|
M. Ali KAYA
Risale-i Nur Külliyatından çıkardığım ve anladığım islamın yüce prensiplerinden bir kısmını aşağıda istifadeye sunuyorum. Yanlış anlamalar bana ait, doğruları Risale-i Nur’a ve merhum müellifi Bediüzzaman’a aittir.
1. Şeriat haktır, hakta ittifakı emreder. Ehak için ihtilafı çıkarmaktan nehyeder.
2. Şeriat-ı İslamiye selm ve müsalemettir; dâhilde niza ve husumet istemez.
3. Şeriatın kendi meseleleri hüsn-ü hakiki ve hayr-ı mahzdır.
4. Âlemin her halinde hayr-ı mahz olmaz. Şeriatın kendisinden kaynaklanmayan hususlarda ehven-i şer olarak görür. Ehven-i şer ise bir adalet-i izafiyedir.
5. Şeriatın düstur-u âdilânesi, şeriat-ı fıtrıye olan kavanin-i kadere muntabıktır.
6. Meşrutiyet ve kanun-u esasi, hakiki adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir.
7. Dünyevi saadetimiz meşrutiyettedir; istibdaddan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.
8. Şeriat âleme gelmiş, tâ istibdadı ve zalimâne tahakkümü mahvetsin.
9. Asıl şeriatın meslek-i hakikisi, hakikat-ı meşrutiyet-i meşruadır.
10. Meşrutiyeti delâil-i şer’iye ile kabul ettim. Başka medeniyetçiler gibi taklidî ve hilâf-ı şeriat kabul etmedim.
11. İstibdad zulüm ve tahakkümdür. Meşrutiyet, adalet ve şeriattır. Padişah, peygamberimizin emrine itaat etse ve yolundan gitse halifedir. Biz de ona itaat edeceğiz. Yoksa, peygambere tabi olmayıp zulmedenler, padişah da olsalar haydutturlar.
12. Husumette fenalık var. Biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.
13. Hükümetin işine karışmayacağız. Zira hikmet-i hükümeti bilmiyoruz.
14. Şeriat hürriyet ve adalettir. Meşrutiyet, hürriyet ve adalettir. Meşrutiyeti meşruiyet unvanı ile telakki ve kabul ediniz.
15. Hürriyeti âdâb-ı şeraitle takyid ediniz. Zira câhil efrad ve avâm-ı nâs kayıtsız hür olsa, şartsız tam serbest olsa, sefih ve itaatsiz olur.
16. Hakiki meşrutiyet sarahaten ve zımnen ve iznen dört mezhepten istihracı mümkündür.
17. Şeriat, şeriatın evamirine itaat ile istenir. İtaatsizlikle şeriatın emrine muhalefet eden şeriate ihanet ediyor demektir.
18. Hakkın hatırı âlîdir; hiçbir hatıra feda edilmez. Kimin hatırı kırılırsa kırılsın, yalnız hak sağ olsun.
19. Dinde hassas, muhakeme-i akliyede noksan olanlar şeriat adına, şeriate zarar verirler.
20. Meşrutiyet şeriate müstenittir.
21. Terakkimiz ancak milliyetimiz olan İslâmiyet’in terakkisiyle ve hakâik-ı şeriatın tecellisiyledir.
22. Hürriyet ve meşrutiyete hizmetleri sebkat eden veyahut kabul eyleyenleri Jön Türk tesmiye ediyorsunuz. İşte onların bir kısmı, İslâmiyet fedaileridir. Bir kısmı da selâmet-i millet fedaileridir.
23. Hem şan ve şeref-i millet-i islâmiye, hem sevab-ı ahret, hem cemiyet-i milliye, hem hamiyet-i İslâmiye, hem hubb-u vatan, hem hubb-u din ile mütehassis olmalıyız.
24. Taklid teşkikat ile yırtılır.
25. İslâmiyetin meşrutiyetperver ve hamiyetli fedaileri cevher-i haayt makamında bildikleri nimet-i meşrutiyeti şeriate tatbik edip ehl-i hükümeti adalet namazında kıbleye irşad ve tam mukaddes şeriatı, meşrutiyet kuvveti ile ilâ; ve meşrutiyeti şeriat kuvveti ile ibka; ve bütün seyyiat-ı sabıkayı mehalefet-i şeriat üzerine ilka etmek için çalıştılar.
26. Millet-i İslâmiyenin sebeb-i saadeti yalnız ve yalnız hakaik-i İslâmiye ile olabilir. Ve hayat-ı içtimayesi ve saadet-i dünyeviyesi şeriat-ı İslâmiye ile olabilir. Yoksa adalet mahvolur. Emniyet zîr-ü zeber olur. Ahlâksızlık, pis hasletler galebe eder. İş yalancıların, dalkavukların elinde kalır.
27. İnsanın fiilleri kalbin, hissin temayülâtından çıkar. O temayülât, ruhun ihtisasatından ve ihtiyacatından gelir. Ruh ise, iman nuru ile harekete gelir. Hayır ise yapar, şer ise kendini çekmeye çalışır. Daha kör hisler onu yanlış yola sevk edip mağlûp etmez. Evet, iman, kalbde, kafada daimî bir mânevî yasakçı bıraktığından, fena meyelânlar histen, nefisten çıktıkça 'yasaktır' der, tard eder, kaçırır.
28. Had ve ceza, emr-i İlâhî ve adalet-i Rabbaniye namına icra edildiği vakit, hem ruh, hem akıl, hem vicdan, hem insaniyetin mahiyetindeki lâtifeleri müteessir ve alâkadar olurlar. Allah namına olmazsa nefis ve hissinden çıkan-hususan ihtiyacı da varsa-kuvvetli bir meyelân galebe eder. Daha o fenalıktan vazgeçmek için o cezanız fayda vermez. Hem de emr-i İlâhî ile olmadığından, o cezalar da adalet değil. Abdestsiz, kıblesiz namaz kılmak gibi battal olur, bozulur. Demek, hakikî adalet ve tesirli ceza odur ki, Allah'ın emri namıyla olsun. Yoksa tesiri yüzden bire iner.
