|

M. Ali KAYA
Önyargı ve peşin hüküm aynı anlama gelen iki terimdir. İnsanın düşünmesini, araştırmasını ve doğru olanı bulmasını engeller. Ehl-i tahkik olmayı emreden kur’ânın ve akıllı bir insanın işi değildir. İnsan ne kadar peşin hükümlerden kendisini kurtarır, gerçeği araştırırsa o derece hakikati bulur, kendisini vebalden ve zulümden kurtarır.
Müşrikleri imandan mahrum eden ve iki cihanda helâkte ve felâkete sürükleyen peygamberimiz hakkında uydurulan delilik, sihirbazlık gibi peşin hükümlere inanmaları idi. Bu önyargılardan kendilerini kurtaranlar iman ettiler. Buna kapılanlar ise dünyada ve ahirette helâk oldular. Nitekim Kur’ân-ı Kerimin bize bildirdiğine göre peygamberimiz (sav) müşriklere şöyle diyordu: “Ey insanlar teker teker, ikişer ikişer ayağa kalkın ve düşünün bende hiçbir delilik alameti var mı? Ben sizi dehşetli bir azap gelip çatmadan uyaran bir haberciyim. Bunun için sizden bir ücret de istemiyorum. Ben ücretimi ancak Allah’tan istiyorum. O benim her halime şahittir.” (Sebe, 34:46–47) Çünkü müşrikler peygamberimiz hakkında önyargılar üreterek insanları ondan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.
İnsanları hayırdan ve iyilikten mahrum etmenin en kestirme ve kısa yolu peşin hükümler üretmek ve propagandalar ile bunu yaygın hale getirmektir. Einstein’ın dediği gibi, “Bir önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur.”
Önyargılarımız:
1. “Biliyorum” Hükmü: Bizi bilgiden ve hakikatten mahrum eden en önemli yargımız “bildiğimizi zannetmemiz”dir. Bir şeyi bildiğini zanneden onun hakikatinden mahrum kalır. Detaylarını ve inceliklerini öğrenmez. Gerçekler ise detaylarda gizlidir. Detayları bilmeyen çok yanılır ve başkalarını da yanıltır.
2. Düşündüğümüzü Zannetmemiz: Düşünmek sistemli ve ilkeli olduğu zaman sonuç verir. Hayal etmek ile düşünmek arasında dağlar kadar fark vardır. Bilgisizce düşünmek bize hiçbir kazanç sağlamaz. Bunun için önce öğrenmeliyiz. Bir konuda ne kadar çok şey bilirsek o konuda düşünce ufkumuz o derece geniş olur. Bilgisiz insanlar dar düşüncelidir. Dar düşüncelerden dar görüşler sudur eder. Dar ve kısır düşüncelerin insanlara bir şey vermediği malumdur.
3. Fikir sahibi olduğumuz hükmü: çoğu zaman konuşmalarımız gıybet ve dedikodunun ötesine gitmez. İnsanlar hakkında verdiğimiz peşin kararlar bizim konuşmalarımızın büyük bir kısmını oluştururlar. Hâlbuki bu konuda bilgimiz yoktur. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuzu zannettiğimiz için de fikirlerimiz sabit kalmaz ve devamlı değişime uğrar. Biz bunu “değişim ve gelişim” olarak görür ve terakki ettiğimizi zannederiz. Böylece devamlı patinaj yaparak lastik eskitmeyi ilerleme zannederiz. Hâlbuki binmişiz bir bandaja ha bire koşuyoruz ama nedense hiç yol almıyoruz. Ayağımızın altına bakmadığımız için de koştuğumuz şeyin bir bandaj olduğunu bilmiyoruz. İşte size kısır döngü ile beraber bir peşin hüküm örneği daha…
4. Her şeyi bildiğimiz hükmü: Bilgisizliğin ölçütü her şeyi bilme iddiası ve her konuda fikir beyan etme cahilliğidir. Bilgisizliğimizi gevezeliğimizle kapatmaya çalışmaktan daha büyük cahillik olur mu, bilemiyorum. En büyük günahın cehalet olduğunu bilen biri bir bilgine sormuş. “Cehaletten büyük günah var mıdır?” gerçek bilgin cevap vermiş. “Evet, cehaletini bilmemek, cehaletten daha büyük günahtır” demiş. Tıp okumadığı halde doktorluk yapan, dini hiçbir kitap okumadığı halde fetva veren nice insan vardır. Ama bunun kime faydası vardır?
5. İhtisası küçümseme yargısı: Yüce Allah “Bilmiyorsanız bilene sorun” (Nahl, 16:43; Enbiya, 21:7) buyurur. Tabii ki bunu bilmeyene söylemektedir. Bilen zaten sorma ihtiyacı duymaz. Asıl sakatlık buradadır. Bildiğini zannederek sormayan ve gerçek bilgiden mahrum kalan nice insan vardır. Yüce Allah “Zikir ehli” olan bilginlerden sorunuz buyurmaktadır. Zikir ehli demek düşünen, tezekkür eden ve insanlara Allah’tan korkarak yol gösteren ihtisas ehli kimseler olduğu müfessirlerin izahları ile ortaya konmuştur. Yoksa zaten herkes bildiğini iddia etmekte ve cehaleti hiçbir cahil kabul etmemektedir.
Bunlar gibi pek çok ön yargılarımız vardır. Biz burada önemli gördüklerimizden beşine işaret ettik. Şayet zihnimiz önyargıların esiri ise hiçbir zaman gerçeği göremez. Üzerinde araştırma yapmadan bir şeyin doğru ve yanlış olduğunu söylemek ne derece doğru olur?
***
Bir gün Sokrat’a bir dostu gelir der ki “Sana falan dostun ile ilgili bir şey söyleyeceğim.” Sokrat “Önce bunu bir süzgeçten geçirelim. Sonra söylersin” der.
Ve sorar: “Söyleyeceğin şeyin doğru olduğundan gerçekten emin misin?”
Adam der: “Hayır tam olarak emin değilim.”
Sokrat ikinci soruyu sorar: “Peki bunun bana bir faydası var mı?”
Adam der: “Hayır sana bir faydası yok.”
Sokrat üçüncü sorusunu sorar: “Peki bunun dostuma bir faydası olacak mı?”
Adam der: “Hayır, bilakis zararı olacak.”
O zaman Sokrat şöyle der: “Be adam, doğruluğundan emin olmadığın, bana ve dostuma faydası olmayan şeyi neden bana söylüyorsun?”
Biz de önyargılarımızı bir tarafa bırakarak doru ve makul düşünebilsek çok şeyi halletmiş olacağız.
|