Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Risale-i Nur arrow MEHDİ GELDİ Mİ?
Advertisement
MEHDİ GELDİ Mİ? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 03 Temmuz 2008

M. Ali KAYA

Bediüzzaman hazretleri Mehdi ile ilgili hadislerin müteşabihattan olduğunu, zahiri manalarının insanları şüpheye düşürdüğünü, hakiki manalarını anlamak için vakıa mutabık olacak şekilde tevil edilmesi gerekir. Bu yapılmadığı taktirde hurafevârî bir mana verip âdeta muhal bir sureti bekler bir tarzda, avam-ı müslimîne zarar verirler. Risale-i Nur bu gibi müteşabih hadislerin hakiki tevillerini göstermiştir. (Kastamonu Lâhikası, 2006, s.99)


Hadis-i şeriflerde Mehdi’nin görevleri ve yapacağı işler belirtilmiştir. Çünkü mehdi bir isim değildir; bir davanın temsilciliğidir. Mehdi, adı üzerinde hidayete sebeptir. Hidayet ise Allah'ın rızasına uygun inanç ve ibadet demektir. Mehdi hidayet dediğimiz “Bize sırat-ı müstakim üzere istikamet ver” (Fatiha, 1:4) diye istenen doğru yoldur.


Din bir imtihandır. İmtihanın gereği ise akla kapı açması ve ihtiyarı elden almamasıdır. Peygamberler ellerinde Allah'ın kitabı ve mucizeler ile geldikleri halde bir derece akla ve iradeye hitap ettikleri için insanları inanmaya zorlamamakta ve iradeleri ile inanmaları istenmektedir. İman iradenin hür bir şekilde kullanımı sonucu kulun kazanımı ve Allah'ın hidayeti iledir. Geleceğe ait haberlerde de insan iradesini zorlamayacak ve akla kapı açacak şekilde anlatıldığı için peygamberimiz (sav) mecaz, kinaye ve teşbihler ile haber vermiştir. Mecaz ise âlimlerin elinden cahillerin eline geçerse hakikate dönüşür, bu da hurafelere kapı açar. (Mektubat, 2004, s.802)


Ne var ki bizler işin kolayına kaçarak “İslamiyetin özünü terk ederek kabuğuna nazarımızı çevirdik ve aldandık. Yanlış anlayışımız ile islama karşı saygısızlıkta bulunduk ve İslamiyetin hakkını ve müstahak olduğu hürmeti ifa edemedik. O da bizden küserek evham ve hayalatın bulutları ile bizden gizlendi. (Muhakemat, 2006, s.23)


Peygamberimizin (sav) yüce Allah tarafından görevlendirilmesi İslam dininin kalplerde ve gönüllerde yerleşmesi için bir başlangıçtır; bir sonuç değildir. Peygamberimizin bu hizmet içinde görevi Allah'ın kelamı Kur’an-ı Kerimin nazil olup bitmesini sağlamaktı. Nitekim Kur’an nazil olup tamamlanınca peygamberimizin de (sav) görevi bitti ve vefat ile ebedi âleme göç eyledi. Sonra sahabelerine “Size iki emanet bırakıyorum. Bunlara sıkı bir şekilde sarılırsanız kurtulursunuz. Biri Allah'ın kitabı Kur’ân-ı Kerim, diğeri Ehl-i Beytim ve Sünnetimdir” buyurdu. Sahabelerin ve inananların bunlara sahip çıkarak kıyamete kadar çalışmaları gerektiğini haber verdi.


Aynı şekilde gaflet ve dalaletin en yoğun olduğu, dine ve imana en acımasız şekilde saldırıların yapıldığı ahir zamanda Kur’anı ve imanı muhafaza ve müdafaa etmeye çalışanlar olacaktır. Elbette bu hizmeti başlatan biri bulunacaktır ve buna insanları hidayet yollarını gösteren ve iman hakikatlerini izah ve ispat ederek Kur’ana ve imana olan itirazları cevaplandıran birisi olacak ve buna “Mehdi” lakabı verilecektir. Bunu da zamanın gereği tek başına değil bir cemaat halinde, yani kurumsal bir yapı ile yapacaktır. Onun başlattığı bu hizmet de kıyamete kadar devam edecektir. (Emirdağ, 2006, s.455–458)


Çünkü mehdinin zamanında teknik ve teknolojinin gelişimi ile radyo ve TV gibi kitle iletişim vasıtaları ile çok geniş kitleler üzerinde etkisi görülecek işlenen bir günah binler günah olacaktır ki kâinatın hiddetine ve kıyametin kopmasına sebebiyet verecektir. (Kastamonu, 86; Hutbe-i Şamiye, 79)


