Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Şeyh Abdulhakim Arvasi PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 05 Aralık 2009
M. Ali KAYA
Nakşibendi Tarikatının Halidiye kolu şeyhlerindendir. Arvas Seyidleri olarak bilinen aileye mensuptur. Aravsiler Abdulkadir Geylani soyundan oldukları için Kâdiri tarikatına mensuptular.  Asırlar önce Van’a gelip yerleşmişler ve “Arvasî” unvanı ile tanınmışlardır. Soyadı Kanunundan sonra “Üçışık” soyadını almışlardır. Abdulhakim Arvasî 1865 yılında Van’ın Başkale ilçesinde dünyaya gelmiştir. Seyid Mustafa Efendi’nin oğludur. Başkale’de İbtidaiye ve idadiye’yi bitirdikten sonra Irak’a giderek çeşitli müderrislerden icazet almıştır. Başkale’ye gerlerek orada bir Medrese yaptırmış ve burada geniş bir Kütüphane oluşturmuştur. Bu medresede yirmi seneyi aşkın ders okutmuştur. Bu arada Nakşibendi Tarikatı Halidiye kolu şeyhlerinden Seyyid Fehime intisap ederek hilafetini almıştır.

Birinci Dünya Savaşı esnasında bölge Ruslar tarafından işgal edildiği zaman Şeyh Abdulhakim Arvasi 150 kişiyi bulan ailesi ile daha güvenli olan Bağdat’a gitti ve oraya yerleşmek istedi. Musul’da iki sene kaldı. Bağdat İngilizler tarafından işgal edildiği için buraya gidemedi ve Adana’ya geldi. Buradan Eskişehir’e oradan da 1919 yılında İstanbul’a gelerek yerleşti. Eyüp’te kendisine tahsis edilen Yazılı Medrese’de ikamet etti ve bu arada Kaşgari Dergahı şeyhliğine tayin edildi. Padişah Vahdettin tarafından Medrese-i Mütehassisîn müderrisi olarak tayin edildi. Dergah şeyhliği, müderrislik, vaizlik ve imamlık vazifesini yürütmeye başladı. Bu vazifeleri “Tekke ve Zaviyelerin” kapatılmasına kadar sürdü.

Medreselerin, Tekkelerin kapatıldığı ve Devrimlerin yapıldığı CHP döneminde dergah haline getirmiş olduğu evinde tasavvufî faaliyetlerine devam etti. Serbest Cumhuriyet Fırkasına olan halkın teveccühü sonrasında meydana getirilen Menemen Hadisesi münasebeti ile Şeyh Abdulhakim de tutuklanarak Menemen’e gönderildi. Ancak olayla ilgisinin olmadığı anlaşılınca tekrar İstanbul’a getirildi. Beyoğlunda Ağa Camii’nde ve Beyazıt Camilerinde derslerine devam etti. Bu arada Necip Fazıl Kısakürek onun derslerine devam ederek müridi oldu. Daha çok Tasavvufî sohbetlerde bulundu ve bu konuda bazı eserlerkaleme aldı.
 
1943 yıllarında Sıkıyönetim Mahkemesi emri ile İzmir’e gönderildi. Aynı yıl içinde rahatsızlanarak Ankara’ya getirildi. 27 Kasım 1943 yılında Ankara’da vafat etti. Makberi Ankara’nın Bağlum mezarlığındadır.

Şeyh Abdülhakim, Rabıta-i Şerife ve Riyazü't-tasavvufiye adlı eserleri kaleme almıştır. Birinci eser Necip Fazıl Kısakürek tarafından sadeleştirilerek yayımlanmıştır. Eserde rabıta ve uygulamasıyla ilgili bilgilere yer verilmektedir. Eserinde, Nakşibendi tarikatının adabı hakkındaki açıklamalar yer almaktadır. İkinci eserde ise tasavvuf, tasavvuf tarihi ve kavramlarıyla ilgili bilgilere yer verilmektedir. Bu eserini medresede hocalık yaptığı sıralarda kaleme almıştır. Bu eser de Necip Fazıl Kısakürek tarafından sadeleştirilerek Tasavvuf Bahçeleri adıyla yayımlanmıştır. (Portreler, İstanbul-2008, s. 1:95-98)

**   
Abdulhakim Arvasî bir tarikat şeyhi ve tasavvuf erbabı olduğu için Risale-i Nur’un “İman hizmeti” metodunu anlamakta zorlanmıştır. “Zamanın iman kurtarmak zamanı” olduğunu anlayamamış Risale-i Nur’un bu konudaki tahşidatını gereksiz görmüştür. Bu nedenle Risale-i Nur’un neşri ve yayılmasına karşı olan “Ehl-i Dalaletin” oyununa gelerek İstanbul’da Risale-i Nur aleyhinde bulunmuş ve kendisi ile münasebet kuranların Risale-i Nurları okumalarına engel olmuştur. Bununla beraber Risale-i Nur aleyhinde olanların zulmünden de kendisini kurtaramamıştır.

Bu manada Risale-i Nur’un bazı risalelerine itiraz etmiştir. “Birinci Şua'da bazı Kur'an ayetlerinin işari ve remzi manalarının külliyetinde, cifir ve ebced tevafuklarına" temas edilmesi ve asrımıza bakan bazı işaretlerin tezahürü ile ilgili beyanları tenkid eden Şeyh, farkında olmadan söz konusu komitenin oyununa alet oldu (Abdulkadir Badıllı, Bediüzzaman Said-i Nursi Mufassal Tarihçe-i Hayatı, İstanbul-1998, s. 2:1103). Yapılan haksız eleştirilere rağmen, Bediüzzaman'ın söz konusu tenkitçiler hakkında itinalı davranması ve onların hareketlerine benzer tavrı takınmaması dikkat çekicidir.

Bediüzzaman onun Risale-i Nurlara olan itirazını “Şahsım için mucib-i hayrettir ki, o itiraz eden zât, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim’in (ks) tilmizi ve en ziyade merbut olduğum İmam-ı Rabbânî’nin (ra) bir talebesi olduğu halde, herkesten ziyade kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lâzım iken, maatteessüf, ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zayıf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir senet hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik. O ihtiyar zattan, çabuk bu su-i tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını, hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.226) ifadeleri ile değerlendirir.


Etiketler:  Nakşibendi Halidiye Abdulhakim Arvasi Seyyid Fehim Tekke ve Zaviye Rabıta-i Şerife Necip Fazıl Tasavvuf Tarikat
 
< Önceki   Sonraki >