Yazılarım
Risale-i Nur
Bediüzzamanın Davası ve Hayat Dönemleri | Bediüzzamanın Davası ve Hayat Dönemleri |
|
|
|
| Perşembe, 22 Eylül 2011 | |
|
M. Ali KAYA İman davası da böyledir. Nitekim Kur’ân-ı Kerimin tenzili, te’vili ve ilimlerle sistemli hale gelmesi, hidayet ve istikametinin devamı gibi safhalardan sonra insanlığa hakim ve hükümran olmuştur. Kur’ânın tenzili peygamberin ve sahabelerin, te’vili Hulefa-i Raşidinin, sistemli hale gelmesi ulemanın ve istikameti de “Mezahib-i Erbaa”nın görevi imiş ve onlar görevlerini en mükemmel şekilde ifa etmişler, dini doğru bir şekilde anlayıp bizlere anlatmışlardır. Risale-i Nur’un “İman Hizmeti” de böyledir. Bediüzzaman’ın hayatı Risale-i Nur’un te’lifi dönemidir. En zor ve en önemli dönem bu dönemdir. Zira her şey ve bundan sonraki gelişmeler hep bu temel üzerinde cereyan edecektir. Merkezde nokta kadar inhiraf afakta çok büyük yanlışları netice verir. Ondan sonra “Risale-i Nur’un Neşri ve İlanı” dönemidir. Bu dönemde iman davası her yere ulaştırmak esas alınmış ve ikinci kuşak “Nur Talebeleri” bu görevi ifa etmişlerdir. Üçüncü kuşak “Nur Talebeleri”nin görevi ve misyonu ise Risale-i Nurların anlaşılması ve hayata uygulamasıdır. Bediüzzaman Risale-i Nur’un geçireceği bu dönemlere “İman, hayat ve şeriat” vazifesi olarak talebelerine ders vermiştir. İman, hayat ve şeriat gerçekte birbirinden ayrılmayan bir bütün olmakla beraber öncelikler bakımından bir sıralamaya tabi tutulmuştur. Elbette Risale-i Nur’ların telifi zamanında iman meselesi ön planda olacak, külliyatın telifinden ve iman davasının ortaya konmasından sonra önceliği “iman hakikatlerinin neşri ve hayata yansıması” alacaktır. Daha sonra ise imandan kaynaklanan ibadet ve ahlakın bireyin ve toplumun hayatına yansıması takip edecektir.
Günümüzde ulema Bediüzzaman’ı inkâr etmiyorlar ancak davasını ve misyonunu kabul etmemektedirler. Bediüzzaman’ın davasını ortaya koymak ve misyonunu devam ettirmek “Nur Talebelerinin” görevidir. Bediüzzaman’ın Hayat Safhaları: Hayatını kronolojik olarak ele alalım: 1894 Mardin’de Cemalettin-i Efganî’nin talebeleri ile tanışması ve dünya siyaseti konusunda yeni bir döneme girmesidir. “Namık Kemal’in Rüya” makalesini okuyarak “Hürriyet” konusunda yeni fikirle edinmiştir. 1894 Bitlis valisi Ömer Paşa’nın konağına gelmesi ve iki sene konakta “Fen Bilimlerine” vakıf olması. 1896 Van’a giderek Van valisinin konağında on yıl kalarak “Usul-i Dine” ait temel kaynakların tamamını ezberlemesi, Fen Bilimlerine ait kitapları öğrenerek “Din ve Fen ilimlerini telif ederek eğitime ve geleceğe ait yeni fikirler edinmesi. 1907 Van valisinin müzahereti ile İstanbul’a gelmesi ve “Şekerci İş Hanında” “Burada her suale cevap verilir, ancak sual sorulmaz” diyerek bütün ulemaya meydan okuması, 1908 II. Meşrutiyet’in ilanı ve Bediüzzaman’ın şeriat namına Meşrutiyete destek olması ve Sultanahmet Hürriyet meydanında “Hürriyete Hitap” nutkunu irad etmesi. 23 Temmuz 1908’de Hürriyet ilan edildi. Bediüzzaman “Hürriyet, Meşrutiyet ve Şeriatın” münasebetlerini halka ve ulemaya izah etti. Ayasofya’da ve Sultanahmet’te vaazları ve basın yoluyla neşri… 1909 Hürriyet ve Meşrutiyete karşı isyanın çıkması Bediüzzaman’ın isyanı bastırmak için diliyle, neşriyatla ve nefsi ile mücadele etmesi. 