Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 03 Şubat 2010
Yazı Index
31 Mart Olayı (13 Nisan 1909)
Sayfa 2
M. Ali KAYA

Giriş:
“Meşrutiyet ve Kanun-i Esasi”ye karşı ayaklananların İstanbul’da ortaya çıkardığı karışıklık ve isyan Rumî 31 Mart 1325 tarihinde vuku bulduğu için “31 Mart Olayı” olarak tarihe geçmiştir.
İsyanı bastırmak için Selanik’ten Avcı Taburları getirilmiş ve On gün içinde İstanbul’a hâkim olmuştur. 31 Mart olayında Sultan Abdülhamit Han’ın hiçbir ilgisi olmadığı halde tahttan indirilmiş ve Meşrutiyet adına “Örf-i İdare” uygulanmaya başlamıştır.

31 Mart Olayına Doğru:
23 Temmuz 1908 tarihinde II. Meşrutiyet’in ilanından sonra 4 Ağustos 1908’de Said Paşa kabinesi istifa etti. Yerine İttihatçı Kâmil Paşa sadrazam oldu. Nâzım Paşa’yı Harbiye Nezaretine getirdi. 24 Eylül 1908’de yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki’ye muhalif olan “Osmanlı Ahrar Fırkası” (Hürriyet İtilaf Fırkası) İstanbul seçimini kazandı. Bu durum da İttihat ve Terakki taraftarlarını endişeye sevk etti. Bu fırkanın kurucuları arasında Türk asıllı olmayanlar da vardı. Kurucular arasında Celâleddin Ârif, Nihat Reşat, İsmail Kemal, Ahmet Samim ve Prens Sabahattin gibi “Adem-i merkeziyeti” savunanlar da bulunmaktaydı. 24 Eylül 1908 ara seçiminde İttihat ve Terakki’nin itibarının zayıflaması, güçlenen muhalefetin ezilmesi için işlenen fâil-i meçhul cinayetler 31 Mart Olayının doğmasına sebep olmuştur.

Avusturya 5 Ekim 1908’de Bosna-Hersek’i işgal etti. Bulgaristan bağımsızlık ilan etti. Girit Yunanistan’a iltihak edildi. Seçimle gelen karışıklık ve sınırlardan gelen felaket haberleri de milletin moralini bozdu ve İttihat ve Terakki’ye ve Meşrutiyete olan güveni sarstı. İstanbul’da meydana gelen kargaşayı önlemek için 19 Ekim 1908 tarihinde Selanik’te 3. Orduya bağlı Avcı Taburları “Meşrutiyetin muhafazası” ve şehrin güvenliğinin sağlanması için İstanbul’a getirildi.

İttihatçıların baskısı ile gerek ordu içinde gerekse bürokraside yapılan tasfiye harekâtı da gayr-i memnunların sayısını artırdı. Serbestî, Mîzan, Tanin ve Volkan gibi gazeteler alaylı ve mektepli subaylara yönelik sert ve tahrikkar yazılar bu iki grubun aralarının giderek açılmasına sebep olmuştur. Derviş Vahdetî de dindar olmayan subay ve memurlar aleyhine menfî tutumları istismar ederek orduyu ve halkı isyana teşvik edici yazılar yazıyordu. 2 Aralık 1908’de Manastır postanesinden çıkarken vurulan Şemsi Paşanın akrabası İsmail Mahir Paşa’nın Sultanahmet meydanında öldürülmesi ve katilin yakalanmaması ve Balkan Komitacılığının devam etmesi endişesi ve hükümetin İstanbul’un asayişini Avcı taburlarına havale etmesi, onların da İstanbul’un eğlence hayatına dalmaları gibi birçok sebep halkın Meşrutiyet karşıtlarına destek olmalarını netice verdi.

Bu arada Prens Sabahattin “Hukuk-u Beşer” gazetesinde yazdığı yazılarda İttihat ve Terakki’nin bir cemiyet olmakla beraber siyasette çok etkin rol oynamasına rağmen siyasi bir fırka/ parti olmayışı ve gizli bir cemiyetmiş gibi davranmasını eleştiriyordu. Daha sonra siyasi hayattan çekilerek “Hürriyet ve İtilaf Fırkasına” dahil olan Osmanlı Ahrar Fırkası gibi siyasi parti kimliği ile siyaset yapması gerektiğini dile getiriyordu.

