Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Risale-i Nur arrow ZINDIKA KOMİTESİ
Advertisement
ZINDIKA KOMİTESİ PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Şubat 2008

M. Ali KAYA

İslamiyet’in hakkaniyetine inanmadığı gibi hak din olan İslamiyet’i ortadan kaldırmak ve dinin hükümlerini bozmak, değiştirmeye çalışmak ve inananların inançlarını değiştirmek için çalışan ve fikir üretenlere “Zındık” denilmektedir. Genellikle zındık tabiri Müslüman olduğunu iddia ettiği halde Müslümanlığı bozmaya çalışanlara denilmektedir. Ayrıca zındık, dinsiz, imansız ve mülhid tabirleri müteradif olmakla beraber aralarında nüans farkları vardır.

Bu terim Farsça’dan Arapçaya geçmiştir. Farsça’da “Zendin” “Noksan akıllı kadın” anlamına gelmektedir. Çoğulu “Zenâdika”dır. Genellikle nur ve zulmet karışımının yaratıcılığını kabul eden Senevîler ve hayır ve şer karışımının yaratıcılığı kabul eden Mecusiler iki ilaha inandıkları ve Sasani’lerden geldikleri için İslam literatüründe “Zındık” ifadesi bunlar hakkında kullanılagelmiştir. Çünkü Zerdüşt’ün kitabının adı “Zend”dir. Bu kitaba inananlara da “Zendin” ve “Zendık” denilmiştir. Arapçaya bu kelime “Zındık” olarak girmiştir.

            Cismanî haşri kabul etmemeleri ve vahdet-i vücudu panteizm tarzında benimsemeleri, Zerdüşt’ün fikirlerine uyduğu için bu düşünceyi taşıyanlara Zındık denilmiştir. (Tarihî Deyimler Sözlüğü, 1946, 3:658)

Daha sonraları peygamberimizin peygamberliğini inkâr eden, sünnetini ve yolunu değiştirmek isteyenler için “Zındık” tabiri kullanmıştır. Bu bağlamda Hz. Ali’nin (ra) huzuruna getirilen mürtetlere bu şekilde hitap edildiği gibi, Ahmet b. Hambel tarafından “Kur’an mahlûktur” diyenlere de bu terim kullanılmıştır. Genellikle “Bâtınıyye” inancına sahip olanlara “Zındık” denilmiştir. (Osman Cilacı, Şamil İslam Ansiklopedisi, Zındık Maddesi)

Bediüzzaman Said Nursi (ra) hazretleri zamanımızdaki şer cereyanlarının taraftarlarına “ehl-i dalalet” “ehl-i ilhad” “ehl-i nifak” ve “ifsat komitesi” gibi isimler vermiştir. Daru’l-Hikmet azası iken Seyyid Saadettin Paşa’nın “Kat’i bir vasıta ile haber aldım kökü ecnebide, kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi ‘Bu eser sahibi dünyada kalsa biz mesleğimizi bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız’ diye senin idamına hükmetmişler. Kendini muhafaza et” diyerek Bediüzzaman’a haber verir. Bediüzzaman da “Tevekkeltü Alellah, ecel birdir, tagayyür etmez” buyurur. Bediüzzaman devamında “İşte bu komite otuz sene, belki kırk seneden beri hem tevessü etti, hem benimle mücadelede her nevi desiseyi istimal etti. İki defa imha için hapse ve on dokuz defa da beni zehirlemeye çalışmışlar” demektedir. (Emirdağ Lâhikası, 2006 s.332)

 **

Kur’ân-ı Kerim münafıkların ve zındıkların fıtratlarının bozulduğunu ve vicdanlarının çürüdüğünü, ellerine geçmeyen hidayetten halkları aldatıp çevirmek, hile edip döndürmek istediğini ifade etmektedir. Peygamberimiz (sav) hakkında da kâh kâhin, kâh mecnun, kâh sâhir diyerek kendileri dahi inanmadıkları halde başkalarını inandırmaya çalıştıklarını belirtmektedir. Onların bu konudaki başarılarının da bir mekr-i ilâhî ve bir istidraç olup geçici olduğunu da ehl-i imana haber vermektedir. (Sözler, 2004, s. 627)

 **

Bu asırda zındıkadan kaynaklanan dehşetli bir firavunluk ve bir hodgamlık hükmetmektedir. Zındıklar Kur’âna ve İslama yardım etme adına kendi siyasetine ve dalaletine tabi ve alet etmeye çalışmaktadırlar. Bediüzzaman “Böyle dehşetli zalimlerin kılıçlarına dayanmak yerine Hâlık-ı Kâinatın kudret ve rahmetine dayanmanın ehl-i imana ve Kurâna farz ve vacip olduğunu” izah eder. Zındıka ve dinsizliğin ülkede fitne ve fesat çevirerek insanları birbirine düşürdüğünü ve o boğuşanların birine dayanarak ehl-i diyaneti ezdiğini belirler. O zındıkanın tazyikinden kurtulmak için aksi cereyanına taraftar olmanın bir çare olduğunu ancak bunun da faydadan çok zarar getirdiğini ifade eder.  