13 Nisan 1909 / 31 Mart 1315 isyanın çıkması… 17 Nisan Bediüzzaman’ın Askerlere hitabı ve gazete lisanıyla neşri. 18 Nisan Bediüzzaman’ın Harbiye’de askerlere hitabı ve itaate çağırması ve matbuat lisanı ile neşri… 23 Nisan 1909 Mahmut Şevket Paşa’nın Selanik’ten “Harekat Ordusu” ile İstanbul’a girmesi ve idareyi ele alarak “Sıkıyönetim” ilan etmesi ve “Divan-ı Harb-i Örfi” de isyancıları yargılamaya başlaması… Bediüzzaman Said Nursi’nin Divan-ı Harb-i Örfi”de “Meşrutiyeti” müdafaası “Meşrutiyet” döneminde yaptıklarını anlatması, meşrutiyet adına yapılan istibdada karşı çıkması ve beraat etmesi. 1910 Bediüzzaman’ın Batum ve Tiflis yoluyla Van’a gitmesi. Hakkari, Bitlis, Muş ve Diyarbakır, Cizre, Antep, Kilis ve Halep yoluyla Şam’a kadar gitmesi ve Şark ulemasına ve ileri gelenlerine İstibdad, Hürriyet ve Meşrutiyeti ders vermesi. Bu seyahatindeki münazaralarını “Münazarat” adı altında neşretmesi… 1910 Şam’da Emevi Camiinde asrın hastalıklarını ve tedavi çarelerini gösteren meşhur “Hutbe-i Şamiye” isimli hutbesini ders vermesi. 1911 Sultan Reşad’ın daveti üzerine Bediüzzaman’ın deniz yoluyla İstanbul’a gelmesi. 1912 Sultan Reşad ile Rumeli Seyahatine Şarkı temsilen katılması ve Selanik Hürriyet meydanında meşhur “Hürriyete Hitap” nutkunu okuması, daha sonra Kosova’da tekrar etmesi. Sultan Reşad’a şarkta bir “Darul-Fünun” kurulması konusunda ikna etmesi ve tahkikat ayırtması. 1913 yazında Van’a gelerek Van valisi Tahir Paşa ile “Edremit” de “Medresetü’z-Zehra” isimli medresenin temelini atması. Van Kalesinde kurduğu açık hava medresesinde talebe yetiştirmeye başlaması. 1914 Osmanlı-Rus savaşı ve Bediüzzaman’ın talebelerinden gönüllü bir alay teşkil etmesi ve onları kumanda ederek Ruslarla savaşması. Talebelerini şehit vermesi ve kendisinin de esir olarak Rusya’ya Kosturma’ya sevk edilmesi. Savaş esnasında “İşaratu’l-İ’caz” isimli tefsirini yazması. 1914-1917 yılları arasında iki buçuk sene Kosturma’da esir kampında kalması. Esaretten kaçması ve Petesburg yoluyla Varşova üzerinden İstanbul’a gelmesi. 25 Haziran 1917 tarihinde İstanbul’a gelir. Kosturma’da geçirdiği iki buçuk sene zarfında geçirdiği ruhî ve kalbî ınkılab ile insanlığın ahiretine yönelmesi ve dinin yeniden ihyası için ilmî ve fikrî çalışmalara başlaması… 1918 İngilizlerin İstanbul’u işgalinden sonra işgale karşı çıkması ve “Hutuvat-ı Sitte”yi neşretmesi. 9 Kasım 1922 tarihinde Yunanların denize döküldüğü büyük zaferden sonra Ankara TBMM’ye gitti. “Özel gündemli toplantı ile karşılandı ve kendisine “Hoşamedî” (Hoş geldin) oturumu düzenlendi. Mecliste on maddelik bir “Beyanname” neşretti. Millet Meclisinin uyması gereken “Genel Kuralları” ortaya koydu. TBMM’nin görevinin “Şeâir-i İslamı ihya” etmesi gerektiğini belirtti. TBMM reisi Mustafa Kemal ile devrimler ve lâiklik konusunda anlaşamadı. 20 Nisan 1923 yılında Ankara’dan ayrıldı ve Van’a giderek “İman Hizmetine” başladı. 