Sadrazam Kâmil Paşa İttihatçıların baskısından kurtulmak ve Avcı Taburlarını İstanbul’dan uzaklaştırmak için Yanya civarında isyan eden Yunan çetelerine karşı göndermek istedi. Buna muhalefet eden İttihat ve Terakki meclis çoğunluğuna dayanarak verdikleri bir gensoru ile Kâmil Paşa’ya güvensizlik kararı çıkarttı. Bunun üzerin kâmil Paşa istifa etti. Meclis kararına uyarak Kâmil Paşa’nın istifasını kabul eden Sultan Abdülhamit 14 Ocak 1909 da yerine Hüseyin Hilmi Paşa’yı sadrazamlığa tayin etti. Hüseyin Hilmi Paşa muhalefetle beraber hareket etmeye başladı. 23 Ocak 1909’da Harbiye’de çıkan bir karışıklıktan dolayı 60 talebeyi okuldan atıldı. 6 Şubat 2009’da Derviş Vahdetî ve arkadaşları tarafından “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” kuruldu.

Derviş Vahdetî Volkan gazetesinde halkı Meşrutiyet aleyhine tahrik edici yazılar yazmaya başlar. Padişaha seslenerek “Meşrutiyeti ilga ve meclisi kapatma yetkisi elinizdedir” şeklinde yazılar yazıyor ve ordunun büyük bir kısmının kurduğu “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti” üyesi olduğunu yazıyordu. Harbiye Nezareti bir genelge yayınlayarak ordunun siyasetle uğraşmasını yasakladı. Osmanlı’da ilmiye mensubu olanların askerden muaf olmalarını istismar ederek herkesin medrese talebesi olmaya çalışarak askerden kaçmak istediklerine dikkat çekerek “Medrese Talebelerinin” imtihana tabi tutulması konusunda meclise kanun teklifi sundu. Bu teklif talebelerin nümayişine ve protestosuna sebep oldu.

31 Mart Günü:
İstanbul’da büyük kargaşa yaşanıyordu. 7 Nisan 1909’da Serbestî gazetesi başyazarı Hasan Fehmi fâili meçhul bir suikasta kurban edildi. 12 Nisan’ı 13 Nisan’a bağlayan gece saat 04.00 de Avcı Taburlarına bağlı olan “Alaylı Zabitler” isyan ederek Ayasofya yanındaki Meclis-i Mebusan önüne gelerek toplanmaya başladılar. Derviş Vahdetî ve arkadaşları da oradaydılar. “Tanin” ve “Şûray-ı Ümmet” gazetelerinin idârehâneleri tahrip edildi. Adliye Nazırı Nâzım Paşa, Ahmet Rıza zannedilerek, Lazkiye Mebusu Emr Arslan da Hüseyin Câhit zannedilerek öldürüldüler. Ayaklanmanın belli bir lideri yoktu, ancak Hamdi Cavuş önde gelen sima olarak gözüküyordu. Halk tamamen ayaklanmanın dışındaydı. Yüksek seviyede din adamları ayaklanmanın içinde olmadıkları gibi Bediüzzaman Said Nursi gibi ileri gelen meşhur simalar ayaklanmanın önlenmesi için ellerinden geleni yaptılar. İsyan eden taburları itaate getirdiler ve halkın isyana katışmasına mani oldular.

İlim adamlarından oluşan “Cemiyet-i İlmiye” ve siyasi teşekküllerden oluşan “Heyet-i Müttefika-i Osmaniye” teşkilatları meşrutiyete sadakatlerini beyan ederek isyana karşı tavır aldılar.

İsyancılar Meclis-i Mebusan’a gönderdikleri tezkirede Sadrazam Hüseyin Paşa’nın azlini, Nâzım Paşa’nın Harbiye Nazırı olmasını, Alaylı Subaylardan ordudan atılanları geri alınmasını ve şeriatın tatbikini istiyorlardı. Padişah Sulatan Abdülhamit Han isyancıların isteklerini yerine getirdi. Şeriatın tatbikatının ve denetiminin yapılması için bütün valililere telgrafla genelge gönderdi. Tevfik Paşa’yı sadrazam olarak atadı. Müşir Ethem Paşa’yı da Harbiye Nâzırlığına getirdi. Bunun üzerine isyancılar dağıldılar. Ertesi günü isyancılar yine toplandılar. Bunun üzerine padişah Gazi Osman Paşa’yı onlara gönderdi. Paşanın nasihatinden sonra dağıldılar. İsyan süresince resmî daireler kapalı kaldı ve İttihat Terakki Cemiyeti üyelerinin önde gelenleri Selanik’e kaçtılar.

