M. Ali KAYA
Cevşen, peygamberimize (sav) “ Vayh-ı Sarih” ve “ Vahy-ı Metluv” olarak değil, “ Vahy-ı Gayr-i Metluv” ve “Vahy-ı Zımnî” olarak Cebrail (as) tarafından gelmiş olan bir münacât, bir dua ve duây-ı masun yani cehennemden ve her nevi şerden korunma duasıdır. Bunun için zırh manasında “Cevşen” denilmiştir. Bununla beraber cevşen bin bir ismi içine alan gayet yüksek mertebede bir “Marifetullah” dersidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri Cevşen’i “Âl-i Beytin mânevi ve mühim bir mirası ve bir feyiz kaynağı” olduğunu söyler. Bize Allah’ı “ Esmâ-i Hüsnâ” ile tarif edip tanıtmada emsalsiz olduğunu belirtir.
Cevşen “ Kur’ânın hakîki ve tam, bir nevi münâcâtı ve Kur’andan çıkan bir nevi hülâsasıdır.” (Sözler, 2004, s. 737) Peygamberimizin (sav) “Cevşenü’l-Kebîr münacatında bin bir ismi ile Allah'a yalvarmış ve cehennemden istiaze etmiş ve böylece yüce Allah'ın “ İstiaze edin ve her nevi şerden Allah'a sığının” (Nâs, 114:1-4) emrine tam imtisal ederek ümmetine de bu konuda örnek olmuştur. (Sözler, 2004, s.536) Bediüzzaman “ Âl-i Beytin mânevî ve gayet mühim bir mirası ve bir maden-i feyzi olan Cevşenü'l-Kebir'i kendine üstad kabul etmiş ve önceleri her günde bir defa bazen üç defa tamamını okumuştur. Daha sonra okunmasını talebelerine tavsiye etmiştir.” (Lem’alar, 2005, s.605)
Bediüzzaman hazretlerinin harika bir münacatı vardır. Bu münacatının sonunda şöyle der: “Kur’andan ve münacat-ı Nebeviye olan Cevşenü’l-Kebir’den aldığım bu dersimi bir ibadet-i tefekküriye olarak Rabb-i Rahimimin dergahına arz etmekte kusur etmişsem, kusurumun affı için, Kur’ânı ve Cevşenu’l-Kebîri şefaatçi ederek, rahmetinden affımı niyaz ediyorum.” (Şualar, 2005, s.98) Bu emsalsiz münacat cevşenü’l-kebirin bir dersidir.
Üstad Bediüzzaman her zaman “taharet ve nezafet-i şer'iyeye son derece riayet eder, her zaman abdestli olarak bulunur, asla mübarek vaktini boş geçirmez. Ya Risale-i Nur telifiyle veya tashihiyle meşgul veya Münâcât-ı Cevşeniyeyi kıraat ve secdegâh-ı ubudiyete kaim veya tefekkür-ü âlâ-i İlâhî bahrine müstağrak bulunurdu.” (Tarihçe-i Hayat, 2006, s.263, 504)
Cevşenin Marifetullah Dersi:
Peygamberimizin (sav) binlerce dua ve münacatı vardır. Bu binler dua ve münâcâtlarından Cevşenü'l-Kebîr ile, öyle bir marifet-i Rabbâniye ile, öyle bir derecede Rabbini tavsif ediyor ki, o zamandan beri gelen ehl-i mârifet ve ehl-i velâyet, telâhuk-u efkârla beraber, ne o mertebe-i marifete ve ne de o derece-i tavsife yetişememeleri gösteriyor ki, duada dahi onun misli yoktur. Risale-i Münâcâtın başında Cevşenü'l-Kebîr'in doksan dokuz fıkrasından bir fıkrasının kısacık bir meâlinin beyan edildiği yere bakan adam, "Cevşen'in dahi misli yoktur" diyecek. (Şualar, 2005, s.208)