2. II. Said Dönemi: Bediüzzaman’ın Van’a giderek “Manevi Mücahede ve Cihad-ı Maneviye” başladığı 1923 tarihinden 1949 Afyon Hapsine kadar geçen ve 27 sene devam eden 10 Kasım 1938 tarihine kadar “Ebedi Şef” unvanı ile Mustafa Kemal’in, 1938’den 1950 yılına kadar 12 sene “Milli Şef” olarak ülkeyi yöneten İsmet İnönü’nün “Cumhuriyet Halk Partisi” ile ülkeyi yönettiği bir dönemdir. CHP’nin istibdadına ve devrimlerine karşı çıkanların Cumhuriyet düşmanı ilan edildiği ve herkesin “Atatürkçü ve Kemalist” olmak zorunda olduğu “Şefler ve diktatörler” döneminde Bediüzzaman “Yeni Said / II. Said” olarak görünmüş, siyasete ve hükümete karışmamıştır. Kronolojik olarak Yeni Said / II. Said dönemine bakıldığı zaman; • 1923-1925 Van’da ikameti. Şeyh Said isyanına karışmaması ve Kürt Hüseyin Paşaya da “Şeriatın anahtarı bendedir” “siz de karışmayın” demesi ve Van ve çevresini isyandan koruması, • 1925-1927 Bediüzzaman’ın Van’da ikameti ve Van’dan sürgün edilmesi. • 1927 Trabzon, İstanbul, İzmir, Burdur ve Barla’ya gönderilmesi. Bediüzzaman Burdur’da kaldığı birkaç ay zarfında “Nurun İlk Kapısı” isimli eserini telif eder. • 1927-1934 Barla’da Sözler, Lem’alar ve Mektubat isimli eserlerini yazması, “Barla’da talebelerin Bediüzzaman’a Bediüzzaman’ın da talebelerine yazdığı mektuplar Barla Lahikası adı altında toplanmıştır. • 1934 Barla’dan alınarak gözetim altında tutulmak üzere Isparta’ya getirilmesi, • 27 Nisan 1935 Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın emriyle bir kıta askerle Bediüzzaman’ın 125 talebesiyle evinden alınarak Eskişehir Mahkemesine sevki. • Bir sene Eskişehir hapsinde tutuklandıktan sonra beraat etmesi ve 27 Mart 1936 tarihinde tahliye edilerek Kastamonu’da mecburi ikamete tabi tutuldu. Üç ay Karakol’da kalan Bediüzzaman üç ay sonunda Karakol karşısındaki bir eve yerleştirildi. • 27 Eylül 1943 tarihinde Kastamonu’da tevkif edilen Bediüzzaman Çankırı yoluyla Ankara’ya getirilmesi ve Denizli’ye sevki. • 1944 Denizli Mahkemesi’nin başlaması... Denizli’de “Meyve Risalesi”ni telif eder. • 15 Haziran 1944 Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nin Bediüzzaman’ın beraat ettirmesi. • Ağustos 1944 Emirdağ’da ikamete mecbur tutulması… Emirdağ’ında Bediüzzaman’ın talebelerine yazdığı mektuplar “Barla Lâhikası” adı altında bir mecmuada toplanmıştır. • 23 Ocak 1948 Emirdağ’ından Afyon Mahkemesine sevki ve Afyon hapsine gönderilmesi, • 6 Aralık 1948 Mahkeme’nin Bediüzzaman’ın suçsuz yere tutuklaması ve Temyize müracaat edilmesi, • 20 Eylül 1949 Temyiz Mahkemesinin Bediüzzaman’ın beraat ettirmesi ve Afyon Savcısının gece yarısı Bediüzzaman’ın tahliye ederek Emirdağ’a göndermesi… 3. III. Said Dönemi: Bediüzzaman Said Nursi (ra) Afyon hapsinden sonra “vatan ve memleket için yapması gereken önemli bir vazifeyi daha yapmak için” kendi ifadesi ile “Üçüncü Said” olarak görünecek ve Nur Hizmeti geniş dairelerde sosyal ve siyasi hayatta da inkişafa başlayacaktı. (Tarihçe-i Hayat, 525) Kronolojik olarak III. Said Dönemine bakıldığı zaman: • 22 Ocak 1952 “Gençlik Rehberi” mahkemesi için İstanbul’a gider ve ilk celsede bulunur. 5 Mart 1952’de mahkeme “Beraat” kararı verir. • Nisan 1953’te tekrar Emirdağ’ına döner. • Mayıs 1953’de İstanbul’a yeniden giden Bediüzzaman burada üç ay kadar kalır ve İstanbul’un fethinin 500. Yılı kutlamalarına katılır. İstanbul^daki Üniversite Nur Talebelerine ders olarak “Nur Âlemin Bir Anahtarı” isimli eserini telif eder. • Risale-i Nur Külliyatını Roma’da bulunan Vatikan’a ve Papa’ya gönderir. Kabul cevabını alır. İstanbul’da Fener Patriği Athenagoras ile görüşür ve onu Tevhide, Kur’ânı ve Peygamberimize imana davet eder. Ayasofya’ya giderek burada “Namaz kılar” ve