İsyan genel görüntüsü ve taşradaki yankısı çok büyük oldu. Bu nedenle Selanik’e isyan haberi “Meşrutiyet Mahvoldu!..” şeklinde gitti. Hadisenin pek çok sebepleri olduğu ve ele başılarının tam olarak tespit edilemediği için İstanbul dışındakiler bu isyandan Sultan Abdülhamit’i sorumlu tuttular. İttihat ve Terakki merkez ve şubelerinden saraya tehditler yağmaya başladı. Selanik’te bulunan Üçüncü Ordu mensubu subaylar gönüllü olarak Bulgar, Yunan, Sırp, Arnavut, Karadağ çetelerinden oluşan bir ordu kurdu. Edirne’deki İkinci Ordu ile temasa geçerek katılımı sağlanarak “Harekât Ordusu” oluşturuldu. Trenlerle İstanbul’a sevk edilen bu ordu Hadımköy’de toplandı. Bu ordunun komutanlığına da Mahmut Şevket Paşa getirildi. Askerlerin büyük bir kısmı padişahı ve halifeyi kurtarmaya gittiklerini zannediyorlardı. Harekât ordusu 23-24 Nisan 1909 gecesi İstanbul’a girdi. Padişaha sadık bir kısım subaylar Sultan Abdülhamit’e gelerek Yıldız civarındaki birliklerin Harekat Ordusu’na karşı harekete geçirmesini istediler. Sultan Abdülhamit hem sultan hem halife olduğu için basiretli davrandı ve hissi hareket etmedi. “Ben otuz üç senedir Müslüman kanı döktürmedim. Bundan sonra da döktüremem; müslümanı müslümana kırdırmam” diyerek “Tüfekçilerin silahları toplansın” emrini verdi ve harekât ordusuna müdahale ettirmedi. Bazı mevzi direnmeler olduysa da 25 Nisan 1909 tarihinde “Harekât Ordusu” bütün İstanbul’un denetimini eline alarak “Sıkıyönetim” ilan etti.

Harekât ordusu “Yıldız Sarayı”nı kuşattı. Muhasara öncesi padişah İngiliz, Fransız ve Rus büyükelçilerinin yardım tekliflerini de reddetti. Saray muhafızlarının silahlarını toplatarak Harekât Ordusuna teslim ettirdi. 27 Nisan’da Said Paşa başkanlığında toplanan Meclis-i Mebusan” Harekât Ordusu lehinde bir beyanname yayınladıktan sonra Sultan Abdülhamit’in hal’ine ve Sultan Mehmet Reşad’ın padişahlığına karar verdi.

31 Mart Sonrası:
İsyancılar yakalanarak zindanlara atıldı. Daha sonra içlerinde Derviş Vahdetî’nin de bulunduğu 56 kişi idam edildi. Bediüzzaman Said Nursi ve Prens Sabahattin de divan-ı harbe çıkarılanlar arasındaydı. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin yaptığı müdafaadan sonra hem kendisi beraat etti, hem de kendisinden sonra mahkemeye çıkarılanları idamdan kurtardı. Prens Sabahattin de beraat edenler arasındaydı. Ancak isyanın müsebbibi olarak suçladıkları Sultan Abdülhamit’i mahkemeye çıkarmadılar. Abdülhamit Han “Madem beni istemiyorlar saltanatı biraderime veririm; ancak bir “Divân-ı Âlî” kurulsun ve benim hadise ile ilgimin olup olmadığı araştırılsın” dediği halde Sadrazam Said Paşa “Suçsuz çıkarsa biz suçlu duruma düşeriz” diyerek yargılanmasına müsaade etmedi. Gerçekten de padişah “Meşrutiyetçi ve demokrat olup hadise ile hiçbir alakası yoktu. Hadiseyi çıkaranlar padişaha da muhalif olanlardı. Meclis-i Mebusan Reisi Ahmet Rıza ve Talat Paşa da padişahın hiçbir mesuliyetinin olmadığını beyan etmektedirler. Gerçekten de isyanda padişahın rolü olsaydı askerleri başsız bırakmaz ve başına kendisi geçerek harekât ordusuna karşı çarpışırdı.

31 Mart bahanesi ile İttihat ve Terakki meşrutiyetin arkasına sığınarak “sıkıyönetim” ile diktatörlüğünü ilan etti. İttihat ve Terakki’yi ve 31 Mart olayını tertipleyen gizli güç daha çok İngilizlerdi. Amaçları halife Sultan Abdülhamit’in azli ile beraber hilafetin ilgasıydı. Ama ne var ki halife azloldu. Ancak hilafet aynen devam etti. Bunun üzerine İngilizler hayal kırıklığına uğradılar. Zira İngilizler milyonlar altın sarf ederek İslam dünyasına hâkim olmak için çalışıyor ancak padişah “selam-ı şahane” ile beraber “Hafız Osman hattı Kur’ân-ı Kerim” göndererek Müslümanların bağlılığını kazanıyor ve “İslam birliğini” temin ediyordu.

