Yazılarım
Kişisel Gelişim
İstişarenin Önemi ve Genel Kurallar | İstişarenin Önemi ve Genel Kurallar |
|
|
|
| Salı, 31 Mayıs 2011 | |
|
Yüce Allah’ın emretmiş olduğu istişare dinin sosyal ve siyasi hayata bakan önemli emirlerindendir. Allah’ın emri olduğu için şahsi farzlar kadar önemlidir. Ancak toplumu ve kurumları yönetmek durumunda olanlar tarafından yapıldığı takdirde bütün müslümanları sorumluluktan kurtarır. Yöneticiler istişareye uymazlarsa müslümanların onları uyarmaları gerekir. Bunu da yapmazlarsa bütün müslümanlar sorumlu olurlar ve dünya işlerinde başarısızlığa uğrayarak cezalarını da peşin olarak çekerler. Allah’ın istişare emri amacına uygun olarak ifa edilmediği için müslümanlar arasında büyük sıkıntılar yaşanmakta, ortak akıl oluşmamakta, belli amaçlara yönelik ortak çalışmalar yapılamamakta ve dolayısıyla yardımlaşma sağlanamamaktadır. Bireysel düşünce ve fikirler etrafında bir araya gelen gruplar sinerji meydana getirmek bir tarafa bir lidere bağlı bin kişi bir kişi hükmüne geçmektedir. Bu durumda ihlaslı bir çalışma da yapılamadığı için hizmetin kutsiyetine de halel gelmektedir. Bu hem Allah rızasından inananları mahrum ederken dünyevî başarıyı da olumsuz etkilemektedir. Bir lidere bağlı gruplar da bir lider konumunda olan kişinin başkaları tarafından çeşitli etkenlerle ve sebeplerle yanıltılması sonucu onun bağlıları da yanılmaktan kendilerini kurtaramamaktadır. Bu da uyanık ehl-i dalalet ve ehl-i bad’anın işini kolaylaştırmakta ve müslümanların geri kalmasına sebep olmaktadır. Batıda demokrasinin gelişmesi islamın istişare emrinin bir derece uygulanmasını netice vermiştir. Kur’ânın istişare ve şura emri ile peygamberimizin sünneti ve “Hulefa-i Raşidinin” uygulamaları günümüz demokrasisinden daha geniş ve kapsamlı, sonuç itibarıyla daha verimli ve tesir bakımından daha etkilidir. Bu nedenle bireysel anlamda “İstişare” sosyal ve siyasi hayatta “şura” prensibinin çok detaylı olarak bilinmesi ve uygulanması gerekmektedir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Hutbe-i Şamiye”de müslümanların ve İslam dünyasının sosyal ve siyasi sahada geri kalmalarının sebeplerinden en önemlisini “meşveret ve şuraya” gereken önemin verilememesinden kaynaklandığını açıkça ifade eder ve şöyle der: “Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i İslamiyedeki saadetlerinin anahtarı, meşveret-i şer’iyedir. “Onların işleri aralarında şura iledir” (Şura, 42:38) ayet-i kerimesi, şurayı esas olarak emrediyor. Evet nasıl ki nev’-i beşerdeki “telâhuk-u efkâr” ünvanı altında asırlar ve zamanların tarih vasıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyatı ve fünunun esası olduğu gibi; en büyük kıt’a aolan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi, o şurây-ı hakikiyeyi yapmamasıdır. Asya kıt’asının ve istikbâlinin keşşafı ve miftahı şurâdır. Yani, nasıl fertler birbirleriyle meşveret eder; taifeler, kıt’alar dahi o şurayı yapmaları lazımdır.” Bediüzzaman iki şeye çok önem verir. Birincisi, hürriyet, ikincisi meşveret… Sosyal ve siyasi hayatımızın olmazsa olmazı Bediüzzaman’a göre hürriyet ve meşverettir. “Asya kıt'asının ve istikbalinin keşşafı ve miftahı, şûradır. Yani nasıl fertler birbiriyle meşveret eder; taifeler, kıt'alar dahi o şûrayı yapmaları lâzımdır ki, üç yüz belki dört yüz milyon