Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Müceddidler
Advertisement
Müceddidler
İmam-ı Rabbani ve Mehdi-3 PDF Yazdır E-posta
Pazar, 15 Kasım 2009
M. Ali KAYA 
İmam-ı Rabbani hazretleri “Ehl-i Sünnet itikadını” çeşitli mektuplarında anlattığı gibi Mektubatın 2. Cildinde 380 nolu mektubunda da geniş bir şekilde yeniden anlatır. Çünkü dünya ve ahret saadetinin membaı imandır ve imanın doğru ifadesi ve şekli “Ehl-i Sünnet” itikadıdır. Her türlü yanlış inanç “Ehl-i Sünnet” inancından sapmadır. İnanç ve itikat bozuk olursa ibadet ve amel fayda vermez. Bilhassa Allah’ın sıfatlarında hata etmek kişiyi şirke, şirk ise dalalete götürür. Dalalet hak ve istikamet yolundan ayrılmak demektir. Ehl-i Sünnet dışındaki mezheplerin yanıldıkları husus budur. Mutezile’nin “Kul fiilinin hâlıkıdır” demesi, Cebriye’nin “Kaderi” inkâr etmesi hep Allah’ı bilmemekten ve sıfatlarında hata etmekten kaynaklanır. Keza Şia’nın yanlışı da “Nübüvvet” meselesini tam olarak anlamamasından kaynaklanmaktadır. Felsefeciler de bozuk akıllarına sığmayan meseleleri anlamadıklarından itiraz ederek kendi akıllarına göre anlamaya çalıştıkları için hakikatten uzaklaşmaktadırlar.

Bu sebeplerden dolayı Mücedditler ve bilhassa İmam-ı Rabbani hazretleri mü’minlerin itikatlarını düzeltekle işe başlamışlardır. Mektuplarından pek çoğu “Ehl-i Sünnet” itikadını anlatmakta ve öncelikli olarak imana ait bilgileri düzeltmeye çalışmaktadır. Zira itikadı bozuk olanın düşüncesi bozuk olur ve düşüncesi bozuk olanın davranışı ve ameli bozuk olur. İman düşünceye, düşünce ise ibadete ve ahlaka etki eder. İmanı sahih ve sağlam olanın ise düşüncesi doğru ve ameli doğru ahlakı da istikamet üzere olur.

Etiketler:  Mehdi İmam-ı Rabbani Ehl-i Sünnet Deccal Yecüc Mecüc Küfür İman Ahir zaman Mehdinin Hakimiyeti
Devamını oku...
 
İmam-ı Rabbani ve Mehdi-2 PDF Yazdır E-posta
Pazar, 15 Kasım 2009
M. Ali KAYA
Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Şualar” isimli eserin “Marifetullan ve Tevhit” dersini en güzel şekilde ehl-i küfür ve inkâra da ders verdiği 7. Şuası olan “Ayetü’l-Kübra” Risalesinin “Berahin-i Tevhidiyeye Dair” olan ikinci kısmında İmam-ı Rabbani Hazretlerinin talebelerine ders verirken “Bütün tarikatların en mühim neticesi hakaık-ı imaniyenin inkişafıdır. Bir tek mesele-i imaniyenin vuzuh ile inkişafı, bin kerâmata ve ezvaka müreccahtır” dediğini belirtir. Ayrıca “Mütekellimînden ve İlm-i Kelam Ulemasından birisi gelecek hakaik-i imaniye ve islâmiyeyi delâil-i akliye ile kemal-i vuzuhla ispat edecek” dediğini nakleder. (Şualar, 2005, s.264)
 
Din demek iman ve ibadet demektir. İman vahye şeksiz şüphesiz inanmak, ibadet ise peygamberin (sav) ibadet hayatını ve ahlakını örnek almak ve onun yaptığını yapmaktır. Dini özel hayata ve sosyal hayata hâkim kılmak ancak peygamberin sünnetini ihya etmekle mümkündür. Bu nedenle mücedditler dini ihya için sünnetleri ihya etmeye çalışmışlar ve başarılı olmuşlardır. Her sünnet bir bid’atı ve yanlışlığı ortadan kaldırır. İmam-ı Rabbani hazretleri de “Tarikat Adabı” adı altında dine sokuşturulan bidatları ve yanlışları ortadan kaldırmak ve onların yerine sünnetleri ikame etmek için gayret göstemiş ve bu konuda başarılı da olmuştur.

Etiketler:  Bediüzzaman Tevhid Marifetullah Mehdi İmam-ı Rabbani Mektubat Şualar İlm-i Kelam Tarikat Cahil Hocalar
Devamını oku...
 
