Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow 27 MAYIS VE DEMOKRASİMİZ
Advertisement
27 MAYIS VE DEMOKRASİMİZ PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 25 Mayıs 2009
Yazı Index
27 MAYIS VE DEMOKRASİMİZ
Sayfa 2
Mustafa CAN
27 Mayıs 1960’ta yapılan Türkiye Cumhuriyetinin ilk askerî ihtilalini çok iyi tahlil etmek gerekiyor. DP’yi tanımadan Demokrasiyi, bu genç demokrasiyi ortadan kaldıran 1960 ihtilalini bilmeden darbeleri yorumlamak sağlıklı olmaz. Sağlıksız bilgilerden de sağlıklı düşünce, doğru sonuç ve bunlara dayanan doğru çözüm üretilemez.

1945’li yıllarda dünyada gelişme kaydeden demokratik gelişimin yansıması olarak ülkemizde de demokratik açılım istekleri arttı. CHP bu taleplere kulağını tıkayınca CHP içinde bulunan demokratlar ayrılarak DP’yi kurdular. Ama ne var ki 1946 yılındaki “açık oy gizli tasnif model” antidemokratik seçim kanunu DP’nin ancak meclise girmesini sağlayabildi. 1950 yılına kadar yapılan baskılar ve DP’nin bölünmesini netice verdi; ama 1950 seçimlerinin “gizli oy ve açık tasnif” esasına göre yapılmasını da sağlayarak adil bir seçimde ezici bir çoğunlukla iktidara geldi. DP 1954 seçimlerinde oylarını % 57’ye çıkardı. 1957 seçimlerinde ise yıpranarak oy kaybına uğradı ve % 10 oy kaybederek %47’ye düşürdü. Muhalefette bulunan CHP ise oylarını artırarak % 41.09’a yükseltmiştir. Bu da ihtilale cesaret verdirmiştir. Çünkü diğer muhalefet partileri ile beraber düşünüldüğü zaman çoğunluğun 1950 ve 1954 seçimlerine göre muhalefet lehine döndüğünü göstermektedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subay CHP ile işbirliği yaparak 27 Mayıs 1960 tarihinde ülke yönetimine el koydu. 37 subaydan oluşan Milli Birlik Komitesi Anayasa’yı ve TBMM’yi feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere bütün DP’lileri tutukladılar. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun da tutuklananlar arasındaydı.

Milli Birlik Komitesi 3. Ordu komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala’nın darbe liderinin kendisinden daha kıdemli olmaması halinde ordusuyla Ankara’ya yürüyeceğini ve darbecileri cezalandıracağını söylemesi üzerine Emekli Orgeneral Cemal Gürsel Milli Birlik Komitesinin başına getirildi.

1960 darbesinin daha sonra yapılan darbe ve muhtıralardan farkı emir komuta zinciri içinde yapılmış olmamasıdır. Bu darbenin başarısı ve sonuçları ordunun bunu sahiplenmesine ve “şartlar tamam olursa darbeler meşru olur” ilkesinin benimsenmesine (bu ilke İsmet İnönü’nün 18 Nisan 1960 günü meclis konuşmasındaki sözlerinden birisi olup ihtilalin meşruluğunu ifade etmesi açısından önemlidir. Zaten bu konuşmadan bir ay sonra darbe yapılmıştır) ve “Atatürkçülüğün” korunması için genç subaylara işi bırakmadan emir komuta içinde üst kademece yapılması düşüncesini doğurmuştur. Çünkü darbeciler Genel Kurmay Başkanını da tutuklayarak büyük bir itaatsizlik örneği sergilemişlerdir. 1960 ihtilalinden sonra askerlerce yapılan Anayasa’ya asker ağırlıklı “Milli Güvenlik Kurulu”nun oluşturulması ordunun birliğini ve itaatini sağlamış ve bir derece siyasi bir kurum haline getirmiştir. Daha sonra gerek 1971 muhtırası, gerekse sonrasında yapıla 1980 ihtilali ve 28 Şubat 1977 postmodern darbesi hep emir komuta zinciri içinde ve “MGK” kararları çerçevesinde gerçekleşmiştir. (Bu bakımdan Hüsamettin Cindoruk’un ‘MGK kalkmalıdır veya askeri Şura içinde yerini almalıdır’ düşüncesi çok olumlu, askeri siyaset dışı bırakacak bir adım olarak düşünülebilir.) 

