Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa arrow Yazılarım arrow Siyaset arrow 28 ŞUBAT NEDİR? İHTİLAL MI MUHTIRA MI?
Advertisement
28 ŞUBAT NEDİR? İHTİLAL MI MUHTIRA MI? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 28 Mayıs 2009

M. Ali KAYA
28 Şubat 1997 MGK irticaya karşı bir önlem paketi hazırlamış ve kurula getirmiştir. Dönemin Başbakanı olan Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN bu belgeyi imzalamaya ve uygulamaya zorlanmıştır. Erbakan da istemeyerek de olsa bu belgeyi imzalamıştır; ama 18 Haziran 1997 tarihinde Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Tansu ÇİLLER ile imzaladığı ittifak zaptı ile başbakanlıktan ayrılmasına kadar uygulama konusunda direnmiştir.  20 Haziran 1997 tarihinde Cumhurbaşkanı olan Süleyman DEMİREL hükümet kurma görevini Mesut YILMAZ’a vererek bu anlaşmayı bozmuştur.

28 Şubat kimilerine göre “zarif darbe” kimilerine göre “örtülü müdahale” ve kimilerinde göre de “post-modern darbe”dir. Ama gerçek şu ki, 12 Mart 1971 Askerî Muhtırası ve 12 Eylül 1980 Askerî darbesini yaşamış olan tecrübeli Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ilk defa tecrübesini kullanarak mevcut parlamenter sistem içinde değişim sağlamış ve darbeyi önlemiştir.
 

Asker 28 Şubatta Askerî darbe planlamıştı. Bunun için Bakanlar Kurulu Listesi dahil tüm hazırlıklar hazırlanmıştı. Süleyman DEMİREL Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı KARADAYI ile görüşerek kendisini ikna etti. ERBAKAN Hükümetini parlamenter sistem içinde değiştirerek yeni bir hükümetin kurulmasını sağladı ve ülkeyi salimen seçime götürdü. Bu durum darbeye göre bir ülke için “Ehven-i Şer”dir.

Parti Siyaseti yapan ve partisinin ülke için önemli olduğunu savunan sempatizanlar, parti yöneticileri ve oy veren seçmenler için partilerinin iktidarı ve iktidardan düşürülmesi çok büyük haksızlık ve asla istenmeyen bir durumdur. Ancak devletin tepesinde olan ve parlamento’nun ve temsilciler meclisinin devleti işleten bir kurum olarak gören ve devlet organları arasında uyumu sağlayarak çatışmaları önlemekle sorumlu olanlar için ihtilalden daha zararlı bir durum olmadığı için hükümet değişikliği yapabilmek ve ihtilali önlemek daha önemli ve büyük bir görevdir. Bu bakımdan 60 ihtilali ile beraber üç ihtilal görmüş deneyimli bir Cumhurbaşkanı için hangi şartlarda olursa olsun ihtilali önleyebilmek büyük bir başarıdır. Parti siyaseti içinde bulunan ve parlamento dışından olaya bakamayan ve demokrasinin işlemesini sadece parlamentonun kendi kuralları içinde işlemesi ile eş görenler için bu durum darbe olarak da değerlendirilse parti siyaseti dışında olanlar için darbeyi önlemek ülke için yapılacak en büyük hayırdır. Tarih bunu bir gün elbette yazacak ve gelecek nesiller takdir edecektir. Ancak 22 Madde olan MGK bildirisini 18’e indirterek darbeyi önlemek ve sadece bir maddenin (o da 8 yıllık Eğitim ile ilgili maddesidir) uygulanması ile meseleyi halletmek gerçekten büyük başarıdır. Diğer maddelerin uygulanabilirliği zaten mümkün değildir ve ülke şartlarına tamamen uygun olmadığı için zaman içinde uygulanabilirliği zaten yoktur.  Nitekim olmamıştır da… (Ek-1)

28 Şubat sürecinde Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL olmasaydı askeri darbe gerçekleşir o zaman uygulama 18 Madde ve patrikte uygulanan bir madde ile kalmazdı. Türkiye Tarihinde ilk defa Süleyman DEMİREL önderliğinde sivil siyasi güçler doğrudan askeri müdahaleyi önleyen bir manevra gösterdiler.

