Yazılarım
Risale-i Nur
VECİZELER | VECİZELER |
|
|
|
| Pazartesi, 10 Mart 2008 | |
M. Ali KAYA
Peygamberimiz (sav) “Bana câmiü’l-kelim verildi” “Ben Arab’ın en beliğiyim” buyurmaktadır. Gerçekten de peygamberimiz (sav) in her sözü çok geniş anlamları ifade etmektedir. Hadisçiler ve yorumcular bazen bir hadisin ifade ettiği manaları ve ihtiva ettiği hükümleri açıklamak için sayfalar ve kitaplar yazmışlardır. Bu durum hadislerin ne derce veciz olduğunu göstermektedir. Veciz bir söz, güzel bir ifade söyleyenin bilgisini, anlayışını ve o konudaki ihatasını gösterir. Şeyh Bahid’in Bediüzzaman’a sorduğu “Osmanlı ve Avrupa hakkındaki düşünceniz nedir?” sualine verdiği “Osmanlı Avrupa’ya, Avrupa da Osmanlıya hamiledir, bir gün gelip doğuracaktır” cevabî ifadesi için “Ben de aynı düşüncede idim; ancak bu kadar veciz ifade etmek ancak Bediüzzaman’a hastır” dedirten ifadenin veciz olmasıdır.
Vecizeler fikirleri, inançları ve hakikatleri anlatmak, yaymak ve zihinlerde kalıcı iz bırakmak açısından büyük önemi haizdir. Bir iki kelimelik bir vecize hakikatlerin gönüllerde ve zihinlerde yaygınlaşmasına büyük hizmet eder. Bunun için Bediüzzaman doğuda milis alayı kumandanı olduğu zaman asker talebelerine ve Rusya’da esarette iken esir talebelerinin ellerine küçük kağıtlara vecizeler yazarak dağıtır ve dağıttırır, “Bu vecizeler insana mermiden daha ziyade tesir eder” derdi. Bunun için Bediüzzaman kalbine gelen İmanî ve Kur’anî hakikatleri vecizeler haline getirerek neşrine önem vermiş ve bunu nur talebelerine ders vermiştir. Onlar da bu güzel adeti devam ettirmektedirler. Bediüzzaman Sünuhat’ta bunun için bir bölüm ayırmış ve “Bir kaç vecize” başlığı altında pek büyük ve önemli hakikatleri ifade etmiştir. Bunları kısaca açıklayarak izah edelim: “Hevesât-ı nefsaniye ile erkeklerin karılaşması, karıların hayasızlıkla erkekleşmesine sebeptir.” Kadınlar zayıf olarak yaratılmışlardır. Bu zayıflıklarını da güçlü bir erkeğin himayesine girmekle takviye eder, eksikliğini giderirler. Erkekler nefislerine uyarak hevesleri peşinde koşmaya başlar ve zayıflık gösterirlerse, kadınların gözünden düşerler. Bu durumda kadınlar zayıf erkeklere karşı hayasızlaşarak erkeksi tavırlar sergilerler. Yani kadınların erkeklere karşı itaatsizliklerinin altında erkeğin zayıflığından nefsani arzularının esiri olması yatar. Bu ve benzeri pek çok hakikatin veciz bir ifadesi bu vecizedir. “Merak ilmin hocasıdır.” İnsanın vazifesi taallüm ile tekemmüldür. İlim öğrenmekle terakki etmektir. İnsanın tüm maddi ve manevi kemâlâtı ilme bağlıdır. İlim ise insanın merakı sonucu eşyayı ve olayları incelemesi ile oluşur. İnsanda merak duygusu olmazsa bir şeye değer vererek üzerinde durmaz ve nedenini, niçinini aramaz ve o konuda araştırma yapmaz. Öğretmenler de öğrencilerde merak duygusunu uyandırdıkları ölçüde öğrenme olayını gerçekleştirebilirler. İnsanın geçmişini merak etmesi tarihini öğrenmesine, geleceğini merak etmesi dinini öğrenmesine sebeptir. Olayların nedenini ve niçinini merak etmesi de sosyal ve siyasal ilimlere, eşyanın mahiyetini öğrenme merakı da fenni ilimlere hocalık etmiştir. Bediüzzaman işte bütün bu gerçekleri yukarıdaki vecize ile üç kelime ile ifade etmiştir. “İhtiyaç medeniyetin üstadıdır.” İnsan kainatın bütün her şeyi ile alakadar olacak bir fıtrat ve kabiliyette yaratılmıştır. Arzuları ebede kadar uzanır, ihtiyaçları kainatın her tarafına dağılmıştır. Bu ihtiyaçlarını insan tek başına karşılayamayacağı için hemcinslerinin yardımına muhtaçtır. Bu ihtiyaçtan toplu ve beraber yaşama mecburiyeti hasıl olmuştur. Bu beraberlik medeniyeti yani şehirliliği doğurmuştur. İnsanın temel ihtiyaçları olan yeme-içme, giyinme ve barınma, emniyet ve güven içinde yaşama, bilgi, sanat ve meslek edinme gibi ihtiyaçlar ziraat, ticaret ve sanatı, onlar da teknik ve teknolojinin gelişmesini netice vermiştir. Her yeni buluş ve icat da insanın bir ihtiyacına cevap vermek içindir. Bütün bu gerçekleri Bediüzzaman üç kelimelik bir vecize ile ifade etmiştir. “Sıkıntı sefahatin muallimidir.” Zevk ve eğlenceye yönelme sıkıntıdan kaynaklanır. İnsan inancın gereği olan ibadeti ihmal ettikçe kalbî ve ruhî yönden bunalıma girer. Bunalımdan