M. Ali KAYA
Soyu anne tarafından Mevlâna Celalettin-i Rumî’ye baba tarafından Abdulkâdir-i Geylânî’ye dayanmaktadır. Hem “Şerif” yani Hasenî, hem de Seyyid, yani Hüseynî’dir. 21 Nisan 1922 tarihinde doğdu. Küçük yaşından itibaren Larnaka’da bulunan peygamberimizin (sav) halası olan Hala Sultan Tekkesi’ne devam eder ve “Hala Sultan” ile konuşurdu. 1940 yılında İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesinden mezun oldu. Gündüzleri fen ilimlerini, geceleri de manevi ilimleri okuyordu. Fakültede okuduğu zamanlarda Cemaleddin el-Alusî’nin (v. 1955) sohbetlerine devam etti. Fakülteyi bitirdikten sonra 1944 yılında Şam’a giderek Abdullah Dağıstânî’nin manevi terbiyesine girdi. Beş sene sonra Kıbrıs’a geri döndü. Şeyh Abdullah Dağıstanî’nin manevi yardımları ile hizmetlerine devam etti. Arapça ezan okumanın yasak olduğu bu dönemde Kıbrıs’ta her gittiği yerde ezan okudu ve hakkında 114 dava açıldı. Tutuklanıp yargılanacaktı ki Türkiye’de Adnan Menderes iktidara geldi ve ezanı aslına çevirerek bu konuda açılan bütün davaların düşmesine sebep oldu. Bu durum Şeyh Abdullah-ı Dağıstanî’nin bir kerameti olarak kabul edildi.
Daha sonra Şeyh Nâzım Kıbrıs’ın bütün yerlerini dolaştı, Lübnan, Mısır, Suud-i Arabistan’a giderek “Nakşibendî” tarikatını ders verdi. 1952 yılında Şam’da Şeyh Abdullah Dağısatanî’nin müritlerinden Hacı Emine Hanım ile evlendi. Şama yerleşti; ancak üç aylarda Kıbrıs’a geliyor ve Kıbrıs’ta kalıyordu. Emine Hanımdan 2 kızı ve 2 oğlu dünyaya geldi.
1973 yılında Recep, Şaban ve Ramazan aylarında Kıbrıs’ta bulunduğu zaman aniden geldi. Sebebi sorulduğu zaman manevi bir işaretle Şeyh Abdullah Dağıstânî’nin cenazesini kaldırmak için geldiğini söyledi. Şaşırdılar. Ancak şeyhin sağlıklıydı. Herkes toplandı birden şeyh efendi kalbim sıkışıyor dedi ve bir müddet sonra vefat etti. Cenazesini kaldırarak Kıbrıs’a döndü.
Şeyh Nâzım Kıbrısî Kıbrıs’ta bulunmakta ve Nakşibendî Tarikatının gelişmesi için çalışmaktadır. http://www.naksibendi.net/ isimli internet sitesinde on-line biat kabul etmektedir.
**
Şeyh Nazım el-Kıbrısî 8 Kasım 2007 tarihinde talihsiz bir açıklama yaparak “Risale-i Nur Okuma Zamanı Geçti” demiş ve bu basında ve internet sitelerinde yankı bulmuştur. (http://www.mesajhaber.com/haber.php?haber_id=4591) Bu konudaki sağlıklı bilgilere “http://www.nakşibendi.net” sitesinde ulaşmaları mümkündür.
Risale-i Nur gibi “Kur’ân-ı kerime bağlı” ve onun manevi bir mucizesi olan tefsirin okunmasına karşı çıktığından dolayı ehl-i ilim ve ehl-i hakikat karşısında gülünç duruma düşmüş, bunu telafi için de bunun manevî bir âlemden geldiğini iddia ederek daha büyük bir hata işlemiş ve bu yanlışında ısrar etmiştir.