Dönemi yakından bilen ve işin içinde olan Kuvvet Komutanları ve üst düzey yetkililer “Şayet Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı KARADAYI’yı ikna etmeyi başaramasaydı, ordu koalisyonun devrilmesini beklemeden yönetime el koyacaktı” demektedirler.

Süleyman DEMİREL Askerî ve Sivil güçlerin baskıları artırması üzerine hükümet değişikliğini gündeme getirdi. DYP içinde Yalım EREZ ve Yıldırım AKTUNA gibi isimlerle temas halindeydi. 18 Haziran 1977 tarihinde Başbakan ERBAKAN’ın istifasını sunması üzerine bunu kabul etti ve iki gün sonra 20 Haziran 1977 tarihinde bu görevi Muhalefet Liderlerinden Mesut YILMAZ’a verdi. Bu riskli bir karardı ama asker ve sivil baskı gruplarının istediği ERBAKAN’sız bir hükümet ancak Mesut YILMAZ başkanlığında kurulabilirdi. Bunun üzerine Mesut YILMAZ’ın TBMM’de başlattığı sancılı bir süreç sonunda “Parlamenter Sistem içinde” yeni bir hükümet çıkardı. Bu hükümetin çıkmasında Cumhurbaşkanı olarak Süleyman DEMİREL’in büyük çabası inkar edilemez. Bu sebeple bir çok eski dostlarının tepkisini çekti ve DYP’yi ikiye böldü. Bundan dolayı da Demirel ismine karşı büyük bir antipati oluştu.

Süleyman DEMİREL bir siyasi partinin lideri değildi ve bu sebeple parti siyasetiyle düşünmüyordu. O ülkesinin bir askeri darbe ile karşı karşıya kalmasını önlemeye çalışıyordu. Parlamento bir seçim ile yenilenebilir ve halkın iradesi yeniden halk iradesi şeklinde oluşturulabilirdi. Ama bir ülke bir askeri darbeyi daha kaldıramazdı.

Demirel iki darbe yemiş ve ülkenin bundan ne kadar zarar gördüğünü yaşayarak görmüş çok deneyimli bir Cumhurbaşkanıydı ve bu konuda büyük bir deneyimi ve tecrübesi vardı. Daha mühimi bulunduğu koltuk bir iktidar koltuğu değil, devlet başkanlığı koltuğuydu ve kendisi bunun sorumluluğu ile hareket etmek durumundaydı ve bunu aktif olarak kullanmada şaşılacak derecede başarılı olmuştu.

Süleyman DEMİREL ülkeyi darbecilere teslim etmeden salimen seçime götürerek görevini hakkıyla yaptı; ama daha sonra seçilen Parlamentoda buluna siyasi partiler maalesef yeni bir Cumhurbaşkanı seçiminde çok büyük hatalar yaparak 05 Mayıs 2000 tarihinde Ahmet Necdet SEZER’i Cumhurbaşkanlığına getirdiler. Ahmet Necdet SEZER ise 28 Şubat Kararlarını uygulamada çok katı davrandığı gibi “Lâikliği dini kamusal alan dışına çıkarmaya” çalışmış ve 28 Şubat kararlarında dahi olmayan “Başörtü Meselesini” kendisine en önemli bir mesele haline getirmiştir. Lâikliği başörtü ile özdeşleştiren bir tutum sergilemiştir.  (Dikkat edilirse 28 Şubat Kararları içinde başörtü yoktur. Bu1980 ihtilali lideri Cumhurbaşkanı Kenan EVREN ve Başbakan Turgut ÖZAL zamanında 1982 de çıkartılan bir Kılık Kıyafet Kanununu ile yürürlüğe konmuş ama uygulamada esnek davranılan bir kanundu. Maalesef A. Necdet SEZER bunu Lâikliğin olmazsa olmazı kabul ederek “Kamusal Alana giremez” ifadesi ile katı bir şekilde uygulamış ve on binlerce insanın mağdur olmasına ve hakkının yenilmesine sebep olmuştur.)