ve ruh sıkıntısından kurtulmak için oyun ve eğlenceye yönelir. Böylece sıkıntıdan kurtulacağını sanır. Sıkıntıdan kurtuluşu oyun ve eğlencede arama sonucu çeşitli oyun ve eğlence meclisleri kurularak sıkıntıdan ve bunalımdan kurtulma amacı ile oluşturulmuştur. Bunun için sıkıntı sefahatin öğretmeni olmuştur. “Acz, muhalefetin menşeidir.” Her şeye muhalefet etmek acizlikten kaynaklanır. İktidar olmayanın muhalefette kaldığı bir gerçektir. Muhalefet de iktidarın her şeyini eleştirmeyi kendine vazife kabul eder. Bu da gösteriyor ki iktidar olamayan muhalefet eder. Bu genel bir kuraldır. Muhalefeti kendine adet edinenler hep aciz insanlardır. Elinden iyi bir iş ve beceri gelmeyen bir fert, çalışan ve üretenlere muhalefet ediyor ise kesinlikle kendi acizliğindendir. Dolayısıyla gerek fikir, gerekse iş hususunda muhalefet acizlikten kaynaklanır. “Za’f gururun madenidir.” Kendini beğenmiş ve başkalarını küçümseyen insanların bu davranışının kaynağı aslında kendi zayıflığıdır. Her insanın toplumda göründüğü bir penceresi vardır. Şayet bu pencere kendi değerinden yüksekte ise gurur ile kendini yükselterek görünmek ister. Bu pencere kendi değerinden aşağıda ise tevazu ile eğilir ve bu şekilde görünür. Kişide kendini büyük gösterme isteği küçüklüğünden, güçlü görünme arzusu zayıflığından kaynaklanır. “Sığar-ı nefs, tekebbürün membaıdır.” Kişinin basitliği kendini beğenmenin ve başkalarını hor ve hakir görmenin kaynağıdır. Başkalarını basit ve hor görenler gerçekte kendi basitlik ve küçüklüklerini dillendirmektedirler. Herkese değer veren ve saygı duyan insanlar değerli ve ruhen tekamül etmiş olgun insanlardır. Büyük insanlar mütevazı olurlar. Bunun için peygamberimiz (sav) “Allah kibirli insanı küçültür, tevazu göstereni yüceltir” buyurdular. “Tenasüp, tesanüdün esasıdır.” Birbirine uygun olanlar dayanışma ve yardımlaşma içinde olurlar. Anlaşmama imtizaçsızlıktan kaynaklanır. Birbiri ile imtizaç etmeyenler anlaşamaz ve uyuşamazlar. Bunun için denklik ve küfüv olma uyuşma ve anlaşma, imtizaç ile bir ortaklık devam eder. Evlilikte de küfüv olma, yani denklik beraberliği devam ettirmenin temel şartı kabul edilmesi bundandır. “Temasül, tezadın sebebidir.” Birbirinin misli ve benzeri olanlar birbirleri ile imtizaç edemezler, birbirleri ile zıtlaşırlar. Bunun için bir köyde iki muhtar, bir müessesede aynı işi yapan iki müdür olmaz. Olursa zıtlığa sebebiyet verir, çatışma doğar ve işler karışır. Bir elde bulunan parmaklar aynı seviyede olsaydı hiçbir iş görmek mümkün olmazdı. Toplumda da insanların bir seviyede olmamaları birbirlerine muhtaç bulunmalarına o da yardımlaşmaya ve beraber yaşamaya sebeptir. Bir ailede iki kadının beraber geçinememelerinin sebebi de budur. “Müsavatsız adalet, adalet değildir.” Adaletin tecellisi için insanların hukuk karşısında eşit olmaları gerekir. İmtiyaz ve tarafgirliğin olduğu, insanlardan birinin diğerine herhangi bir hususta eşit olmaması durumunda adalet sağlanamaz. Hüküm birinin lehine, diğerinin aleyhine cereyan eder. Hukuk karşısında şah ve geda bir olmalıdır ki hakiki adalet sağlanabilsin. Toplumda farklı seviyelerde bulunan insanların arasında adalet ancak hukuk karşısında eşitlik ilkesi ile sağlanabilir. “Gayr-i meşru muhabbetin akıbeti, mükafatı mahbubun gaddarane adavetidir.” İnsan kalbi sevginin kaynağıdır, sevmek için verilmiştir. Bunun meşru olanı ve bu sevginin Allah tarafından verilmesinin sebebi, baki olan Allah’ı sevmek içindir. Eğer sevgi fani mahlukata verilirse bunun sonucu olarak onun düşmanlığını çeker. Sevginin karşılığı sevgi olmalıdır. Layık olmayanı sevmek ise sevgiyi değil, nefreti celbeder. Fert için bu böyle olduğu gibi aile içinde geçerlidir. Gayr-i meşru muhabbetin sonucu karşılık görmemek, düşmanlıkları çekmek ve ailelerin huzurunu bozmak gibi arızalar ile düşmanlığa dönüşür. Milletler için de aynı şey söz konusudur. Türk milleti din kardeşlerini bırakıp Avrupa muhabbeti ile yıllarca politika yaptıkları için onların muhabbetini değil, bilakis düşmanlığını çekmektedir. Bediüzzaman da zaten “Avrupa’ya muhabbetimiz gibi” diyerek bunun en geniş boyutuna dikkat çekmiştir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|