Yazılarım
Risale-i Nur
RİSALE-İ NUR VE TASAVVUF | RİSALE-İ NUR VE TASAVVUF |
|
|
|
| Salı, 25 Mart 2008 | |
|
M. Ali KAYA
Batlıların anladığı Mistisizm ile İslam tasavvufu birbirinden çok farklıdır. Mistisizmin kaynağı Hindistan olup insanın maddi dünyadan ruha yönelmesini ifade eder. İslam tasavvufu ise insanın ruhunu ve duygularını eğitmek için nefsani arzularını terk ederek vahye ve Kur’ana, peygambere ve sünnete yönelmesi, nefsini Kur’an ve Sünnet ile terbiye ederek kalbini kötü duygulardan arındırarak Ruhunu kemalata erdirmektir. Batılıların yanıldığı hususlardan birisi de Vahdet-i Vücut ile Panteizmi karıştırmalarıdır. Vahdet-i Vücut tevhit mertebelerinden parlak ama nakıs bir mertebedir. Bu mertebeye çıkan Vahdaniyet-i ilahiyeyi o derece kemal-i iman ile görür, kalben ve aklen anlar ki Allah hesabına mevcudatın vücudunu yokluğa mahkûm eder. Panteizm ise maddeye ve varlığa o derece değer verir ve sebeplere o derece kıymet verir ki mevcudat ve esbab hesabına Allah’ı inkâra başlar ve varlığın tümüne ezeliyet ve ulûhiyet verir. Varlık adına Allah’ı inkâr eder. Bediüzzaman ise Vahdaniyet-i ilâhiyeyi pek parlak bir şekilde izah ve ispat etmekle beraber Ehadiyetin de cilvelerini tüm kâinatın eczasında ve eşyanın cüz’iyatında pek parlak bir surette ispat ederek şirkin bütün nevilerini ret ve imha etmiştir. “Vahdaniyet içinde Ehadiyetin tecelliyatın keşfetmek” Bediüzzaman’a nasip olmuştur ki bu Tevhit mertebelerinin en parlağıdır. Bunun için Bediüzzaman’ın mesleği tarikat değil, tarikattan ziyade hakikattir. Bu meslek, Kur’anın ve imanın hakikatlerini keşfederek izah ve ispat ederek akıllara ve kalplere kabul ettirme, ilim ve hikmet ile marifetullahta terakki etme mesleğidir. Tasavvufta “Şeyh ve Mürit” ilişkisi vardır. Bir şeyhe bağlanmadan ve tam bir mürit olmadan tasavvufta ilerlemek mümkün değildir. Bediüzzaman ise Risale-i Nur’u okuyanlara doğrudan peygamberimize (sav) bağlılığı ve Sünnet-i Seniyye’ye ittibaı tavsiye eder. “Zaman tarikat zamanı değildir” der. Kendisini de Risale-i Nurları okuyan ve Kur’andan dersini alan bir Kur’an talebesi olarak görür. İmana ve Kur’ana hizmette herkes ile eşit görür ve hizmetlerini şeyh-mürit ve emir-komuta zinciri şeklinde değil, istişare esasına göre ortak akılla hareket eder ve Nur Talebelerine de bunu tavsiye eder. Ama ne var ki “Bediüzzaman ve Tasavvuf” konusunda yazı yazanlar Tasavvufu esas alarak Bediüzzaman ile kendi tasavvufî düşüncelerini güçlendirme yolunu takip etmektedirler. Bunun sebebi Bediüzzaman’ın tasavvufu tamamen reddetmeyerek İmam-ı Gazali’den Mevlâna Hâlid-i Bağdadiye kadar dine hizmet ettiğini kabul etmesidir. Evet, Bediüzzaman “Telvihât-ı Tis’a Risalesi” ile Tasavvufu ve Tarikatı ehl-i dalaletin hücumundan kurtarmış ve ehl-i tarikatı müdafaa etmiştir. “Âdî bir samimi ehl-i tarikat, suri, zahiri bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevk-i tarikat vasıtasıyla o muhabbet-i evliya cihetiyle imanını kurtarır” demiştir. Ancak bu zamanda iman hakikatlerini muhafaza ve müdafaa etmenin ve imanı kurtarmanın yolunun tasavvuf değil doğrudan aklen, ilmen ve fennen iman hakikatlerini izah ve ispat eden Risale-i nurları okumak olduğunu da her vesile ile söylemiştir. Bediüzzaman’ın Risale-i Nuru nazara veren ifadelerini görmezlikten gelerek tasavvufu ve tarikatı öne çıkarmak Bediüzzaman’a karşı büyük bir haksızlık olur. Yine onun “Kur'ân'dan gelen Sözler ve o Nurlar, yalnız akli mesail-i ilmiye değil, belki kalbi, ruhi, hali mesail-i imaniyedir ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlahiyedir” diyerek akıl-kalp birlikteliğinin Kur’andan kaynaklanan Risale-i Nurlarda olduğunu ifade etmiştir. Bediüzzaman “Eğer şeyh Abdulkadir-i Geylâni (ra) ve Şâh-ı Nakşibend (ra) ve İmam-ı Rabbani (ra) gibi zatlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini hakaik-ı imaniyenin ve akâid-i İslamiyenin takviyesine sarf edeceklerdi” diyerek onların bu zamanda olmaları halinde Risale-i Nurlar ile imana ve Kur’ana hizmet edeceklerini açıkça anlatmaktadır. Bu zamanda tarikat ve tasavvufun yerine Risale-i Nurlar ile hizmet etmenin önemi bu ifadelerden daha açık nasıl anlatılabilir? Madem hakikat budur ehl-i tarikat ve tasavvufun Risale-i Nurlara kendi malları gibi sahiplenerek okuyup neşretmeleri gerekmektedir. Çünkü Bediüzzaman’ın ifadesi ile Tasavvuf ileri gelenleri ve tarikat kurucuları bu zamanda olsaydı Risale-i Nurlar ile hizmeti esas alacaklardı. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|