Ama ne var ki siyasetin birilerine suçu yükleme mantığı ülkedeki bütün olumsuzluklardan Süleyman DEMİREL’i sorumlu tutma geleneğini başlatmıştır. Böylece kim ne yaparsa yapsın suçlusu mutlaka Süleyman DEMİREL’dir. Demirel ne yaparsa yapsın bundan kendisini kurtaramaz. Bu sebeple o da bütün bunlara gülüp geçmektedir. Zaman en büyük bir müfessirdir; kaydını izhar eder ve o zaman da kimse itiraz etmez. O da olmazsa mahşerdeki “Mahkeme-i Kübra” adaletini göstererek haklıyı-haksızı, suçluyu-suçsuzu ortaya çıkarır.

28 ŞUBAT SONRASI
28 Şubat sonrası Süleyman DEMİREL’in hükümet değişikliği ile darbeyi önlemesinden memnun olmayan bir grup darbeci Orgeneral Çevik BİR liderliğinde ve Ankara 4. Zırhlı tümen Komutanı Tümgeneral Erol ÖZKASNAK’ın koordinatörlüğündeki Amerikan yanlısı cunta, MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat ALPAY ve Yekta Güngör ÖZDEN gibi “Mason Atatürkçülerle” birlikte 1988 Sonbaharında yönetime el koymaya karar vermişlerdi. Darbe günü olarak da 21 Aralık 1998 tarihi belirlenmişti.

Darbenin sağ ve sol kanadı vardı ve her ikisi de Cumhurbaşkanlığına Yekta Güngör ÖZDEN’in isminde birleşmişlerdi. Çevik BİR’in akıl hocalığını yapan Emekli Orgeneral Kemal YAVUZ Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi sıfatı ile kendisini Cumhurbaşkanı adayı görüyordu.

Darbe sonunda “Kurucu Meclis” oluşturulacak ve bunda YARGITAY ve DANIŞTAY’ın başkan ve yardımcıları, kimi daire başkanları, TÜSİAD, TİSK, KESK ve DİSK gibi sendikalar, Türk-İş yöneticileri, Ratary ve Lİons Dernek Başkanları ve yöneticileri, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ve İnsan Haklar Derneği gibi STK yöneticileri ve İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman gibi meslek örgütü yöneticileri, İlhan SELÇUK gibi kimi yazarlar, Emekli Orgenerel Kemal YAVUZ gibi emekli subaylar ve Antalya “Müdafaa-i Hukuk Dergisi” gibi çevrelerden temsilciler bulunacaktı.

1998 yılında “Kurucu Meclis Üyelerinin” listeleri dolaşmaya başladı. 1971’de 9 Mart Cuntasıyla askeri müdahelede bulunan sivillerin bir kısmı bu çalışmalardan haberdardı.   28 Şubat döneminde Genelkurmay 2. Başkanı olan Org. Çevik BİR’in ilk hedefi Genelkurmay Başkanı olmayı güvence altına almaktı. O zaman yönetime el koyma olanağını elde edeceğini hesaplıyordu. Bu konuda Pentagon’un desteğini her zaman masanın üzerine getiriyordu.

Ama ne var ki evdeki hesap tutmadı…

Org. Karadayı, 1998 Yüksek Askerî Şurası Ordu içindeki olağan terfi sistemine bağlı kalarak Çevik BİR’in Genelkurmay Başkanlığı planlarını etkisiz hale getirdi.  1999 Askeri Şurası’nda emekliye ayrılanlar arasında Çevik BİR ve ekibi de vardı. Diğer kısmı ise pasif görevlere kaydırılarak bu cunta ortadan kaldırılmış oldu. 