31 Mart Olayının Sebepleri:
31 Mart Olayının Sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:
1. Meşrutiyetin ilanından (23 Temmuz 1908) o güne kadar iktidarda bulunan ve yönetimi etkileyen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin baskısı sonucu Meşrutiyete duyulan güvensizlik…
2.  Rum, Ermeni gibi azınlıkların bağımsızlıklarını kurmak için en büyük engel olarak gördükleri Sultan Abdülhamit Han’dan kurtulmak istemeleri…
3.  Avusturya-Macaristan İmparatorluklarını ilan etmeleri ve Bosna-Hersek’i ilhak etmeleri. Giritlilerin Yunanistan’a bağlandıklarını bildirmeleri… Adakale’nin Avusturya askerleri tarafından işgal edilmesi ve bütün bunlara karşın İttihat ve Terakki hükümetinin âciz kalması…
4.  Ordudaki bir kısım subayların talim ve eğitimi bahane ederek askerlerin ibadetlerine engel olmaları…
5.  İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin komitecilik faaliyetleri sonucu İstanbul’da meydana gelen siyasi cinayetler ve hükümetin canileri yakalamada aciz kalmaları…
 6. İttihat ve Terakki Cemiyetinin hükümetlere müdahale etmeleri ve hükümetlerin değişmiş olmasına rağmen siyasi buhranların devam etmesi…
7.  Basından sansürün kalkması üzerine herkesin istediğini yazıp çizmesi Derviş Vahdetî gibi radikal isimlerin Volkan ve Tanin gibi ceridelerle halkı hükümet, İttihat ve Terakki aleyhine tahrik etmesi. Azınlıklara ait gazetelerin milli amaçlarını alenen ortaya koymaları ve bağımsızlık taleplerini alenen dile getirmeleri…
8.  İttihat ve Terakki’nin baskısı ile ordu ve bürokrasideki keyfî yapılan tasfiyeler…
9. İttihatçı zabitlerin askerlere “Askerlikte diyanet aranmaz. Hocalarla katiyen görüşmeyin! Padişah da ahali de İttihat ve Terakki Cemiyetinin elindedir” diye tahrik etmeleri…
10.  İttihatçıların yaptıkları zulümleri, fâili meçhul cinayetleri ört-bas etmek istemeleri,
12. Meclisteki milletvekillerinin Ermenistan ve Rum Pontus tartışmaları ile meşgul olmaları halkı rahatsız ediyor ve meclise karşı bir memnuniyetsizlik oluşmuştu.
13. Padişah idareyi meclise bırakmıştı. Bir kısım gazeteler ve ittihat muhalifleri de padişahın yeniden işi ele almasını istiyorlardı.
14.  Asker siyasetin içine dalmıştı. İkinci ve üçüncü ordu tamamen ittihatçı taraftarı görünümündeydi. İngilizler de halifeyi azletmek ve hilafeti kaldırmak için İttihatçıları tahrik ediyorlardı.
15. İttihatçılar kendilerine muhalif olan subay ve bürokratları tasfiye harekâtına başlamışlardı. Bu da ciddi bir gerginlik sebebi olmuştu.
16. Hürriyet adı altında her türlü ahlaksızlık meşru hale gelmişti ve ahlak bundan rahatsızdı. Bu nedenle meşrutiyete karşı güvensizlik meydana getirmişti. Şeriata aykırı yapılan işler aşırı dindarları idareye karşı nefrete sevk etti.
17. İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin “Farmason/Mason” olduklarının halk arasında yayılması… Bunun sebebi de İttihatçıların Meşrutiyetin ilanından sonra kurulan Said Paşa hükümetinde görev almadılar. Tanin Gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit (Yalçın) sorumluluk altına girilmemesi gerektiğini yazar. Kabineye girilmeyerek iktidar Said Paşa hükümetine bırakıldı. Daha sonra ise İttihatçılar Nazır yardımcılıklarına getirilme çalışmaları yapıldığı ortaya çıktı. Böylece hem sorumluluk almıyor, hem iktidar nimetlerinden faydalanmaya çalışıyorlardı. Bu durum da ister istemez tepki topluyordu. İktidarın denetimi ve yönetimi için Talat, Enver, Mithat, Şükrü, Hayri, Habib, Dr. Nâzım, Bahaeddin Şakir ve İsmail Hakkı Bey’ler İstanbul’a gönderildiler. Bu da ülkede “İktidar boşluğu” meydana getirdi. Bu da isyanlara müsait bir zemin oluşturdu.
Tarihçilerin 31 Mart Olayının sebeplerini böyle sıralamaktadırlar.


 
Sonraki >
MEşRUTIYET
DIVAN-ı HARB-I ÖRFI
İTTIHAD-ı MUHAMMEDI
İTTIHAT VE TERAKKI
KANUN-I ESASI