Kuzey Kıbrıs’ta Lefke şehrinde dergâhında görüşülen Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısî bu açıklamayı yapması için “Nakşibendî meşayihi imameti” tarafından “şiddetle” talimat verildiğini, âlem-i berzahtaki Bediüzzaman ile bir şekilde görüşülerek ruhaniyetinden müsaade alındığını ve “Said Nursi hazretlerinin bu açıklamadan dolayı kendisine teşekkür ettiğini” ifade etmiştir. Hatta bu konuda daha ileri giderek Nurcu büyüklerinin manevi âlemde Said Nursi ile görüşerek bunun doğru olduğunu teyit edip etmediklerini sormalarını da istemiştir.
Bu açıklamanın sebebi de 1935 yılında Şeyh Şerafettin Dağıstanî hazretlerinin Eskişehir Cezaevinde Said Nursi ile beraber bulundukları zaman içinde “Nur Talebeleri” ile aralarında geçen olaylara ilişkin son asrın sahib-i tasarruf sahibi olan Şeyh Şerafettin Dağıstanî ve Şeyh Abdulhakim Arvasi’nin manevi şahsiyetlerini incitici nitelikte yazılar yazılmasını göstermektedir. (http://www.naksibendi.net/139701.html)
Risale-i Nur gibi doğrudan Kur’an-ı Kerimden feyz alan ve onun hakiki bir tefsiri olan ve milyonlarca okuyanlarının imanını kurtaran bir eseri “Risale-i Nuru okuma zamanı geçti. Bunu Nakşibendi meşayihi imametinin şiddetli ihtarı ile söylemek durumunda kaldım. Hatta Bediüzzaman’ın ruhaniyeti ile de görüşerek onun da bundan dolayı memnun oldu” ifadeleri ile söyleyenlerin ne derece hakikatten habersiz olduğunu söylemeye gerek var mı?
Aklî ve ilmî açıdan baktığımız zaman “Kur’an Tefsiri” olan hiçbir kitabın okuma zamanının geçtiği, hiçbir akıl sahibi tarafından söylenmesi mümkün değilken “Risale-i Nuru okuma zamanı geçti” gibi akıl, ilim ve mantık dışı bir iddiayı ortaya atıp “ruhani âlemlerden emir aldığını” hatta “Bediüzzaman ile de görüşerek onun da teyidini aldıklarını” iddia etmek kadar mantık dışı bir iddia olabilir mi? Böyle iddialarda bulunan birinin sözüne hiçbir akıl sahibi itibar edebilir mi? Etse ona akıllı denebilir mi? Bu iddia göstermektedir ki “Bu zaman tarikat zamanı değil” buyuran Bediüzzaman gerçekten çok haklıdır.
Şeyh Nâzım Kıbrısî’nin bu hatasına karşı Bediüzzaman’ın Şeyh Abdulhakim Arvasi’ye verdiği cevap ile cevap vermek yeterlidir. Bediüzzaman Arvasî’nin Risale-i Nurlara olan itirazını “Şahsım için mucib-i hayrettir ki, o itiraz eden zât, benim silsile-i ilimde en mühim üstadım olan Şeyh Fehim’in (ks) tilmizi ve en ziyade merbut olduğum İmam-ı Rabbânî’nin (ra) bir talebesi olduğu halde, herkesten ziyade kusurlarıma, eski karışık hayatlarıma, taşkınlıklarıma bakmayarak bütün kuvvetiyle imdadıma koşmak lâzım iken, maatteessüf, ondan tereşşuh eden bir itiraz, bazı zayıf arkadaşlarımıza fütur ve ehl-i dalâlete bir senet hükmüne geçtiğini çok teessüfle işittik. O ihtiyar zattan, çabuk bu su-i tefehhümü izale etmek için tamire çalışmasını, hem duasıyla, hem tesirli nasihatiyle yardımını bekleriz.” (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.226) Etiketler: Şeyh Nâzım Kıbrısi Mevlana Geylani Şeyh Şerafettin Şeyh Abdullah Kıbrıs Risale-i Nur Okuma Zamanı Tarikat Nakşıbendi |