Adnan Menderes’e Risale-i Nurların resmen tabı ve neşri ile Ayasofya’nın yeniden cami olması için mektup yazar. • Eylül 1953’de on sekiz (18) sene ayrı kaldığı Barla’ya gider. Isparta’da ikamet etmeye başlar. • 23 Mayıs 1956 tarihinde sekiz sene devam eden Afyon Mahkemesinin Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurları beraat kararı çıkar. • 1957 seçimlerinde DP’ye açıktan destek verdiğini ilan eder. Talebeleri, dersleri ve çalışmaları ile DP’nin iktidarda kalmasına çalışır. Siyasal İslam düşüncesindeki dindar partilere ve particilere karşı çıkar. Bediüzzaman 1954 seçimlerinde sükutiyle ve meyil ve işaretiyle, 1957 seçimlerinde ise aleni ifade ve hareketleriyle DP’yi tutmuş, yardım etmişti.” (Badıllı, Abdülkadir, Bediüzzaman Said Nursi, Mufassal Tarihçe-i Hayatı, s.1510, 1573) • 1957-1959 Risale-i Nur talebelerini kabul eder. Matbaalarda Türkçe ve Latin hurufu ile basılmasına nezaret eder, basılan risaleleri tashih eder ve her yerde Medrese’lerin açılmasını emreder. Davet edilen yerlere gitmeye çalışır. “Tarihçe-i hayat” isimli oto-biyografik hayatının basılmasını sağlar. • 23 Mart 1960 Çarşamba (25 Ramazan) Urfa’da dünyadan ahirete irtihal eder. Halilu’r-Rahman dergahında defnedilir. • 27 Mayıs 1960 Askerî darbesi yapılır. DP kapatılır ve Demokratlar hapsedilir. Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı ve Dışisileri Bakanı idam edilir. • 12 Temmuz 1960 Salı ihtilalciler Bediüzzaman’ın mezarını açarak cesedini alıp bir meçhule götürürler. Üçüncü Said Döneminin Tahlili: Bediüzzaman bu konuda şöyle der: “Afyon Mahkemesine ve Ağır Ceza Reisi’ne beyan ediyorum ki: Makam-ı iddianın asılsız istinat ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni manen cezalandıracak vazife-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasip ise, sorunuz; cevap vereyim. Büyük kusurlarımdan bir tek suçum, vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.” (Tarihçe-i Hayat, 2007, s.866) Bediüzzaman’ın Üçüncü Said Dönemine ait belirgin özelliği, içtimai ve siyasi olayları takip etmesiydi. Said Nursi, dünyada cereyan eden içtimai ve siyası olayları, Afyon hapishanesinde mahallî ve ulusal basın yolu ile takip ediyordu. Özellikle İslâm âlemi ile ilgili gelişmeleri lehteki gazetelerden takip eden Bediüzzaman, gelişmelerin seyri ile ilgili kanaatlerini dile getirirdi. 1950 yılından sonra Üçüncü Said döneminin bir tezahürü olarak, hayat-ı içtimaiye ve siyasiyeye ait lâhika mektupları kaleme aldı. 1950’ye kadar şartların zorunlu gereği olarak hayat-ı içtimaiye ve siyasiyeyi pek nazara vermeyen Said Nursi, 1950’den sonra tamamen farklı bir duruş sergileyerek bu konuları hem yanındakilere ders verdi, hem de talebelerine yazdığı mektuplarda dile getirdi. Bediüzzaman, 1950’den sonra, Eski Said döneminde yazdığı eserleri de tekrar nazarlara verir ve Eski Said ile Üçüncü Said’i buluşturur. Said Nursi, 1951 yılında, Emirdağ’da Eski Said’e ait bütün eserlerini tekrar gözden geçirerek bunlara uyarlayıcı haşiyeler ekler. Aynı yıl Emirdağ’da yazdığı bir mektubunda bu mesele ile ilgili şunları söyler: “Aziz, Sıddık Kardeşlerim! Evvelen: Cenabı Hakka yüz bin şükrediyoruz ki, elli beş sene bir gaye-i hayalim ve hayatımın bir neticesi olan Medresetüzzehra’nın manevi hakikatini siz, Medresetüzzehra erkânları