Hem zındıkanın nifak hasiyetiyle her tarafa döndüğünü, dostlarımızı kendine dost edinerek düşmanlar haline getirdiğini, taraftarlıkla kazanılan günahları da taraftar olanlara kazandırdığını ve manevi mesuliyete duçar ettiğini belirterek inananları ikaz eder. (Kastamonu Lahikası, 2006, s. 208–209)

 **

Demokratlara ve Üniversite Nurcularına, ehl-i dalaletin ve zındıkanın şerlerinden korunmanın ancak Demokrasi ve onan inanan demokratlar ile olacağını ifade ettiği mektubunda Bediüzzaman milletin sesine kulak vererek şeâir-i İslamiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratların mevkilerini muhafaza ve milleti memnun etmelerinin yegâne çaresinin “İttihad-ı İslam” cereyanını kendilerine nokta-i istinat yapmak olduğunu belirtmektedir. 8Emirdağ, 2006, s. 526–527) Çünkü ehl-i dalalet ve zındıkanın amacı ehl-i imanı birbirine düşürmektir. Onların bu planlarını bozmanın yolu da elbette ehl-i imanın uhuvvet ve muhabbetlerini sağlamak olacaktır. Bunun için inananları ortak bir amaca ve hedefe yöneltmek gerekecektir. Bu da “İttihad-ı İslam” cereyanı olabilir. Bunu yapacak olan da elbette “Şeâir-i İslamiyeyi” ihya eden ve etmek için çalışanlar olacaktır.

Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri Müslümanların birliğine mâni olmak şeklinde olduğunu; ama şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil, belki muhtaç duruma geldiklerini ifade eder. Çünkü der: “Komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği intaç ediyor. Ve bu dehşetli tahrip edicilere karşı ancak ve ancak hakikat-ı Kur'âniye etrafında ittihad-ı İslâm dayanabilir. Ve beşeri bu tehlikeden kurtarmaya vesile olduğu gibi, bu vatanı istilây-ı ecanipten ve bu milleti anarşilikten kurtaracak yalnız odur” demektedir. (Emirdağ, 2006, s. 526–527)

**

Zındıkaya karşı mücadelenin bir şekli de Maarife, yani eğitime büyük önem vermek ve cehalete karşı mücadele ederek halkı doğru bilgilendirmektir. Bunun için ülkenin her yerine “Üniversiteler” açmak ve okullara “Din Derslerini” koymak gerektiğini anlatır. Her ne kadar bu okullarda belli ideolojiler okutularak ve öğretilerek ehl-i dalalet ve zındıka kendi emellerine alet etmeye çalışsalar da madem hür düşünceyi ve araştırma, doğruyu bulma noktalarına hizmet ettiklerinden buralarda okuyan ve hür düşünceye, araştırmaya ve doğruyu bulmaya çalışan hamiyetli insanların yetişmesine hizmet ettiklerinden  “o dehşetli, tahribatçı kuvvete karşı hem vatanı, hem gençliği kurtaracak hakaik-ı Kur'âniye ve imaniye olduğunu kat'iyen bilirler.” (Emirdağ, 2006, s. 525, 584)

Bunun bir önemli sebebini de ortaya koyan Bediüzzaman konuyu şöyle izah eder. “Küfür ile iman ortası yoktur. Bu memlekette İslâmiyet’e karşı komünist mücadelesi ortası olamaz. Sağ ve sol, ortası, üç meslek icap ettirir. Eğer İngiliz, Fransız deseler hakları var. ‘Sağ İslâmiyet, sol komünistlik, ortası da Nasraniyet’ diyebilirler. Fakat bu vatanda, küfr-ü mutlaka karşı iman ve İslâmiyet’ten başka bir din, bir mezhep olamaz. Olsa, dini bırakıp komünistliğe girmektir. Çünkü hakikî bir Müslüman hiçbir zaman Yahudi ve Nasranî olamıyor. Olsa olsa dinsiz olup tam anarşist olur” demektedir.

Gerçekte “Sağ-Sol; Sünni-Alevi, Türk-Kürt” gibi ayrımcı sloganlar ile pek çok kargaşaya zemin hazırlayan ehl-i dalalet ve zındıkanın oyununu bozacak olan yegâne çare onların tuzaklarına düşmeyerek “Sağ-sol tâbiri yerine, hak ve hakikat ve Kur'ân ve iman kuvvetine dayanıp bu vatanı küfr-ü mutlaktan, anarşilikten, zındıkadan ve onların dehşetli tahribatlarından kurtarmaya çalışmak” gerektiğini belirtir. (Emirdağ, 2006, s. 585)

  

 
< Önceki   Sonraki >