Yazılarım
Kişisel Gelişim
Yaratılış Amacımız | Yaratılış Amacımız |
|
|
|
| Pazartesi, 21 Şubat 2011 | |
|
Her iki ayette de insanın yüce gaye ve amaçlar için yaratıldığı anlatılmaktadır. Yaratılışın mutlaka bir anlamı, hikmeti ve amacı vardır. İnsanın yaratılışı çok harika ve mükemmeldir. Duygu ve kabiliyetleri dünyanın sınırlarını aşmıştır. Dünyayı yutsa tok olmayacak tatmin edilemez duyguları vardır. İnsan dünya için yaratılmış olsaydı bu duygulara ihtiyaç yoktu ve duyguların verilmesi israf olurdu. İnsan beyninin ancak % 3 oranında kullanmaktadır. % 97 kapasitesini kullanamamaktadır. Bu ancak ebedi bir âlemde ve cennette kullanmak için insana verilmiştir. Nasıl ki anne karnında bir çocuğa göz, kulak, ağız, dil, el ve ayak gibi azalar ve duygular takılmaktadır. Bu aza ve aletlerin, duygu ve cihazların anne karnında verilmesinin amacı daha sonra gideceği dünyada kendisine lazım olacağı için verilmiş ve kendisine takılmıştır. Aynen bunun gibi, dünyayı yutsa tok olmayacak duyguların kendisine verilmesinin amacı da dünyadan sonra gideceği ahret âlemlerinde bu duygularını kullanması içindir. Nasıl ki anne karnında dünyaya lazım olan azalarını geliştirmektedir, dünyada da ahirette kullanması gereken duygularını bu duygularını geliştirecektir. Şayet sağlıklı ve doğru bir şekilde bu duygularını geliştiremezse ahirete sakat ve hastalıklı olarak gidecektir. Dünya insanın kabiliyetlerini ve duygularını geliştirmek için bir okul ve eğitim yeridir. Bu okulun öğrencisi olan insanların öğretmenleri peygamberler, okuyacakları ve derslerini alacakları kitapları ise Allah kelamı olan Kur’ân-ı Kerimdir. Bir öğrenci kitabını okur, öğretmenine kulak verir ve öğrettiklerini öğrenirse iyi talebe olur ve mükâfatı hak eder. Tersi olursa o zaman da cezayı hak eder. İnsanın durumu bunun gibidir. Oyun ve eğlence ile vaktini geçiren öğrencinin başarısız olacağı malumdur. Ama oyun ve eğlenceyi bırakır, amacına ve hedefine yönelerek çalışırsa başarılı olacağı kesindir. Dini hayatta böyledir. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Gökleri ve yeri ve bu ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadım” (Enbiya, 21:16) “Siz zannediyor musunuz ki sizi boş yere yarattık ve bize hesap vermeküzere döndürülmeyeceksiniz?” (Mü’minûn, 23:115) buyurarak yaratılış amacımıza dikkatimizi çekerken Allah’ın has kullarının da yerleri ve gökleri tefekkür ederek “Rabbim sen bütün bunları boş yere yaratmadın. Seni tesbih ve her türlü noksan sıfatlardan tenzih ederiz, bizi cehennem azabından koru!” (Âl-i İmran, 3:191) diye tefekkür ve duaya sarılanlar olduğunu belirtir. Kâinatta hiçbir şey başıboş olmadığı gibi, her şey mükemmel kanunlarla hak ve hakikat üzere berdevam olup Cenab-ı Hakkın “Hak” ismine bağlıdır. Küfür, şirk, dalalet ve batıl ancak insanların hayallerinde ve zihinlerindedir. Bu nedenle onlara “vehimiyyat ve safsatiyyat” denir. Ancak gaflet ve dalalet sarhoşluğu ile kişi hakikati göremez. Tefekkür ve araştırma gaflet perdesini kaldırır ve hakikati gösterir. Bediüzzaman “Tefekkür gafleti izale eder” buyurarak bu gerçeğe parmak basar. İnsanın yaratılış gayesi, hâlık-ı kâinatı tanımak, ona iman edip ibadet etmektir. (Zariyat, 51:56) Akıl, hayal ve tefekkür yoluyla varlıklardan yaratıcıya intikal ederek Allah’ın varlığını anlamak, yaratılış amacını gerçekleştirmek için de Allah’ın kitabını ilim ve akıl yoluyla anlayarak itaat ve ibadet etmektir. Etiketler: Yaratılış Amacı Gaye Amaç Duygu Kabiliyet Hikmet Dünya Ahiret Ahret |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|