tamamıyla gösteriyorsunuz. Saniyen: Şiddetli hastalık ve sair sebeplerin tesiri ile ben Nurcu kardeşlerimle konuşamadığımdan ve o musahabeden mahrum kaldığımdan benim bedelime sizler ve Risale-i Nur’un kahraman medresesinde Yeni Said’e verdiği ders ve Eski Said’in Hutbe-i Şamiye ve Zeyilleri gibi hayat-ı içtimaiye medresesinde aldığı dersleri ve bu konuşmaları bu biçare kardeşiniz bedeline müştak olduğum kardeşlerimle benim yerimde konuşmalarını tevkil ediyorum.” (Emirdağ Lahikası, 2007, s. 665) Bediüzzaman, Eski Said’in Hutbe-i Şamiye ve Zeyilleri gibi hayat-ı içtimaiye medresesinde aldığı dersler ve konuşmalara, 1954 yılında geldiği Isparta’da, eserleri tekrar gözden geçirerek Hutbe-i Şamiye, Münazarat, Muhakemat, Divan-ı Harb-i Örfi, Sünuhat ve Hutuvat-ı Sitte adlı eserlerin tamamını gözden geçirerek yeniden tanzim etti, bunlara birçok şerh ve izahlar ekleyerek neşretti. Said Nursi, Bediüzzaman Hazretleri yine 1951-1954 yıllarında, 1907-1913 yılları arasında yaşadığı İstanbul’da dönemin çeşitli gazetelerine yazdığı meşrutiyet, hürriyet ve istibdatla ilgili bütün makalelerini, muhtelif platformlarda irat ettiği bütün nutuklarını ve çeşitli kişilere hitaben yazdığı mektuplarını da tekrar gözden geçirerek öteki eserlerine zeyil yaptı. Bediüzzaman’ın Birinci Said’in siyaseti ne ise ikinci ve üçüncü Said’in siyasi anlayışı da odur. İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti mensuplarını fiilî siyasetten sakındırdığı ve o mübarek ismi siyasete alet etmemek gerektiğini haykırdığı gibi, üçüncü Said döneminde de siyasi tercihini açıktan belli ettiği ve siyasileri ikaz vazifesini yaptığı halde talebelerini ve tercih yapanları siyasi cemiyetlerden ve ırkçı, dini siyasete alet eden, bölgeci ve ayrımcı siyasi düşüncelerden uzak tutmuş, hatta alet olmamaları için de ikazlarda bulunmuştur. Bu bağlamda Bediüzzaman’ın siyasi fikrinde ve çizgisinde herhangi bir kırılma ve değişme söz konusu değildir. Bediüzzaman “Üçüncü Said, maşaallah, barekâllah, Eski Said’de yanlış bulamıyor. Maşallah Eski Said’i tebrik ediyorum.” (Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursi’yi Anlatıyor, Yeni Asya Yayınları, İst, 1994, Cilt 3:72) Bediüzzaman daima “Nur ve Topuz” ayırımını sürdürmüş, nur ve nurani olan din ve iman hizmetini topuz mesabesinde gördüğü siyasi cereyanlara tabi ve alet etmekten sakındırmış “Arşa bağlı olan din ve iman hizmeti yerdeki siyasi çekişmelere alet ve tabi olmaz” demiştir. Milletin birlik ve bütünlüğünü siyasi fikir ve düşüncelerde değil, dinin “iman kardeşliği ve adalet ile hakkaniyet prensiplerinde” olduğunu söylemiş, bu bağlamda siyasilerin dine ve dinin “doğruluk, hakkaniyet ve adalet” prensiplerine ihtiyacı olduğunu, ancak bu prensipleri hayata geçirmekle başarılı alacaklarını ifade etmiştir. Bediüzzaman devleti ve siyaseti “millete hizmetin aracı” ve teknik bir konu olarak yaklaşmış ve böyle olması gerektiğini ifade etmiştir. Siyasete ve memuriyete, yani devlet hizmetine ancak “millete hizmet etmek” amacı ile girilmesi gerektiğini ısrarla ifade etmiş, farklı düşüncelerle devlete intisap eden veya siyasete girenleri şiddetle ikaz etmiştir. Demokrasinin bu şekilde anlaşılması gerektiğini, demokratlığın ve DP’nin bu temel ölçülerde hizmet etmesi gerektiğini belirtmiştir. DP ve Demokrat