İçlerinden Alparslan Türkeş’in de içinde bulunduğu genç subaylar Menderes’in “ben orduyu genç subaylarla da idare ederim” dediğini iddia ederek yatıklarına kılıf hazırlıyorlardı. Darbenin sebebini de bu sözlere ve Menderes’in çıkardığı yasalara bina ediyorlardı. Menderes ise Yassıada mahkemesinde bu sözün kendisine ait olmadığını ve uydurulduğunu söylemiştir.

MBK’ya göre ihtilal kardeş kavgasına son vermek, lâiklik ilkesine aykırı uygulamaları durdurmak ve Atatürk ilke ve inkılâplarını korumak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Ne gariptir ki daha sonraki bütün darbelerin gerekçeleri de aynı şeyler olacaktı.

İhtilalin ertesi günlerinde Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve hükümet üyeleri ki aralarında Milli Mücadelenin önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy’un da bulunduğu DP milletvekilleri, parti yöneticileri (İl ve İlçe Başkanları) bazı üst düzey kamu görevlileri tutuklanarak Yassıada’ya götürüldüler. Çok ağır ve kötü muamelelere tabi tutuldular. Adalet Bakanı Namık Gedik’in intihar ettiği iddia edildi. DP avukatlığını yapan Hüsamettin Cindoruk bulunduğu yerde intiharın mümkün olmayacağını söyler.

Tutukluluk süresince Yusuf Salman, Lütfi Kırdar, Gazi Yiğitbaş, Yümnü Üresin, Nuri Yamut ve Kenan Yılmaz vefat ettiler. Bu ölümler elbette işkenceler sonucu olmuştur. Nitekim Gıyasettin Emre şöyle der: “Askeri havaalanında uçaktan indiriliyoruz. Sille, tokat, tekme, küfür… Yemekte konuşamıyorduk. Konuştuğu için dayak yiyen çok oldu. Her sabah kumlu pırasa, akşam da taşlı fasulye veriyorlardı.”

14 Ekim 1960’da başlayan Yassıada davaları 11 ay 1 gün sürdü. 203 gün davalara bakıldı, 872 oturum yapıldı. 19 ayrı davaya bakıldı, 1068 tanık dinlenildi ve yargılamalar 15 Eylül 1961 tarihinde son buldu.

Yüksek Adalet Divanı 15 sanığı idam cezasına çarptırdı. Celâl Bayar, Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan oybirliğiyle, eski T.B.M.M. Başkanı Refik Koraltan, eski Genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun, Agâh Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmet Hamdi Sancar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman oy çokluğuyla ölüm cezasına çarptırıldı. 

Sanık yakınları, bazı sanıklara savunma için süre ve imkân verilmediğini iddia ettiler. Maalesef Hasan Polatkan’ın yargılamalar sırasında kaybettiği 175 sayfalık savunması yıllar sonra, dönemin Yassıada İrtibat Bürosu Müdürü Albay Ömer Faruk Erus’un kasasından çıktı.

Sanıklardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de, Adnan Menderes 17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edildi. Bunların dışındakilerin cezaları infaz edilmeyip, hapis cezasına çevrildi. İdamları durdurmak için ABD başkanı Kennedy'nin Ankara büyükelçisi Raymond A. Hare aracılığı ile Dışişleri Bakanı Selim Sarper’e bir mesaj ilettiği iddia edilir.


 
< Önceki   Sonraki >
DP
ADNAN MENDERES
27 MAYıS
CELAL BAYAR