Yazılarım
Risale-i Nur
RİSALE-İ NUR TALEBESİNİN VASIFLARI | RİSALE-İ NUR TALEBESİNİN VASIFLARI |
|
|
|
| Pazar, 27 Ocak 2008 | ||||||||
Sayfa 1 Toplam: 6 M. Ali KAYA
Risale-i Nur Talebesi, Kur’an Talebesi demektir. Dersini doğrudan Kur’andan ve onun bu zamanda hakikatli bir tefsiri olan Risale-i Nurdan alır. Hiçbir şahıs ve zümreden etkilenmez. Nur talebesi etkilenen değil, etkileyen; devamlı öğrenen ve öğrendiklerini de başkaları ile paylaşan olgun insandır. Risale-i Nur Talebesi adı üstünde talebedir. Hayat boyu öğrenmek temel meşgalesidir. O, ilim aşığıdır. İlmin en değerlisi olan “İman İlmini” Risale-i Nurlardan öğrenir ve kalbin ameli olan hayırlı niyet ve tefekkür ile her gün imanda terakki ve tekâmül eder. Başkalarının istifadesini de ister ve arzular; ama bunun için değil, kendi nefsi için okur ve nefsine uygular. Sonuca odaklanmaz, sürece odaklanır. “Vazifem hizmettir; sonuç Allah’ın hikmetine tabidir” der. Vazifesini yapar; Allah’ın vazifesine karışmaz. Nasıl Nur Talebesi Olunur? Risale-i Nur bir daire değil, birbiri içinde çok tabakaları ve mertebeleri vardır. “Erkanlar, haslar, sahipler, nâşirler, talebeler ve taraftarlar” gibi tabakaları vardır. Bunların herhangi birinde bulunan bir talebe “Risale-i Nur’a muhalif cereyana taraftar olmamak ve zıt bir mesleğe girmemek” şartı ile daire haricine atılmaz. Zamanın ve konjöktörün gereği olarak bid’a ile amel eden kalben o bid’aya taraftar olmamak şartı ile dost olabilir. Bunun için az bir kusur ile düşman safına iltihak etmemek için dışarıya atmamak gerekir. Ancak Risale-i Nur’un erkân ve sahiplerindeki sırlara ve tedbirlere onları teşrik etmemek gerekir. (Kastamonu Lahikası, 2006, 359) Bediüzzaman “İman Hizmeti”ni yaparken insanların sadece ahiretlerini kurtarmayı amaç edinmiştir. Dünya hayatı ve menfaati için ziyaret etmeyi kabul etmiyor. Ahiret için de geleni şahsını mübarek ve makam sahibi zannederek gelenleri de kabul etmiyor. Sadece Kur’an-ı Kerimin dellalı olması itibarıyle gelenleri kabul edeceğini ifade etmektedir. Sadece iman dersi almak için gelenlerin de dost, kardeş ve talebe olabileceklerini ifade eder. Bediüzzaman, Risale-i Nur’a, iman hizmetine ciddi taraftar olup Risale-i Nurlardan da istifade etmeye çalışan, haksızlığa, bid’alara ve dalalete kalben taraftar olmayanlara dost; Risale-i Nur’un neşrine ciddi çalışan, beş vakit namaz kılan ve büyük günahlardan kaçanlara kardeş; Risale-i Nurları kendi kitabı gibi kabul sahip çıkan ve hayatının en büyük gayesini de o risalelerin neşri ve hizmeti olarak görenler de “Risale-i Nur Talebesi” olarak kabul etmektedir. (Mektubat, 2004, 575) 1. Nur Talebelerinin Kendi Aralarında Görevleri: Nur Talebelerinin en mümeyyiz vasıfları birbirlerini rakip görmemeleridir. Nerede olursa olsun hepsinin amacı birdir. Her nur talebesi diğerinin güzel vasıfları ile övünür ve iftihar eder. Aralarında ittihat ve hakiki bir tesanüt ve dayanışma vardır. Bu tesanüdü fiilen, hâlen ve kalen gösterirler. Bu onların başarılarının alametidir. (Sabri’nin Mektubu, Barla Lahikası, 2006, 333–334) Nur Talebeleri birbirlerini asla tenkit etmezler. Meşveretle hareket ederler ve meşverette alınan kararlara kesinlikle uyarak reylerini dağınıklıktan korurlar. (Kastamonu Lahikası, 2006, 340) Âl-i himmet ve yüksek ruhludurlar. Tefrika sebepleri ne derece fazla olursa olsun vahdetlerini