Kur'ân'ın hakiki ve tam bir nevi münâcâtı ve Kur'ân'dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşenü'l-Kebir namındaki münâcât-ı Peygamberîde (a.s.m.) yüz defa “Allahım sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan uzaksın. Senden başka ilah yok ki bize imdad etsin. Bize eman ver ve bizi Cehennem azabından koru” diyerek cehennemin dehşetinden Allah'a sığınmaktadır. Bu son cümlede dahi tevhid gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatın rububiyete karşı tesbih ve tahmid ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli bir vazifesi ve şekavet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev-i insanın en dehşetli meselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi vardır. (Şualar, 2005, s.386-387)
Cevşen, bin bir esmâ-i ilâhiyeye sarîhan ve işareten bakan ve bir cihette Kur'ân'dan çıkan bir harika münâcâttır. Mârifetullahta terakki eden bütün âriflerin münâcâtlarının fevkındedir. Böyle bir dua ve münacat ancak vahiyle gelebilir. Yine bu emsalsiz münacat risalet-i Muhammediyeye (asv) bir tek hüccet olarak risaletinin bütün hakikatlerini Risale-i Nurun da şahadetiyle aklen ve mantıken ispat etmiştir. Hattâ felsefenin nazarında akıldan pek uzak meselelerini göz önünde gibi gayet kolay ve mâkul bir tarzda ders vermesiyle, Muhammed'in (asv) sadıkıyetine ve risaletine küllî bir surette şahadet etmektedir. (Şuâlar, 2005, s.974-975)
Tefekkürî İbadete Vesile Olması:
Peygamberimiz (sav) “Bir saat tefekkür bir sene ibadetten hayırlıdır” (Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:310; Gazâlî, İhyâu Ulûmi'd-Dîn, 4:409; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 1:78.) buyurur. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri bu saatin Cevşenü’l-Kebirde ve onun bir nevi tercümesi ve tefsiri olan Hizb-i Nuriyede ve Risale-i Nurda bulunduğunu ifade etmektedir. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.331-332) Bediüzzaman Risale-i Nurun bin bir isimle “Marifetullah dersi vermesinden dolayı beşinci halife olarak vazife yaptığını belirtir. Şöyle der: “Hz. Hasan’ın altı aylık hilafeti ile beraber Risale-i Nur’un Cevşenü’l-Kebîr’den ve Celcelutiye’den aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilâfetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-ı imaniye noktasında Hz. Hasan’ın (ra) kısacık müddetini uzun zamana çevirerek tam bir beşinci halife nazarı ile bakabiliriz.” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.139)
Cevşenin manasını anlayarak tefekkür ile okunmak pek çok hakikatlerin anlaşılmasına vesile olmaktadır. Bizzat Bediüzzaman hazretleri “Allah insanı Rahman Suretinde yarattı.” (Buharî, İsti'zân: 1; Müslim, Birr, 115, Cennet, 28; Müsned, 2:244, 251, 315, 323, 434, 463, 519) hadisi, hem cevâmiü'l-kelimden, hem müteşabih hadislerdendir. Pek büyük ve küllî nüktesi, benim kalbime, Hülâsatü'l-Hülâsa ile Cevşenü'l-Kebir'i okuduğum vakit zahir oldu. Ben de, o acip ve çok güzel nükteyi kaçırmamak için, şifreler, işaretler nev'inden Hülâsatü'l-Hülâsa'nın on yedinci mertebesi olan "Kur'ân lisanıyla şehadet" ve on sekizinci mertebesi olan "kâinat lisanıyla şahadet" ortasında o şifreli işaretleri koydum” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.251) buyurarak izah etmiştir. Bu hadisin hakikatli bir manasını izah etmiştir.