İmam-ı Rabbani ve Mehdi-1 PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 14 Kasım 2009
M. Ali KAYA
İmam-ı Rabbanî ve Müceddid-i Elf-i Sani, yani ikinci bin yılının müceddidi olan Ahmed-i Farukî Serhandî hazretleri Sünnet-i Seniyyeyi saadet-i dareynin temel taşı, her nevi kemâlatın madeni ve membaı olarak görür. Mektubatında özetle şöyle der:  “Ben seyr-i sülûk-i ruhanîde görüyordum ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan mervî olan kelimat nurludur, Sünnet-i Seniye şuâı ile parlıyor. Ondan mervî olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve halleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki, Sünnet-i Seniyyenin şuâı bir iksirdir. Hem o Sünnet, nur isteyenlere kâfidir; hariçte nur aramaya ihtiyaç yoktur.” (Lem’alar, 2005, s. 185)

Seyr-i sülûk ile, yani tarikatle ulaşalamayan makamlara peygamberin (sav) sünnetine uymakla ulaşılabileceğini belirtmiştir. “Sonra gelen Evliyâdan birini, bu ni'met ile şereflendirmek ve Eshâb-ı kirâmın terbiyesi ile yetişdirmek isterlerse, cezbe ve sülûk mertebelerini geçirip ve bunların ilm ve ma'rifetlerini atlatdıkdan sonra, bu devlete erişdirirler. Bu mertebelere yetişebilmek, insanların en üstününün 'aleyhi ve alâ âlihissalevât' sohbeti ile mümkin olabilir. Onun izinde gidenlerden pekaz kimseye de, bu bereketi ihsân edebilirler. Bunun sohbetine kavuşan da, bu mertebelere ulaşdıran nisbet ile, yol ile şereflenir. Bu makam Eshab-ı Kiramdan sonra Hz. Mehdi’de görülecektir” (İmam-ı Rabbani, Mektubat, 1:32. Mektup) buyurmaktadır.

Etiketler:  İmam-ı Rabbani Mehdi Mehdiyet Müceddidler Alimler İlim Aşere-i Mübeşşere Hulefa-i Raşidin Hz. Ali Hz. Ömer Eshab-ı Kiram
Devamını oku...
 
İmam-ı Rabbaniye Göre Mehdi PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 04 Kasım 2009
M. Ali KAYA
İmam-ı Rabbani ve Müceddid-i Elif-i Sani olan Ahmed-i Faruk-i Serhandi (ra) Tarikatta müceddid olduğu gibi şeriatta da müceddittir. Tarikatların şeriat dairesi içinde kalması ve hakikatten nemalanması gerektiğini ifade etmiştir. Peygamberin (sav) sünnetini muhafaza etmenin önemini izah etmiş ve şeriatın bir hakikatini ve bir adabını muhafaza etmeyenin ibadetinin önemsiz ve değersiz olduğunu açıklamıştır.

Manevi makamları ve bu makamlara ulaşmanın yollarını izah etmiştir. Tarikatta seyr-i sülûk ve makamlardan geçmek vardır. Ancak İmam-ı Rabbani Farzları yapıp haramlardan kaçan ve peygamberin sünnetini esas alanların tarikatın seyr-i sülukuna ihtiyaç duymadan tarikatın makamlarından daha yüce makamlara çıkabileceklerini söyler. “Öyle makamlar vardır ki, cezbe ve süluk onlara yanaşamaz. Bu son makamlar çok yüksek ve pek kıymetlidir” der. Bu yüce makamın sahabelerde göründüğünü belirten İmam-ı Rabbani “Bu makam sahabe-i kiramdan sonra ahir zamanda gelecek olan Mehdi’de görüneceğini” belirtmiş ve “Tasavvuf büyüklerinden pek az kimse bu makamdan haber vermiştir” buyurur.

Etiketler:  İmam-ı Rabbani Müceddid-i Elf-i Sani Sahabe-i Kiram Tarikat Mehdi Hz. Ali İlim Marifetullah
Devamını oku...
 
Dinde Tecdit PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 08 Ekim 2009
M. Ali KAYA
Tecdit, “yenilik, yenileme, yeniliğe açık olma” anlamına gelen bir kelimedir. Arapça “c-d-d” kökünden gelen bu kelime “cedid” kökünden gelen “içtihat” ise çalışıp çabalama demektir. (İbn-i Manzur, Lisanu’l-Arab, 3:133) Dinde ve hukuk dilinde ise tecdit zaman içinde dinden olmadığı halde dine sokuşturulan bid’aları temizlemek ve dini asliyetine irca etmek ve vahyi çağa uygun yeniden yorumlamak anlamına gelmektedir.

Tecdit, dini yenilemek ve vahye katkı yapmak değildir. Çünkü “din tamamlanmıştır.” (Mâide, 5:3) Dolayısıyla dine bir şeyi ilave etmek veya bir şeyi dinden çıkartmak bid’attır ve dalalettir. Dinin aslını yenileme, dinin değişmezlerini değiştirme değil, değişen ve gelişen şartlara göre uygulanabilirliğini ortaya koyma ve uygulamadaki zorlukları giderme ve zamanla dine karşı oluşan yanlış anlayışları ve düşüncelerin yanlışlığını ortaya koyarak dinin hükümlerinin doğruluğunu, hakkaniyetini ve daha adil olduğunu ortaya koymaktır. Tecdit, dini ihya etmek ve dinden uzaklaşan insanı ve toplumda dini hayatı yeniden canlandırmak demektir. Din değişmeyeceğine göre, değişen insanların dine olan bakışı ve din anlayışıdır. Müceddit ise insanların dine karşı olan yanlış anlayışlarını düzeltebilen İslam bilginidir.

Etiketler:  Tecdid Tecdit Müceddit Dinde Tecdit İçtihat Yenilik Akıl Dini ihya Sünneti ihya Sünnet Reform
Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 19 - 27 Toplam: 43