Düşünce Bediüzzaman’ın yukarıda ifade ettiğimiz görüş ve düşüncelerine uygun bir uygulama zemini oluşturduğu ve bu prensiplere uygun davrandığı için açıktan desteklemiştir. Bediüzzaman’ın bu temel prensiplere göre siyaset yaptığı “Şimdi de aynen ittihad-ı İslamdan olan Nurcular büyük bir yekûn teşkil eder. Demokratlara bir nokta-i istinaddır.” (Emirdağ Lahikası, s. 271) ifadeleri anlatmaktadır. Sonuç: İstibdat, Meşrutiyet, tek parti hükümeti ve çok partili demokrasi dönemlerini gören ve bizzat yaşayan Bediüzzaman bu dönemlerin tümünde dini siyasetten uzak tutmaya özen göstermiştir. 1956 yılında Şam Emevi Camiinde 1910 yılında irad ettiği “Hutbe-i Şamiye” isimi eserini yeniden gözden geçirmiş, ilave ve tashihler yaptıktan sonra “Siyasi dersimdir” diye neşrettirmiştir. Bu eserin haşiyesinde Bediüzzaman “Ey kardeşlerim! Kırk beş sene evvel eski Said’in bu dersinden anlaşılıyor ki: O Said siyasetle, içtimaiyat-ı İslamiye ile ziyade alakadardır. Fakat sakın zannetmeyiniz ki; o, dini siyasete alet veya vesile yapmak mesleğinden gitmiş. Hâşâ! Belki, o bütün kuvveti ile siyaseti dine alet ediyormuş. Ve derdi ki: ‘Dinin bir hakikatini bin siyasete tercih ederim.’ Evet, o zamanda, kırk-elli sene evvel hissetmiş ki, bazı münafık zındıkların siyaseti dinsizliğe alet etmeye teşebbüs niyetlerine ve fikirlerine mukabil o da bütün kuvveti ile siyaseti İslamiyet’in hakaikına bir hizmetkâr, bir alet yapmaya çalışmış. Fakat o zamandan yirmi sene sonra gördü ki, o gizli münafık zındıkların, Garplılaşmak bahanesi ile siyaseti dinsizliğe alet yapmalarına mukabil, bir kısım dindar ehl-i siyaset, dini siyaset-i İslamiye’ye alet etmeye çalışmışlardı. İslamiyet güneşi yerdeki ışıklara alet ve tâbi olamaz. Ve alet yapmak, İslamiyet’in kıymetini tenzil etmektir, büyük bir cinayettir. Hatta Eski Said, o çeşit siyaset tarafgirliğinden gördü ki; bir salih alim, kendi fikr-i siyasisine muvafık bir münafığı hararetle sena etti ve siyasetine muhalif bir salih hocayı tenkit ve tefsik etti. Eski Said ona dedi: ‘Bir şeytan senin fikrine yardım etse, rahmet okutacaksın. Senin fikr-i siyasiyene muhalif bir melek olsa, lanet edeceksin. Bunun için Eski Said “Euzu billahimineşşeytanivessiyaseti” dedi. Ve otuz beş seneden beri siyaseti terk etti” (Hutbe-i Şamiye, 2000, s. 41-42) demektedir. Üçüncü Said döneminin model ismi Zübeyir Gündüzalp’tir. Zübeyir Gündüzalp Bediüzzaman’ın “meslek ve meşrebini” en iyi şekilde anlayarak hizmetteki ve siyasetteki duruşunu göstermiş ve ilk kuşak Nur Talebeleri onun bu duruşunu tasvip ederek bu konuda onun hayatında yanında yer almışlardır. Bu nedenle “Üçüncü Said” döneminin modeli olarak “Zübeyir Gündüzalp çizgisini ve sistemini” benimsemişler ve tasvip etmişlerdir. Son olarak Bediüzzaman hayatının bu üç döneminde de iradi bir tercih olarak değil, ilâhi bir sevk olarak görür ve ifade eder. “İman Hizmeti” ve “İslamın siyasi ve içtimai dersi” olan Risale-i Nur’a hayatını vererek model olmuş ve bundan sonra takip edilecek olan “İslama Hizmet” çizgisini ve Kur’ândan çıkardığı “Cadde-i Kübra-i İslamiyeti” göstermiştir. Etiketler: Bediüzzaman Said Nursi Tarihçe-i Hayat Bediüzzamanın Davası Hayatını Dönemleri İman Hizmeti Birinci Said İkinci Said Yeni Said Üçüncü Said |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|