İslâm’ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdatların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak, meşveret-i şer'iye ile şehamet ve şefkat-i imaniyeden tevellüt eden hürriyet-i şer'iyedir ki, o hürriyet-i şer'iye, âdâb-ı şer'iye ile süslenip, garp medeniyet-i sefihanesindeki seyyiatı atmaktır” ifadeleri ile bu hususu ifade etmektedir. (Hutbe-i Şamiye, Altıncı Kelime, 61) Hürriyet, bilhassa bireylerin hür olması meşveretin de sağlıklı olması için şarttır. İnsanlar farklı düşünmüyorlarsa düşünmüyorlar demektir. Meşveret de farklı görüşleri oraya çıkarmak ve ortak bir görüş üzerinde fikir birliği sağlamak ve herkesin o fikrin uygulanması için desteklerini almak ve hep beraber sahip çıkmayı sağlar. Sadece liderin fikrini kabul ettirmek için yapılan istişareler amacına ulaşmaktan uzak olduğu gibi, göstermelik birliktelikten öte hiçbir mana ifade etmez. Bu nedenle istişare üyelerinin hürriyeti çok daha önemlidir. Kur’ân-ı Kerim Hz. Süleyman (as) zamanında yaşayan ve Müslüman olmayan Belkıs’ın yaptığı istişareyi örnek gösterir. (Neml, 29-33) Ayrıca iki ayrı ayet-i kerimede yüce Allah istişareyi emretmektedir. (Al-i İmran, 3:159; Şura, 42:38) Bu ayetlerde yüce Allah müslümanların sosyal ve siyasi meselelerde aralarında yapacakları istişare ile yürütmelerini emreder. “Müslümanların işleri aralarında şura iledir” (Şura, 42:38) emreder. İstişare emri başta Allah’a iman olmak üzere, tevekkül, büyük günahlardan kaçınmak ve namaz kılmak gibi İslam’ın temel prensiplerle beraber zikredildiğini görürüz. Bu istişarenin namaz kılmak ve Allah’a tevekkül etmek kadar önemli olduğunu göstermektedir. Yüce Allah ilk olarak “Şura” emrini tavsiye olarak Mekke’de inzal ve ferman buyurmuştur. Adını “Şura” kelimesinden alan Şura suresinde yüce Allah şöyle buyurur: “Size verilen herhangi bir şey, sadece dünya hayatının bir geçimliliğidir. Allah katında olan; inanıp Rablerine güvenen, büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan çekinen, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında şura iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarf ederler. Bir haksızlığa uğradıklarında, haksızlığı gidermek için aralarında yardımlaşırlar. Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez. Zulüm gördükten sonra hakkını alan kimselere, işte onların aleyhine bir yol yoktur. İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır. İşte, can yakıcı azap bunlaradır. Ama sabredip bağışlayanın işi, işte bu, azmedilmeye değer işlerdendir. (Şura, 42:36-43) Yüce Allah bu ayetlerde mü’minlerin vasıflarını sayarak uymaları gereken kuralları belirlemiştir. Bunları şöyle kategorize etmek mümkündür. Birincisi: Dünyayı ahiretin hazırlık yeri olarak görerek ve ahiretine araç yaparlar. İkincisi: Allah’a son derece güvenir ve her şeyi onun rızasını kazanmak için yaparlar. Üçüncüsü: Allah’tan korkarlar, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan sakınırlar. Dördüncüsü: Hislerle, öfke ile hareket etmezler ve hataları affetmeyi esas alırlar. Beşincisi: Allah’ın davetine icabet ederler, yani namaz kılarlar. Altıncısı: Dünyaya ait işlerini istişare ederek ortak akılla yaparlar. Yedincisi: Haksızlığa karşı mazluma yardımcı olurlar. Sekizinci: Kötülüğe kötülükle değil, iyilikle karşılık verir ve affederler. Dokuzuncusu: Zulme ve haksızlığa karşı birleşirler ve zalime yardımcı olmazlar. Onuncusu: Zulme maruz kaldıkları zaman sabrederler ve kurtuluşu sabırla beklerler. Görüldüğü gibi istişare etmek de yukarıda sayılan müslümanların vasıflarından birisidir. İstişare edecek olanlarda aranan vasıflar da böylece Kur’ân-ı kerimde sıralanmıştır. Meşveretle ilgili ikinci ayet ise Mekke döneminde nazil olmuştur. Nüzul sebebi ise Uhut Savaşı için yapılan istişare sonucunda meydan muharebesi kararı çıkmış ve savaş mağlubiyetle sonuçlandıktan sonra nazil olmuştur. Münafıkların istişare kararının isabetsizliğini dillerine dolamaları ve mü’minlerin kafalarını karıştırmaları üzerine bizzat peygamberimize (sav) hitaben nazil olmuş ve istişare kararına sahip çıkmaya davet etmiştir. Yüce Allah bu konuda inzal ettiği ayette şöyle buyurur: “Allah'tan bir rahmet eseri olarak onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran, 3:159) Bu ayet-i kerimede de yüce Allah istişare esnasında ve sonrasında uyulması gereken kuralları belirlemiştir ki onları şöylece sıralamak mümkünüdür. Birincisi: İstişare üyelerine yumuşak davranmak, sert ve haşin davranışlardan kaçınmak, İkincisi: İstişarede hürriyeti esas almak ve üyelerin hürriyetini korumak, Üçüncüsü: İstişarede konuşulan hususları kesin karara bağlamak, Dördüncüsü: Alınan karara sahip çıkmak ve kesinlikle uygulamak, Beşincisi: Kararların uygulanmasında tereddüt etmemek ve Allah’a güvenmek, Altıncısı: Uygulamada ortaya çıkan olumsuzluklardan istişare üyelerini ve kararlarını sorgulamamak, Yedincisi: Uygulamada ortaya çıkan olumsuzlukları istişare kararının yanılışlığına değil, uygulayıcıların uygulamadaki hatalarına vermek, Sekizincisi: İstişarede alınan kararların yanlışlığına hükmetmemek ve istişareyi terk etmemek, Dokuzuncusu: İstişarenin Allah’ın emri olduğunu bilmek ve Allah’a son derece güvenerek istişareye devam etmektir. Peygamberimiz (sav) sahabeleri ile istişare etmeden kendi başına karar vermezdi. İstişare yapma konusunda ümmetine en güzel şekilde örnek olmuştur. İstişareyi gündeme taşıyan ve istişarenin önemini en güzel şekilde dile getiren Bediüzzaman Said Nursi hazretleridir. Bediüzzaman bilhassa günümüzde sosyal ve siyasi hayat daha girift hale geldiği ve gerek bireysel ihtiyaçları karşılamada, gerekse sosyal ve siyasi hayatın düzeni konusunda bir kişinin her şeyi bilemeyeceği ve her hususu göremeyeceği gerçeği istişarenin önemini daha da artırmıştır. Bu nedenle Bediüzzaman “Müslümanların hayat-ı içtimaiye-i islamiyedeki saadetlerinin anahtarı meşveret-i şer’iyedir. ‘Ve şavirhum fi’l-emr’ ayet-i kerimesi şûrayı esas olarak emrediyor” (Hutbe-i Şamiye, 65) demektedir. İman hizmeti gibi herkese farz olan tebliğ vazifesinde ve bu konuda takip edilecek yol ve usul konusunda dahi Bediüzzaman “Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nurun şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin ve sizlerindir. Benim de şimdi bir reyim var” (Emirdağ Lâhikası, 219) buyurarak her konuda istişare ile hareket edilmesi gerektiği üzerinde durmuş e hayatında bunun en güzel tatbikatını bizzat kendisi uygulayarak göstermiştir. Etiketler: İstişare Şura İstişarenin Önemi Demokrasi Meşveret Hutbe-i Şamiye Sosyal ve Siyasi Hayat |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|