29. Saadet-i beşeriye dünyada adaletle olabilir. Adalet ise, doğrudan doğruya Kur'ân'ın gösterdiği yol ile olabilir. Eğer beşer çabuk aklını başına alıp adalet-i İlâhiye namına ve hakaik-i İslâmiye dairesinde mahkemeler açmazsa, maddî ve mânevî kıyametler başlarına kopacak, anarşilere, Ye'cüc ve Me'cüclere teslim-i silâh edecektir.
30. Şeriatten ürkmek cehalet veya tecâhüldür. Meşrutiyetin devamı, ruhu, nokta-i istinadı ve mürşidi, şeriat ve milliyetimiz olan İslâmiyettir.
31. Bizim düşmanlarımız ecnebiler değil; asıl bizi bu kadar düşürüp i'lâ-yı kelimetullaha mâni olan ve cehalet neticesi olan muhalefet-i şeriattır. Ve zaruret ve onun semeresi olan su-i ahlâk ve harekettir ve ihtilâf ve onun mahsulü olan ağraz ve nifaktır ki, bu üç insafsız düşmanla mücadele etmek için çalışmalıyız.
32. Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç daüşmana karşı, sanat, marifet ve ittifak silahı ile cihat edeceğiz.
33. İttihad-ı İslamın hedef-i maksadı “Sünnet-i Nebeviyeyi” ihya etmektir. Sünnete uymak hürriyetimizi sınırlamaz, bilakis mü’min hakkıyla hürdür. Sâni-i Âleme abd ve hizmetkâr olan, halka tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Demek, ne kadar imana kuvvet verilse, hürriyet de o kadar kuvvet bulur.
34. Hürriyetin sınırlandırılması insaniyet için zaruridir. Hürriyet iyiyi yapma hürriyetidir. Kötüyü yapma, suç işleme hürriyeti yoktur. Bazı sefih ve lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmarenin esaret-i rezilesi altına girmek istiyorlar. Bunun için hürriyetimiz kısıtlanıyor diye bağırıyorlar.
35. Medeniyetin hiçbir hakikatlı mehasini yoktur ki İslâmiyette sarahaten veya zımnen veya iznen o veya daha ahseni bulunmasın!
36. Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya istibdat veya esaret-i nefis veya canavarcasına hayvanlık veya vahşettir. Böyle lâübaliler ve zındıklar iyi bilsinler ki, dinsizlikle ve sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebîye kendilerini sevdiremezler ve benzetemezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez. Ve bir kadına yakışır, istihsan ettiği libası, erkek giyse maskara olur.
37. Ahrete ait işlerde haset ve müzahemet ve münakaşa olmadığından, hangi cemiyet veya cemaat münakaşaya, rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir.
38. Dine hizmet amacı ile teşekkül eden cemaatlerin iki şartla umumunu tebrik ve onlarla ittihad ederiz. Birincisi, Hürriyet-i şer'iyeyi ve âsâyişi muhafaza etmek, ikinc isi ise, Muhabbet üzerinde hareket etmek, başka cemiyete leke sürmekle kendisine kıymet vermeye çalışmamak; birinde hatâ bulunsa, müfti-i ümmet olan cemiyet-i ulemâya havale etmek, ulema ve ihtisas ehlinin hükmüne razı olmaktır.
39. Maksadımız, dinî cemaatlar maksatta ittihad etmelidirler. Mesalikte ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklit yolunu açar ve "Neme lâzım, başkası düşünsün" sözünü de söylettirir.
40. Maksadı ittihat ve ilây-ı kelimetullah olan olan cemiyetlerin teşebbüsât ve harekâtı ibadettir. İbadet camiinde ise şah ve geda birdir. Müsavat hakiki düsturdur. İmtiyaz yoktur. Zira en Ekrem en müttakidir. En müttakî en mütevâziidir.
41. Bir katre bahr-i ummanı tezyid etmez. Hem de bir günâh-ı kebîre ile imandan çıkmadığı gibi, şems garptan tulû etmediğinden tevbenin kapısı da açıktır.
42. Bir desti müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi, kendi de temizlendiğinden, sünneti ihyâ ve dinin evâmirine imtisal ve nevâhîden içtinap ve asâyişe ilişmemek, elinden gelse azm-i kat'î ile dahil olan bazı günahkar ve meçhulü'l-hal olanlar, bu hakikat-i âliyeyi lekedar etmez. Zira kendi lekedar olsa da, imanı mukaddestir. Rabıta da imandır. Bu ünvan-ı mukaddese böyle bahaneyle leke sürmek İslâmiyetin kıymet ve ulviyetini bilmemekle beraber, kendini ahmaku'n-nas ilân etmiş olur.
43. İman ile dine intisap eden ve din adına hareket eden dinî heyet efradı, şarkta olsa, garpta olsa, cenupta olsa, şimalde olsa beraberiz.
44. İslâmiyet âşikâredir, hak ve hakikattır. Hak ve hakikatin gizlenmeye, hileye ihtiyacı yoktur. Hem de hile, terk-i hile ve doğruluktur. Hakikat gizlenemez ve gizlenme kabul etmez. Akıl görür, kabul eder, fikir uğraşır teslim eder. Böyle bir hakikat gizliliği kabul etmez. Etiketler: Şeriat Meşrutiyet Şeriat-ı İslâmiye Adalet İstabdad Hürriyet İttihad-ı İslam |