Mehdinin zamanı kurumsal yapıların oluştuğu ve bireyselliğin ortadan kalktığı ve kurumların öne çıktığı bir zamandır. Bediüzzaman bu hususu şöyle ifade eder: “Bu zaman cemaat zamanıdır. Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olur. Maddî ve ferdî ve fânî şahsın mahiyeti nazara alınmamalı. Hususan benim gibi bir bîçarenin kıymetinden bin derece ziyade ehemmiyet vermekle, bir batmanı kaldırmayan zaîf omuzuna, binler batman ağırlığı yüklense altında ezilir. Lillahilhamd Risalet-in Nur, bu asrı belki gelen istikbâli tenvir edebilir bir mu'cize-i Kur'aniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş. Ona ait medh ü senânız tam yerindedir; fakat bana verdiğinizden, binden birine de kendimi lâyık göremem. Yalnız, pek büyük bir nimete ve muvaffakıyete sizin gibi hakikatli talebelerin iştirak ve sa'y ü gayretleriyle mazhariyetim noktasında, Risale-i Nur hesabına ebede kadar iftihar ederim.” (Kastamonu Lahikası, 19)


Kıyamete kadar devam edecek olan bir hakikat ve hizmet elbette fani ve çürütülebilir şahsiyetlere bina edilmez ve bu hizmetlerin tamamı bir şahıstan beklenmez. “Bâkî hakikatler, fâni şahsiyetler üzerine bina edilmez. Edilse hakikate zulümdür. Her cihetle kemâlde ve devâmda bulunan bir vazifeye ehemmiyetli zarardır.” (Emirdağ Lahikası, 135–136) Bu bakımdan Bediüzzaman kendisine verilmek istenen “Mehdilik” unvanını kabul etmeyerek “Risaleler makam-ı mahmud yolunu tarif ediyorlar. Risale-i Nur, bu zamanın bir mehdisi ve müceddidir” (Barla Lâhikası, 2006, s.242) şeklinde iman hakikatlerini izah eden ve kur’anın bu zamanda bir tefsiri olan Risale-i Nurlara veriyor. Elbette bu eserlerin müellifi ve bu iman hizmetinin temsilcisi olarak da zımnen kabul etmiş oluyor. Bediüzzaman kendisini Kur’anın i’cazını ortaya koyan biri olarak görür. Bunu da “Eski Harb-i Umumî'den evvel ve evâilinde, bir vâkıa-i sâdıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ, müthiş infilâk etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki, merhum vâlidem yanımdadır. Dedim: "Ana korkma! Cenab-ı Hakk'ın emridir; o Rahîm'dir ve Hakîm'dir." Birden o hâlette iken, baktım ki mühim bir zât, bana âmirane diyor ki: "İ'caz-ı Kur'anı beyan et." Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılâbdan sonra, Kur'an etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'an kendi kendine müdafaa edecek. Ve Kur'ana hücum edilecek, i'câzı onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nev'ini şu zamanda izharına, haddimin fevkınde olarak, benim gibi bir adam namzet olacak ve namzet olduğumu anladım” (Mektubat, 624) cümleleri ile ifade eder.


Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Nurcularda ve Nurculukta bir liderin etrafında cemaat oluşturma düşüncesi yoktur. Kurumsal yapılar içinde çalışan Nur Talebelerinin her biri bulunduğu kurumda, ailesinde ve sosyal hayatta Risale-i Nurları okuyarak imanını tehlikelerden koruyan, başkalarının imanına da güç verecek şekilde çalışan fertler olarak toplum içinde yaşarlar. Siyasi bir cemiyet teşkil etme yoluna gitmezler. Bu gerçek Risalelerde “Nurcular, üstadlarıyla içtima etmiyorlar ve etmeye de mecbur değiller. Kendilerini üstadlarıyla içtimaa mecburiyet hissetmiyorlar. Ders almak için beraber bulunmaya lüzum görmüyorlar. Belki; koca bir memleket bir dershane hükmünde, Risale-i Nur kitapları onların eline geçmekle, üstat yerine onlara bir ders verir. Her bir risale, bir Said hükmüne geçer” cümleleri ile ifadesini bulmaktadır. (Emirdağ Lâhikası, 754)


Risale-i Nur eserlerini okuyanlar “Nur Talebesi” unvanını alırlar. Nur talebeleri “imanı kâinatın en yüce ve en değerli hakikati” olarak görür ve hizmeti de bu en değerli hakikate hizmet olarak kabul ederler. Siyasi meselelere ve hayat-ı içtimaiyeye ait meselelere onuncu derecede bakarlar ve “bize kâinatın en büyük meselesi olan iman hizmeti yeter” derler. (Kastamonu Lâhikası, 273)


Son olarak peygamberimiz (sav) hadislerinde “İslam deccalı olan Süfyan çıkıp islama hücum etmedikçe Mehdi çıkmaz” buyurmaktadır. (Risale-i Nurların Kutsi Kaynakları, 811. Hadis) Bediüzzaman da “Ben bir mânevî âlemde İslam deccalını gördüm ve bir gözünde teshir edici manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür’et ve cesaretle mukaddesâta hücûm eder. Avam-ı nâs hakikat-i hâli bilmediklerinden hârikulâde iktidar ve cesaret zanneder.” (Şualar, 2005, s.929)


Bütün bu ifadelerden Mehdinin bazılarının beklediği gibi ne siyasi ve ne de bir tarikat lideri olmadığı anlaşılmaktadır.

 


Etiketler:  Mehdi Mehdi Geldi mi? Mehdi Hİdayet Mehdilik Nurcular Nur Talebesi
 
< Önceki   Sonraki >
MEHDI
MEHDILIK
NURCULAR
NUR TALEBESI