Çevik BİR’in darbe girişiminde lider kom-numunda bulunanların hepsinin Mason olması bir raslantı değildi. ABD ve İsrail ile çok sıkı bağları bulunan Çevik BİR cuntası maalesef bir Mason harekâtıydı. (Adnan AKFIRAT, Aydınlık, 11.11.2001)

Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL 28 Şubat 1977 darbesini önlediği gibi, bu darbe girişiminde aktif rol oynayan Çevik BİR ve ekibini iki sene içinde tamamen saf dışı bırakarak muhtemel gelecek darbeleri de önleme başarısını göstermiştir.

Tarih elbette bu hizmetlerini unutmayacaktır… 


Ek-1:
Millî Güvenlik Kurulu'nun 28 Şubat 1997 tarih ve 406 Sayılı Kararına Ek-A
1-Anayasamızda cumhuriyetin temel nitelikleri arasında yer alan ve yine anayasanın 4'üncü maddesi ile teminat altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması icin mevcut yasalar hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
2-Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Millî Eğitim Bakanlığı'na devri sağlanmalıdır.
3-Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihraklarin etkisinden korunması bakımından:
a-8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b-Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
4-Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.
5-Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet İşleri Başkanlığı'nca incelenerek mahalli yönetimler ve ilgili makamlar arasında koordine edilerek gerçekleştirilmelidir.
6-Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.
7-İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askerî Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK'yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının silahlı kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları kontrol altına alınmalıdır.
8- İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK'dan ilişkileri kesilen personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna imkan verilmemelidir.
9- TSK'ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; diğer kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.
10-Bu maddenin tam metnini Turkiye'nin uluslararası ilişkilerini ilgilendirdiği için yayınlayamıyoruz.
11-Aşırı dinci kesimin Türkiye'de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.
12-T.C. Anayasası, Siyasi Partiler Yasası, Türk Ceza Yasası ve bilhassa Belediyeler Yasası'na aykırı olarak sergilenen olayların sorumluları hakkında gerekli yasal ve idari işlemler kısa zamanda sonuçlandırılmalı ve bu tür olayların tekrarlanmaması için her kademede kesin önlemler alınmalıdır.
13-Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye'yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mani olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.
14-Çeşitli nedenlerle verilen, kısa ve uzun namlulu silahlara ait ruhsat işlemleri polis ve jandarma bölgeleri esas alınarak yeniden düzenlenmeli, bu konuda kısıtlamalar getirilmeli, özellikle pompalı tüfeklere olan talep dikkatle değerlendirilmelidir.
15-Kurban derilerinin, mali kaynak sağlamayı amaçlayan ve denetimden uzak rejim aleyhtari örgüt ve kuruluşlar tarafından toplanmasına mani olunmalı, kanunla verilmiş yetki dışında kurban derisi toplattırılmamalıdır.
16-Özel üniforma giydirilmiş korumalar ve buna neden olan sorumlular hakkında yasal işlemler ivedilikle sonuçlandırılmalı ve bu tür yasadışı uygulamaların ulaşabileceği vahim boyutlar dikkate alınarak, yasa ile öngörülmemiş bütün özel korumalar kaldırılmalıdır.
17-Ülke sorunlarının çözümünü "Millet kavramı yerine ümmet kavramı" bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.
18-Büyük Kurtarıcı Atatürk'e karşı yapılan saygısızlıklar ve Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındakı 5816 sayılı kanunun istismar edilmesine fırsat verilmemelidir.
(http://tr.wikisource.org/wiki/28_Şubat Kararları" adresinden alındı.)


Etiketler:  Süleyman Demirel 28 Şubat Darbe Postmodern Darbe Necmettin Erbakan Tansu Çiller Çevik Bir İsmail Hakkı Karadayı
 
< Önceki   Sonraki >