Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Risale-i Nur arrow MEDRESETÜZ-ZEHRA PROJESİ
Advertisement
MEDRESETÜZ-ZEHRA PROJESİ PDF Yazdır E-posta
Cuma, 08 Şubat 2008
Yazı Index
MEDRESETÜZ-ZEHRA PROJESİ
Sayfa 2
Sayfa 3
M. Ali KAYA
İnsanın yaratılış amacının “Tallüm ile tekemmül” olduğunu izah eden Bediüzzaman’ın en önemli meselesi hayatı boyunca eğitim olmuştur. Kendisini eğitime adayan Bediüzzaman doğuda bir Üniversite açılması amacı ile 1907 yılında İstanbul’a geldi. Amacı Ortadoğu’da açılan bu üniversite sayesinde Türk, Arap, Kürt ve diğer unsurların birliğini ve beraberliğini sağlayarak hem Osmanlı’nın parçalanmasını önlemek, hem İslam birliğini temin etmek, hem de cehaletlerinden istifade batının ve ülke düşmanlarının ile kendi emellerine alet olmalarının önünü kapamaktı. Projesini uygulamak amacı ile Sultan Abdülhamit ile görüşemeyen Bediüzzaman daha sonra Sultan Reşat’ın Kosova Seyahatine katılır ve Kosova’da yapmak istediği Üniversite projesine katkıda bulunur ve kendisine “Şark böyle bir darülfünuna daha ziyade muhtaç ve âlem-i İslamın merkezi hükmündedir”  der ve doğuda da böyle bir Üniversite için söz alır. Ancak 1914 yılında başlayan I. Dünya savaşı ve dünyada gelişen olaylar ile Osmanlı’nın yıkılması sonucu projesini gerçekleştiremez.
Daha sonra 1922 yılında geldiği Ankara’daki TBMM’de aynı konuyu gündeme taşır ve 163 mebusun imzası ile 150 bin lira tahsisat ayırtarak Van’da bir üniversite için karar alırlar. Ancak bu da o zamanki hükümetin “Laiklik” ile ilgili açılımları sayesinde ertelenir.  Ancak doğuda ilk olarak 1954 yılında DP Erzurum’da bir üniversite kurmak için çalışmaları üzerine Bediüzzaman “İşte bu benim üniversitem” diyerek sevinçle sahip çıktığı da bir gerçektir.  Hatta bu konuda 1.4.1954 tarihli Ulus gazetesinin yazılarına cevap vermiştir.  Yine bu konuda hayatının 55 yıllık gayesi olan böyle bir üniversite açma teşebbüsünden dolayı zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a ve Başbakanı Adnan Menderes’e bir tebrik ve serzeniş mektubu yazarak “Amerika ve Avrupa’da bu meseleye dair istişare ettikleri halde, hayatını böyle bir amaç için geçiren birisi olarak kendisinin fikrinin alınmamasına” gücendiğini ifade etmiştir.

Değişen dünya şartları ve teknolojik gelişmelere paralel olarak eğitimde de yeniden yapılanma ve gelişim sürecini başlatmak isteyen Bediüzzaman’ın bundan yüz sene önce ortaya koyduğu proje gerçekten dikkate değer. 13. Asr-ı hicrinin başında olmalarına rağmen zihnen ve fikren ortaçağdan kendini kurtaramayan Medrese ve Tarikat müntesiplerinin Bediüzzaman’ın bu projesini anlamalarını beklemek elbette safdillik olurdu. Nitekim Bediüzzaman kendisi de “On üçüncü asrın minaresinden sureten medeni ve fikren mazinin en derin derelerinde bulunanlara”  hitap ettiğini itiraf eder. Ancak “Nesl-i Cedit” adını verdiği yeni bir neslin bu projeyi gerçekleştireceğini de ifade etmektedir. Ancak bu Bediüzzaman’ın yarı amacını gerçekleştirmiştir. Asıl amacı olan “Din ve Fen ilimlerinin beraber okutulduğu bir “Medresetü’-Zehra” olmamıştır. Bediüzzaman bu amacını sonra kendisi kurduğu  “Risale-i Nur Üniversitesi” ile gerçekleştirecektir.

Bediüzzaman’ın bu projesi çok iyi tahlil edilmesi gerekir. “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır; bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahı ile cihat edeceğiz”  diyen Bediüzzaman’ın bu düşmanlara karşı en önemli çaresi eğitim projesi olarak “Medresetü’z-Zehra” projesidir.

Neden Medresetü’z-Zehra:
Bediüzzaman bunun sebebini “din ve fen ilimlerini beraber okutarak akla ve vicdana, kalbe ve kafaya beraber hitap etmek, çeşitli dillerde eğitim yaparak yöre halkını ve Ortadoğu’da bulunan tüm milletleri fikir birliği çerçevesinde bir arada tutmak, kabiliyet eğitimi vererek istidatları nemalandırmak, ihtisas alanları açarak akademik eğitim vermek, fen ilimlerini okuyan mektepliler ile din eğitimi alan medrese mensuplarını aynı amaç ve hedef etrafında birleştirmek”  şeklinde özetlemiştir. Tabii ki bunun açılımında çok geniş bir kültür ortamı oluşacaktır. Bu da Ortadoğu’da büyük bir uyanış ve sonuçta yüksek bir medeniyete zemin hazırlayacaktır.

Mısır’da kurulmuş olan “Ezher” üniversitesinin bir zamanlar ne derece etkin olduğu bir gerçektir. Ancak zamanla gelişen şartlara cevap verecek şekilde kendisini geliştiremediği için fonksiyonunu bir derece yitirmiş ve çeşitli ideolojik akımların etkisi altında kalmıştır. Eğitimin amacı etkilenmemek ve etkilemek olduğu için, etkilenen bir kurumun etkileme fonksiyonunu yitireceği bir vakıadır. Öyle ise geleceği okuyan ve yakalayan, bu zamanın eğitilebilen gençlerini yüz yıl sonrasına göre eğitebilen bir üniversite ancak etkin ve başarılı olabilirdi. Bediüzzaman bunun çabası içinde idi. Bediüzzaman’ın projesi gerçekleşmediği için bu gün İslam dünyasının ve Ortadoğu’nun durumu içler acısıdır.

Doğuda “din hissi”nin hâkim olduğuna vurgu yapan Bediüzzaman yapılacak olan bir gelişim hamlesinin dini referanslarla ve dini atmosfer ile beraber verilmesi gerektiğini her zaman belirtmiştir. Eğitimde de bunun önemi üzerinde durarak dini ilimlerle beraber verilecek olan fenni bilgilerin hem gerçeği yansıtması, hem eğitimin birliğini sağlaması, hem de İslam kardeşliği ile birbirine sıkı sıkıya bağlı olan Müslüman milletlerin birliğini temin etmesi açısından önemi büyüktür. Bunun toplumun sosyokültürel yönden değerlendirilmesinin yapılması meseleyi daha da açıklığa kavuşturacaktır.

 
< Önceki   Sonraki >