seçim istidat ve kabiliyetleri öldürmektedir. Allah elbette bunun hesabını soracaktır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Her şey ezelde takdir edilmiştir. Sizler amel etmeye bakın. Allah sizin amellerinize bakmaktadır. Herkese yapacağı iş kolaylaştırılır. Sizler de karakterinize göre iş yapar ve bunun sonucunda ya ceza veya mükâfat görürsünüz” (Buhari, Kader, 4,Tevhit, 54; Müslim, Kader, 6; Ebu Davud, Sünnet, 17; Tirmizi, Kader, 3) buyurmuşlardır. Yüce Allah bir kutsi hadiste “Ben bütün kullarımı batıldan hakka yönelik olarak yarattım. Şeytanlar onları dinlerinden uzaklaştırdılar” buyurarak bu gerçeğe parmak basmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Taksimu’l-A’mâl” prensibine çok değer verir. Yüce Allah “Taksimu’l-Â’mâl” kanununu “Tekâmül”ün şartı olarak âlemin yaratılışından itibaren kâinata koymuştur. Her nevi terakki ve tekâmül için bu kanuna uyma şartı vardır. Yüce Allah’ın iradesi kâinatta böyle câri olduğu gibi rızası da bu kanuna göre hareket eden insanlaradır. Bunun için başarıyı bu temel kural ve kanuna bağlamıştır. Bediüzzaman bu hususu “Muhakemât” namındaki “İslâmî İlimler Metodolojisi” ve “Usulü’d-Din”e dair yazdığı eserinde önemle ele alır ve özetle şöyle der:

Yüce Allah hikmeti gereği insanın mahiyetine istidat ve müyûlat denilen kabiliyetleri ekmiştir. Bu şeriat-ı fıtriye denilen kanuna uymak insan için fıtrî bir farz-ı kifayedir. Ama ne var ki bu fıtrî farz-ı kifayeye ittiba edilmediği için terakki etmek yerine tedenniyi netice vermektedir. İstidat ve kabiliyetleri işletmek fünün ve sanayinin edası için bir manevi emirdir. Ama ne var ki insan su-i istimal ederek o istidada kuvvet verecek olan şevki ve gayreti, yalancı hırs ve riyanın başı olan baş olma, lider olma ve başkalarına tefevvuk etme duygularına kapılarak zayi edip söndürdük. İsyan edenin cezaya ve cehenneme müstahak olduğu gibi, hilkat ve fıtrat denilen şeriat-ı fıtriyeye uymadığımız için cehennem-i cehl ile muazzep olduk. Bu azaptan bizi kurtaracak olan “Taksimu’l-Â’mâl” kanunu ile amel etmektir. Zira seleflerimiz olan ecdadımız taksimu’l-a’mâlin ameliyle cinân-ı ulûma dahil olmuşlardır.” (Muhakemât, 2006, s.50)

Bir adamın müstaid ve kâbil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs etmesi, şeriat-ı hilkate, yaratılış ve fıtrat kanunlarına büyük bir itaatsizliktir” (Muhakemât, 78) diyen Bediüzzaman insanın fıtrat kanunlarına uyması,“fena fi’s-sanat” olması gerektiği ifade eder. İnsanın dünyaya ait “vazife-i hilkati” budur. Ama ne var ki insan meylü’l-ağalık, meylü’l-âmiriyet ve meylü’t-tefevvuk ile mütehakkimane geçinmek istediğinden ilme ve sanata hizmete bedel, ilmi ve sanatı kendisi için kullanır. Vazife ehil olmayanlara geçer.” (Muhakemât, 78-79)

Bediüzzaman ayrıca “İhlâs Risalesinde” “Taksimu’l-A’mal ve Teşrik-i Mesâî” kuralının “Ehl-i Sanat” için “ihlâsın gereği” olduğunu, bunun da netice-i sanatı ziyade kazanmak için mühim bir servet kaynağı olduğunu izah etmiştir. (Lem’alar, 2005, s. 398-399)

Sonuç olarak kalite, mükemmellik, nizam ve intizamla iş görmek, kabiliyet ve istidatlardan faydalanmak, işi ehline vermek, yüce Allah’ın “Munazzım, mukaddir, Müdebbir” gibi esma-i Hüsnasına ayine olmak ve kainattaki cari olan fıtrat kanunlarından yararlanmak, “Sünnetullah ve Adetullah” kanunlarına ittiba etmek her müslümanın görevidir. Bunu ihmal etmek dünyevi saadetten ve başarıdan insanı mahrum eder. İnsanın “Şeriat-i Fıtrıye ve Kevniyeye” karşı en büyük günahı ve kusurudur. Cezası ve mükafatı da dünyevidir. Âlem-i İslamın geri kalmasının da birinci sebebidir. 

 


Etiketler:  İş Bölümü İhtisaslaşma Teşrik-i Mesai İhlas Kabiliyet İhtisas Fıtrat Adetullah Taksimu'l-A'mal
 
< Önceki   Sonraki >
İHLAS
KABILIYET
FıTRAT
ADETULLAH
İş BöLüMü
TEşRIK-I MESAI
İHTISAS