Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Risale-i Nur arrow YUNUSUN (AS) MÜNACATI
Advertisement
YUNUSUN (AS) MÜNACATI PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 06 Şubat 2008
M. Ali KAYA
Hz. Yunus ibn-i Metta (as) Ninova’da yaşamaktaydı. Yüce Allah onu oranın halkına tebliğ için peygamber olarak görevlendirdi. Kavmi kendisin dinlemeyince onları Allah’ın azabı ile korkuttu. Azabın gelmesi yaklaşınca da bir gemiye binerek oradan ayrıldı.

Hz. Ynus’un ayrılmasından sonra azabın geldiğini gören Ninova halkı toplanarak Allah’a tövbe ettiler ve azabın kaldırılmsını istediler. Yüce Allah da onların tövbesini kabul etti ve azabı üzerlerinden kaldırdı. Yunus (as) ise Allah’ın emri olmadan yerinden ayrıldığı için Allah tarafından cezalandırıldı. Bindiği gemide anormal bir durum oldu. Kaptan “Burada efendisinden kaçan bir köle var. O bulunmalı ve denize atılmalı” diye gemiyi durdurdu. Hz. Yunus (as) hatasını anladı ve “O köle benim” dedi. Yunus’u (as) denize attılar. Gece karnlığında bir balık onu yuttu.

Yunus (as) gecenin karanlığında, fırtınalı denizde ve balığın karnında hiçbir kurtuluş ümidinin olmadığı bir anda her şeye kâdir olan Allah’a yöneldi. Hatasını da itiraf ederek şöyle münâcatta bulundu: (Lâ ilâhe illa Ente. Sübhaneke. İnnî küntü minezzalimîn) “Ey Rabbim! İnanıyorum ki senden başka ilah yok. Seni her türlü noksanlıklardan tenzih eder, seni tesbih ederim. Ben nefsime zulmettim ve zalimlerden oldum. Benim nefsimine, karnında beni taşıyan balığa, dehşetli denize ve gece karanlığına ancak sen hükmedebilirsin. Bana ancak sen yardımcı olabilir ve beni ancak sen kurtarırsın.”

Sebeplerin tümü Hz. Yunus’un aleyhine ittifak etmişti. Nefsi onu aldatmış, balık onu yutmuş, gece ve deniz dışarıdan gelecek tüm yardımları engellemişti. Hz. Yunus’u kurtarcak hiçbir sebep yoktu. O vaziyette Hz. Yunus’u kurtaracak olan öyle biri olmalı idi ki, hükmü hem balığa, hem denize, hem geceye, hem de semaya geçmeli, tüm bunlar onun emrinde olmalıydı.

Hz. Yunus (as) bu durumu ayne’l-yakîn, gözü ile müşahede etti. Bütün dünya Hz. Yunus’a yardım için toplanmış olsalardı kurtarmaları imkânsızdı. Demek sebepplerin hiçbir tesiri yoktu. Bu durumda ona yardım edecek olan ancak tüm sebeplerin yaratıcısı, “Müsebbibü’l-Esbab” olan yüce Allah’tı. Burada “Sırr- Ehadiyet, Nur-u Tevhit” içinde inkişaf etti. “Nur-u Tevhit” balığı denizaltı gemisine, denizi emniyetli bir sahraya çevirdi, gökyüzünü fırtınalardan ve bulutlatlardan temizledi, ayı ortaya çıkararak gecenin karnlığını giderdi. Her cihette aleyhine ittifak etmiş olan sebepler Hz. Yunus’un lehinde bir araya geldiler. Balık Hz. Yunus’u denizin kenarına getirdi ve karaya bıraktı. Yunus (as) kurtulmuştu.

Kur’an tüm insanlığa hitap eder ve bütün insanlar kendisini Kur’ana muhatap bulur. Her insan bir Yunus’tur. Bizler de Yunus’un (as) vaziyetinden yüz derce daha dehçetli bir durumdayız. Bizim gecemiz istikbaldir. Gafletle istikbalimize baktığımız zaman gecemizin Hz. Yunus’un (as) gecesinden daha karanlık olduğunu görürüz. Denizimiz her dalgasında yüzlerce cenaze bulunan şu üzerinde yaşadığımız dünyamızdır. Hz. Yunus’un (as) denizinden daha dehşetlidir. Bizi yutan balığımız ise bizim hevâ-i nefsimizdir. Ebedî hayatımızı sıkıp mahvına çalışıyor. Yunus’un (as) balığından daha zararlıdır. Yunus’un (as) balığı yüz senelik bir hayatı mahvederken bizim nefsimiz yüz milyonlar senelik ebedî bir hayatın mahvına çalışmaktadır.
İşte hakiki vaziyetimiz budur.

Mâdem hakiki vaziyetimiz budur; biz de Yunus (as) gibi yüce Allah’a yalvararak “Ey Rabbimiz Senden başka ilah, kurtarıcı ve yardımcımız yoktur. Seni her türlü noksan sıfatlardan tenzih eder ve kemal sıfatlarla muttasıf bilerek seni tesbih ederiz. Biz nefsimizin esiri olduk. Böylece nefsimize zulmettik bize imdat et!” (Enbiya, 21:87) diye dua etmeli ve yalvarmalıyız.

Ayne’l-yakîn bilmeliyiz ki gaflet ve dalaletimiz sebebi ile aleyhimize ittifak eden istikbal, dünya ve hevâ-i nefsimizin zararlarını def edecek yalnız, istikbal emri altında, dünya hükmü altında ve nefsimiz idaresi altında olan Zât olabilir. O da ancak semâvât ve arzın yaratıcısından başkası olamaz. Ondan başkası kalbimizin en ince ve gizli sırlarını bilemez. Her şeyin yaratıcısıdır ki, istikbalimizi ahireti icâdıyla ışıklandırır, dünyanın boğucu binlerce dalgalarından kurtarır. Hiçbir şey onun izni ve iradesi olmadan yardım edemez ve kurtarıcı olamaz.

Madem hakikat budur. Nasıl ki Yunus’un (as) duası ile balık ona bir binek ve denizaltı gemisi, denizi güzel bir sahra, gece de aydınlık ve mehtaplı bir suret aldı. Biz de “Lâ ilâhe illa ente sübhaneke innî küntü mine’z-zalimîn” diyerek istikbalimizin aydınlık, dünyamızın rahat, nefsimizi bize hizmetkâr yapsın. Nefsimiz bize binmesin, bizimi bineğimiz olsun ve bizi ona bindirip hayat-ı ebediyemizin kazanmasına kuvvetli bir vasıta olsun.
 
< Önceki   Sonraki >

Asırların Rehberleri: Mücedditler

Hz. İsa ve Günümüz İsevileri

CİHAD

Din, Akıl ve İslam

CUMHURİYETİN MANEVİ TEMELLERİ