Risale-i Nur talebelerinin en esaslı virdi Cevşenü’l-Kebirdir. (Emirdağ Lahikası, 2006, s.552) Üstadlarının tavsiyesi ile devamlı okuma gayreti içindedirler. Hatta Bediüzzaman “Cevşenü’l-Kebiri, Hizb-i Nuriyeyi Salavât ile neşri, nurculara ve ehl-i imana büyük bir hizmettir” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 853) buyurarak hem okunmasını hem neşrini tavsiye etmişlerdir.
Maddi ve Manevi Tehlikelerden Koruması:
Cevşenü’l-Kebirin “Marifetullah” dersi yanında okuyanı maddi ve manevi pek çok sıkıntılardan hatta eceli gelmemiş ise ölümcül tehlikelerden, sakat kalmaktan, yangın ve deprem gibi tehlikelerden, kazalardan ve belalardan muhafaza ettiği pek çok tecrübelerle sabittir. Dünyada böyle tehlike ve afatlardan “Cevşen” hürmetine koruyan yüce Allah elbette ahretin dehşetli tehliklerinden ve cehennem azabından cevşeni okuyanları koruyacaktır. Dünyadaki bu hıfz ve muhafazası ahretteki muhafazaya delildir. Nitekim Bediüzzaman “Cevşen ve Evrad-ı Bahaiye dehşetli zehrin tehlikesine galebe eder. Ölüm tehlikesinden korur” (Emirdağ Lâhikası, 2006, s.244, 255) buyurarak zehir tehlikesinden kendisinin Cevşen hürmetine korunduğunu belirtir. Yine motorlu kayıkla Eğridir’den Barla’ya giderken tutulduğu dehşetli fırtınadan ve kayığın batmasından Cevşen ve Şah-i Nakşibendi’nin virdi ile muhafaza edildiklerini beyan etmektedir. (Emirdağ Lahikası, 2006, s.801)
Cevşen Nasıl Okunmalıdır:
Cevşenin bu özellikleri ve okunmasındaki faziletlerinin tamamı İsm-i Azamın mazharı olan ve her ismin azami mertebesine mazhar bulunan peygamberimize (sav) hastır. Sonra imanın kuvvetine göre ve Allah katındaki derecesine göre diğer mü’minler onun hasiyetlerinden istifade ederler. Yoksa Mecmuatu’l-Ahzabda Cebrail’in (as) peygamberimize (asv) anlattığı hasiyetler bizim için mübalağa görünebilir. Esasen dua bir ibadettir ve bunun faydası ve neticesi ahirettedir. Dünyevi bir amaç ve beklenti içinde olmak duanın makbuliyetinin şartı olan ihlâsı kırdığı için dua makbul olmaz ve okuyan da onun hasiyetlerinden istifade edemez. (Lem’alar, 2005, s.321-322)
Bununla beraber ahrete ait faydalar ve hasiyetler bu dünyanın fani olan nimetleri ile ölçüye gelmez. Zira bütün dünya bir insana verilse fani olduğu için ahretin baki olan bir ağacına mukabil gelemez. Baki fani ile kıyas edilemez. Bu bakımdan cevşen için ifade edilen hasiyetler ve faydalar ahrete baktığı için mübalağa değil, hakikatin ta kendisidir. (Emirdağ Lâhikası, s. 280-282)
Özetleyecek olursak:
1. “Allah'a güzel isimleri ile dua edin” (A’raf, 7:180) ayetinin gereği olarak hangi isimlerle nasıl dua edilmesi lazım geldiği sualine peygamberimiz (sav) Cevşen’de Allah’ın bin bir ismi ve tesbih ve tehlil ile cehennemden Allah'a sığınarak göstermiş ve cevap vermiştir.
2. “Allah yerin ve göklerin nurudur” (Nur, 24:35) ayetinde ifade edilen Allah'ın “yeri ve gökleri aydınlatan nur olması” Cevşen’in bin bir ismi ile ve bütün varlığı nasıl anlamlandırıp Allah'ın isim ve sıfatlarına nasıl ayine olduğu Cevşen ile gösterilmiştir. Her şeyin nasıl tevhide ayine olduğu, tabiat ve tesadüfü, şirk ve küfrü nasıl mahvettiği yine Cevşen ile gösterilmiştir.
