|
Çarşamba, 28 Ekim 2009 |
M. Ali KAYA
Münacat, Allah'a karşı yapılan dua, niyaz ve yalvarmalarımıza “Münacât” denir. Münacatlar, yalvarmalar, dua ve niyazlar şiir ve nazım şeklinde olanına da “Divan Edebiyatında” “Münâcat” adı verilmiştir. Dua ve münâcat, Allah'ın büyüklüğü karşısında kulun aczini, zaafını ve günahlarını itiraf ederek korku ve ümit, havf ve reca ile ta’zim ve haşyetle yüce Allah'a elini ve gönlünü açarak yalvarmasıdır. Dudaktan dökülen sözleri tasdik eder şekilde bedenimizin ve kalbimizin buna hazır olması ve lisan-ı hâlimizle de haşyet ve huşu içinde olduğumuzu göstermemiz gerekir. İslam bilginleri dilin kalbin ve halin tercümanı olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Mevlanâ “Nedamet ateşiyle dolu bir gönül nemli gözlerle dua ve tövbe etmelidir. Zira çiçekler, güneşli ve ıslak yerlerde açar” demiştir.
Dua imanın ifadesidir. Nitekim Bediüzzaman hazretleri “Dua eden adam anlar ki biri var sesini işitir, ihtiyacını bilir ve kendisine imdat eder” buyurarak duanın imanın ifadesi olduğunu belirtmiştir. Nitekim yüce Allah “ Kullarım beni soruyorlar. Bilsinler ki ben onlara çok yakınım. Bana gerçekten inanarak dua edenlerin dualarına icabet ederim, cevap veririm” (Bakara, 2:186) buyurur.
Dua, “Salat” manasında olup “namaz”ın karşılığıdır. Böyle olunca namazın kendisi dua ve münacattır ve namazın içinde kulun Allah'a en yakın olduğu zaman ise “Secde halinde” olduğu zamandır. (Müslim, Salât, 215) Hal böyle olunca “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz vardır.” (Furkan, 25:77) “Dua edin icabet edeyim” (Mü’min, 40:60) ayetinin işarî bir anlamı da “Namaz ile bana yaklaşın ve dua edin ki size cevap vereyim ve isteklerinizi yerine getireyim” anlamını ifade etmektedir.
Münacat sözlük anlamı ile “fısıldamak” kökü olan “ncv” kökünden geldiği için “bir sırrı paylaşmak ve fısıltı ile konuşmak” anlamına gelmektedir. Dua ve niyaz insanın kalbinden / şahdamarından daha yakın olan Rabbi ile konuşması olduğu için fısıltı ile olması gerektiğinden “münâcât” adını almıştır.
Allah'a dua etmek ve yalvarmak konusunda en güzel örnekler bizzat Kur’ânda mevcuttur. Peygamberlerin Allah'a yalvarmaları ve kabul edilmiş duaları bu konuda en güzel münacatlardır. Bir araya getirdiğiniz zaman mükemmel bir “evrad” mahiyetini alır. Peygamberimizin (sav) Allah'a olan münacatları, bilhassa “Cevşenü’l-Kebîr” münacatı, Hz. Ali’nin (ra) “Ercuze” ve “Celcelutiye” gibi meşhur münacat ve duaları Müslümanlara örnek olmuş ve benzeri pek çok dualar ve münacatlar İslamdan sonra ortaya çıkmıştır. Daha önceki dinlerde ve ibadet şekillerinde bu nevi münacatlar bulunmamaktadır. Daha sonra “Türk Halk Edebiyatında” gerek bu sahanın ilk eserleri olan “Kutatgubilig” ve “Dede Korkut” hikâyelerinde rastlamak mümkündür. Divan edebiyatında ise müstakil “Münacatlar” yazılmıştır ve divan edebiyatının Allah’ı öven “Tevhit” peygamberi öven “Naat” gibi edebi metinlere ilaveten dua ve niyazların da manzum şekli olan “Münacat”lar müstakil bir edebi türü oluşturmuştur.
Halk edebiyatında Karacoğlanın “Kadir Mevlam aslâ geçmez kulundan / Deli gönül âh edüpde ağlama” dizeleri ve Âşık Ömer’in “Yâ İlâhî sen beni insana muhtaç eyleme / Kimseye merdane muhtaç eyleme / Ol Habibin Mustafâ’nın aşkına / Kalbimi düşmâna muhtaç eyleme” mısraları da halk edebiyatına ne derece münacatın girdiğini göstermeye yeterlidir.
Yunus Emre’nin “Hak Çalab’ım Hak Çalab’ım / Sencileyin yok Çalab’ım / Günahlıyım yarlığagıl / Ey rahmeti bol Çalab’ım” “Kullar Senin Sen kulların / Günahları çok bunların / Uçmağa sal Sen bunları, Binsinler Burak Çalab’ım” mısraları münacatın en güzel şekillerindendir.
Aziz Mahmut Hüdâî, “Açtın inayetten kapu / Dedin bize lâ teknatu / Senden ümid eyler kamu / Hiç kimse girmez araya..” dizeleri ile Allah'a yalvarırken Niyazi Mısrî “Zulmet-i hicrinde bîdâr olmuşum yâ Râb meded / İntizâr-ı subh-ı dîdâr olmuşum yâ Rab meded.. / Her nere varsam yakar bu canımı aşk ateşi / Yana yana külli pür-nâr olmuşum yâ Rab meded..” diyerek Allah'a dua etmektedir.
Münacatların en güzeli Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin “Münacatı”dır. Bedüzzaman bu münacatını hem marifetullah, hem tefekkür, hem dua, hem de ilmî bir müzakere olarak kaleme almıştır. Münacatın kaynakları Bakara Suresi 164. Ayet-i kerime ve onun tercümanı olan Cevşenü’l-Kebir ve bilhassa açıkça Cevşenü’l-Kebirin 57. Fıkrası ve bunu izah eden Hz. Ali’nin (ra) değerli bir münacatıdır ki, Münacat Risalesi’nin başına Hz. Ali’nin (ra) bu münacatını koymuştur. Sonra bunun geniş bir meâlini “Münacat” suretinde bizlere ders vermiştir.
Etiketler: Münacat Dua Salat Namaz Hz. Ali Bediüzzaman Cevşenü'l-Kebir Celcelutiye Ercuze |