Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Risale-i Nur arrow DİN DİLİ VE RİSALELERİN SADELEŞTİRİLMESİ
Advertisement
DİN DİLİ VE RİSALELERİN SADELEŞTİRİLMESİ PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 21 Haziran 2008
Yazı Index
DİN DİLİ VE RİSALELERİN SADELEŞTİRİLMESİ
Sayfa 2

M. Ali KAYA

Yüce Allah kendisini Rahman ve Rahim sıfatları ile tanıtır; Besmele içinde Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerini öne çıkarmıştır. Rahman suresinde de “Rahman olan Allah Kur’anı öğretti, insanı yarattı ve ona beyanı, ifade etmeyi ve dili öğretti” buyurarak beyan ve ifadenin ne derece Allah’ın rahmetinin belirtisi olduğuna dikkatleri çekmektedir.


Dil müşterek bir iletişim vasıtasıdır. Bu da insanın dünyayı anlaması ve eşyayı algılaması ve ifade etmesi demektir. İnsan dil vasıtası ile anladığını anlatır ve dil yoluyla kimlik kazanır. Yine insan dil vasıtası ile duygu ve düşüncelerini ve böylece kendini ifade eder.


İlimlerin ortaya çıkmasının dil ile doğrudan ilişkisi vardır. Allah kelamını peygamberlerinin dilinden bize ulaştırmıştır. Kur’anı okuyanlar da ondaki ilahî mesajları ve anladıkları derin incelikleri dilleri ile ifade ederek neşretmektedirler. Sonra dilin ifade ettiği manaları yazarak daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaktadırlar. Bu ifadelere biz “İlim” diyoruz. İlimler böylece kendilerini ifade etmektedirler.


Her ilmin kendi literatürü ve ifade dili vardır. Dinin de kendini ifade eden bir dili vardır. Günlük dil “bizi bize” anlatır ve “ihtiyaçlarımızı” dile getirir. Günlük konuşulan ve basit hayatın ihtiyaçlarını anlatan dil, elbette dinin ifade etmek istediği yüksek ve ruhani manaları anlatmaktan uzaktır.


Dinin değerlerinin aslî hüviyeti ile devamlılığının sağlanması ve insanlar arasında etkili iletişimin kurulması dini değerleri ifade etmeye bağlıdır. İlâhî mesajları algılama, yorumlama ve ifade etmemiz dil ile mümkündür. Bu durumda din dili, inananların dini anlayışlarını yöneten, dini tutum ve kanatları ortaya koyan bir yapıyı oluşturur.


Din, maneviyat demektir. Maneviyatın sahası ruhun cevelan ettiği ve binlerce âlemi içine alan geniş bir sahadır. O sahanın başı ezel, sonu ise ebeddir. Yani her iki ucunda da sonsuzluk vardır. Din dilinin o manevi âlemlerde akıl, kalb ve ruhun binlerce hissiyatını dile getiren bir konumu vardır. Bu engin ve zengin manevi manaları ifade edecek olan dilin de ona göre geniş, engin ve zengin olması gerekir. Dini anlamak ve dini tasavvuru oluşturmak ancak dini sembolleri dil ile ifade etmeye bağlıdır.


Din ilahi kaynaklıdır. İlahi hakikatleri ifade eden dilin de ilahi kaynaklı olması gerekir. İlahi manaları elbete ilahî sözler ifade edebilir. Bizim de bu manaları anlamamız için aklımızı ve ruhumuzu onları anlayacak seviyeye çıkarmamız gerekir. İnsanın ruhen terakkisi bu şekilde mümkün olur.


Din dili de dinin kendisi gibi ilâhî olan vahiy ve ilhamdan kaynaklanır. Zira dinin amacı Allah’ı isim ve sıfatları ile tanıtmak, ahireti anlatmak ve ahirete layık manaları ders vermek, nefsi gemlemekle ruhu yüceltmektir. Ulvî manaları elbette ulvî kelimeler ifade eder. Bundan dolayıdır ki ibadet dili de bu ulvî ve yüce manaları ifade eden ilâhî kelimeler olmak zorundadır. Allah’ın şanına layık şekilde övmek ve tesbih etmek, onun nimetlerine karşı hamd ve şükretmek, onun şanını yüceltmek için tekbir ve tehlil ile sena etmekten mürekkeb olan ibadet, elbette bu yüce manaları ifade edecek olan tesbih, hamd, tekbir ve tehlil kelimeleri ile olacaktır.


İman, ihlâs, takva, şükür, tövbe, af, birr, infak, adalet, sadakat, hayâ, doğruluk gibi ahlakî, manevi kavramlar hep vahiy ve ilhama tabi olan kavramlardır. Bunun için din dili bir kavramlar bütünü olmakla beraber, sosyal hayattan da ayrı değillerdir; ancak ahirete ve ebediyete yönelik bir yönü vardır. İnsanı ahiretin ebedi hayatına ve saadetine hazırlama gibi de bir fonksiyonu mevcuttur. Çünkü dinin amacı uhrevî saadettir. Uhrevî saadet ise aklın ve ruhun kemali, nefsin de süflî ve basit şeylerden uzaklaşması iledir.


İşte bütün bu gerekçelerden dolayı maneviyatı ders veren, insanın manen terakkisini sağlayan dinin de bunu sağlayacak olan dini ifade ve terimleri bulunacaktır. Biz buna “din dili” diyoruz.


İnsanın görevi dini anlamaya, bunun için de dinin dilini de öğrenmeye çalışmaktır. Bunun aksine dinin yüksek manalarını ifade eden dilini değiştirerek dini o manalardan yoksun bırakarak basite indirmek değildir.


Avamın da dini anlaması gerekir ve bunun için de halkın dilini kullanmamız gerekir şeklinde bir bahane ile sadeleştirme gibi düşünceler dile getirilmektedir. Bunun iki yönü vardır. Birincisi dinin özünde ve ifadelerinde avamın anlayacağı ve kendisine yeterli olacak kadar halk dili vardır. Halka bu kadar bilgi, uygulandığı ve amel şeklinde yaşandığı zaman kurtuluşu için yeterlidir. İkincisi dinin akla hitap eden ilmî yönü, kalbe hitap eden ulvî ciheti, ruhu kemale erdirecek olan ulvî yanı ve nefsin tezkiyesine bakan ahlakî değerlerini ifade eden kelime ve kelamları ise üzerinde çalışmayı ve derin manalara nüfuz etmeyi sonra da onları halkın dili ile ifade ederek avama anlatmayı gerekli kılar. İşte ihtisas gerektiren ve bu konuda çalışanı avama üstün kılan yönü budur. Âlimler, vaizler, müftüler bu yönü ile halk üzerinde imtiyaz sahibi olurlar. Avam da onlara bu cihetle saygı duyar, onlar da halkın anlayacağı şekilde bu manaları ders verirler. Böylece insanlar terakki ve tekâmül ederler.


 
< Önceki   Sonraki >
DIN
İMAN
RISALE-I NUR
DIN DILI
DIL