3. Marifetullah’ta Cevşen’in bir misli ve benzeri yoktur. (Mektubat, 2004, s. 367; Şualar, 2005, s. 208) “Mecmuatu’l-Ahzab” isimli büyük zatların dualarının toplandığı mecmuaya bakan bunu açıkça görür. Hz. Peygamber (sav) gibi ümmi bir zattan böyle bir duanın gelmiş olması elbette ilâhi kaynaklı olduğu ve “ilham-ı peygamber” olduğu açıkça görülecektir.
4. Bediüzzaman “Cevşen-i Kebiri” yeniden keşfetmiş ve ehl-i Beytin imamlarından gelen bu rivayeti alarak ümmete yeniden kazandırmıştır. “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gecenin ve gündüzün değişmesinde, insanlara faydalı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’¬ın gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde, her türlü canlı¬yı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları sevk etmesinde ve gökle yer arasında Allah’ın emrine boyun eğmiş bulutlar¬da, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır” (Bakara, 3:164) ayetinin tefsirini “Cevşenü’l-Kebir” ile yapmıştır.
5. Cevşenü’l-Kebirin 57. Fırkasını alarak Hz. Ali’nin (ra) bu fırkanın açıklaması ve izahlı bir münacatını da esas alarak meşhur “Münacat Risalesi”ni telif etmiştir. Yani “Münacat Risalesi” Cevşenin 57. Fırkasının bir nevi tefsiridir.
6. Cevşen’in kâmil fazileti peygamberimize (sav) hastır. Her okuyan da derecesine göre faziletinden istifade eder. Elbette ism-i azama ve her ismin azami mertebesine mazhar olan peygamberimizin (sav) Cevşenden istifadesi ile henüz bir isme dahi mazhariyet noktasında eksik olan birinin istifadesi elbette bir olmayacaktır.
7. Ubudiyet emr-i ilâhiye ve rızay-ı ilâhiye bakar. Ubudiyetin dâîsi emr-i ilâhî ve neticesi rızay-ı haktır. Semerâtı ve fevâidi uhreviyedir. Fakat ille-i gaiye olmamak, hem kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmeyerek verilen semereler, ubudiyete münâfi olmaz. Belki zayıflar için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya ait faydalar ve menfaatler o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubudiyeti kısmen iptal eder. Belki o hâsiyetli virdi akîm bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamayanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve faydası bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şah-ı Nakşibendî’yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşenü'l-Kebîr'i, o faydaların bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O faydaları göremiyorlar ve göremeyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünkü o faydalar, o evradların illeti olamaz ve ondan, onlar kasten ve bizzat istenilmeyecek. Çünkü onlar fazlî bir surette, o hâlis virde talepsiz terettüp eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki, böyle hâsiyetli evrâdı okumak için, zayıf insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o evrâdı sırf rıza-yı İlâhî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve “Selef-i Salihîn”den mervî olan faydaları görmediklerinden şüpheye düşer, hattâ inkâr da eder.” (Lem’alar, 321-322)
8. Cevşeni okumanın ibadetin en önemlisi olan “Dua” “Tesbih” “Tehlil” ve “Korunma” bakımından 1001 ismi içine alan en mükemmel bir münacat olduğunda şüphe yoktur. İstenen neticeyi elde etmek için okumak, üzerinde taşımak ve mana ve muhtevasına göre inanmak ve yaşamak gerekir. Ruhen, kalben ve aklen samimi bir şekilde inanarak okumak gerekir. Ancak o zaman onun feyzinden ve faziletinden istifade edebilir. Etiketler: Cevşen Cevşenül-Kebir Vahy-i Sarih Vahy-i Zımnı Dua Duay-ı Masun Esma-i Hüsna Marifetullah Dersi Tefekkür Sığınma Duası Cevşen nasıl okunmalı |