muhafaza ederler. (Kastamonu, 2006, 348) Tenkit ve su-i zanna asla müsaade etmezler. Ehl-i dalaletin tenkit ve su-i zandan istifade ile aralarına ihtilaf vereceğini bilecek kadar zeki ve bu konuda tedbiri elden bırakmazlar. (Emirdağ, 2006, s. 198) 2. Nur Talebeleri Aralarında Cemiyet ve Komitede Olamayan Alaka Vardır. “Nurcular cemiyet memiyet, hususan siyasî ve dünyevî ve menfî ve şahsî ve cemaatî menfaat için teşekkül eden cemiyet ve komite değiller ve olamazlar. Fakat bu vatanın eski kahramanları kemal-i sevinçle şehadet mertebesini kazanmak için ruhlarını feda eden milyonlar İslâm fedailerinin ahfadları, oğulları ve kızları, o fedailik damarından irsiyet almışlar ki, ‘Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir hakikate başımız dahi feda olsun’ derler. (Şualar, 2005, 7001) 3. Nur Talebeleri Hizbullah Manasında Mütesanit Bir Cemaattir: Bediüzzaman’ın Nur Talebelerinin aralarındaki tesanüde önem vermesinin en önemli sebebi Risale-i Nur’a menfaati için değil, tahkiki imana sahip olmayan, nokta-i istinada ve sarsılmayan bir cemaatin katî bulduğu bir hakikate dayanmaya pek çok muhtaç bulunan avam-ı ehl-i iman için dalalet cereyanlarına karşı yılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldatmaz bir mercî, bir mürşit bir hüccet olmak içindir. Avam-ı ehl-i iman nur talebelerinin aralarındaki bu tesanüdü görerek kanaat eder ki, bir hakikat var. Hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalalete başını eğmez, mağlup olmaz diye kuvve-i maneviyesi ve imanı kuvvet bulur; ehl-i dünyaya ve sefahate iltihaktan kurtulur. (Şualar, 2005, s. 507) Nur Talebeleri küfr-ü mutlakı müdafaa eden gizli komitenin içlerine parmak sokmalarına müsaade etmez. Onların şerlerinden asla emin olmazlar. Onlara karşı meşveretle hareket ederek bu meşveretten çıkan kararlara sadakatle bağlanarak onları manen mağlup ederler. (Şualar, 2005, s. 518) Kader-i İlâhinin ehl-i dalaleti onlara musallat etmesinin sebebi tam ihlâs ile tam bir tesanütle tam bir Hizbullah olmaları içindir. (Şualar, 2005, s. 830) Ehl-i dalalet ve ehl-i küfür ile mücadele eden Nur talebelerini ehl-i hakikat ve nesl-i âtî alkışlayacakları gibi melâike ve ruhaniler de alkışlarlar. Bunun için her bir Nur Talebesi yekdiğerine birer tesellici, ahlakta ve sabırda birere numûne-i imtisal, tesanütte ve birbirlerine iltifat etmede birer şefkatli kardeş ve ders müzakeresinde birer zeki muhatap, birbirini anlayan ve cevap veren birer talebe, güzel seciyelerin in’ikâsında birer ayine olurlar. (Şualar, 2005. s. 484) 4. En Âmî Nur Talebesi Âmi Görünse de Çok Değerlidir: Risale-i Nur Talebesi ehl-i küfür ve dalalet ile mücadele ettiği ve doğrudan imanın erkânına hizmet ettiği için bu sebatsız zamanda böyle sebat göstermeleri, yakıcı, ateşli hallerden sarsılmamaları ve iman hizmetine devam etmeleri ve hiçbir tekellüfe muhtaç olmamaları sebebiyle çok değerlidirler. (Şualar, 2005, s. 486) Eski ulema ve meşayih islamın erkânına ve sünnet-i seniyeye hizmet etmekteydiler. Nur Talebeleri ise sahabe gibi doğrudan hakaik-ı imaniyeye hizmet etmektedirler. Bu bakımdan değerleri büyüktür. En büyük makam mahviyet ve terk-i enaniyetle ibadet ve teatin fani dünyadaki zevklerini terk ederek sırf Allah rızası için çalışmak ve hizmet etmektir. (Şualar, 2005. s. 502) |
||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|