Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
AKP Politikaları ve Sonuçları PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 26 Kasım 2009

Mustafa CAN
Dış politikada Ortadoğu ve komşularla olan ilişkilerde bir hareketlilik yaşandığı görülmekle beraber AB yönünde bir ilerleme görülmemektedir. Suriye, Irak, Lübnan, Libya ve Arnavutluk ile vizelerin kaldırılması, İran ile sıcak ilişkilerin verilmesi “Türkiye batıya sırtını mı dönüyor” imajını vermektedir. İngiliz gazeteleri “Türkiye Osmanlı olmaya soyunuyor” yorumları yapıyorlar. Bu durum birilerini fevkalade rahatsız etmesi gerekirdi. “One minute” ile başlayan Arapların Erdoğan’ın sempatisi Türkiye’ye yakınlık duymalarına sebep olmuştur. Arapların İsrail düşmanlığından kaynaklanan hissiyatına Erdoğan’ın tercüman olması bu sempatinin en belirgin sebebidir. Tabii bu da İsrail ve destekçilerini rahatsız ediyor. Bununla beraber Türkiye İsrail’i de dışlamamaya çalışmaktadır. Askerî tatbikatlar ve silah anlaşmaları gibi eylemlerle “söylemden kaynaklanan” krizi yatıştırdığı da gözlerden kaçmamaktadır.

Ama ne ki, bütün bu politikaların ABD başkanı Obama’nın çizdiği politik çizgiler içinde cereyan ettiği yönünde bir kanaatin yokluğuna delil olamıyor. ABD Türkiye’nin bu tavrından rahatsız olmadığı Philip Gordon’un “ABD Türkiye’nin Ortadoğu’da artan etkinliğinden ne şaşkın, ne de rahatsız değildir” ifadeleri göstermektedir. Bu durum Stephen Kinzer’in dediği gibi, “ABD’nin bizzat diyalog kuramadığı ülkelerle Türkiye üzerinden irtibat kurma” siyasetinin de bir gereği olabilir.
 


ABD çok yönlü bir politika takip etmede ustadır. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in “Türkiye’de demokrasiyi ordu koruyor” demesini de değerlendirmek gerek. AKP’yi ordu üzerinde kontrol ederken İsrail’i de Türkiye üzerinden kontrol etmektedir. ABD Ortadoğu’dan vazgeçmeyeceğine göre “BOB” yerine yeni bir proje mutlaka uygulamaya konulmuştur.

ABD hiçbir zaman AB’nin genişlemesini ve Eskidünya’da etkin bir güç olmasını istemez. Bu bağlamda Türkiye’nin AB üyeliğini istemez. Bu nedenledir ki Türkiye’yi Osmanlı misyonunu üstlenme konusunda cesaretlendirerek Erdoğan’ın “AB kriterleri olmazsa Ankara kriterleri olur” sözünün altında nelerin bulunduğunu düşünmek gerekir.

Ankara Osmanlının mirasını inkâr ederek kendi kriterlerini oluşturmuştur.  Dolayısıyla Ankara kriterleri ile Osmanlı misyonu yürümez. “Kürt Açılımı” diye başlayan; ama tepkiler üzerine “Demokratik Açılım”a dönüşen açılım planlarının altında da ABD’nin yeni ve gizli bir projesinin olmadığını kimse söyleyemez.

Türkiye’nin AKP politikaları ile ne olduğunu bilmediğimiz “Yeni Ortadoğu Projesi” çerçevesinde hareket ettiğinden midir ki, 2004 yılında Kopenhag’da kabul edilen AB kriterlerinin kabulünden sonra geçen beş sene zarfında Türkiye bir adım atmayarak pasif direniş sergilemektedir?

AKP “Kürt Açılımı” ve “Demokratik Açılım” dediği politikasını savunurken buna karşı çıkan muhalefeti “Statükoyu muhafaza etmekle” suçlamaktadır. Kendisini de statükoyu değiştirdiğini ve yeni politika ürettiğini dile getirmektedir.

Gerçekten AKP Statükoyu değiştirmek amacında mıdır?
AKP maalesef bu fırsatı kaçırdı:

• 3 Kasım 2002 ve 22 Temmuz 2007 de halkın desteğinin gereği yapılamadı,

• İhtilal Anayasası değişmeden bu ülkede hiçbir şey değişmez. AB Kriterleri çerçevesinde demokratik ve sivil Anayasa ortaya koyup değiştirmedi…

• AB’nin istediği kriterler çerçevesinde Demokratikleşme gibi akıllıca bir politika takip etmesi gerekirdi, inanmadığı için yapmadı, yapamadı…

• Başörtüsü ve Katsayı gibi en önemli hayati konuları Anayasa’nın toptan değişmesi ile çözülebilecek bir konu olduğunu anlayamadığı için eline-yüzüne bulaştırdı. Anayasayı korumakla görevli olan Anayasa Mahkemesini düşünemedi.

• Atatürk İlke ve İnkılâplarının bekçiliğini yapma ve “Gerçek Atatürkçü” olma rolüne soyunması da cabası…

Bu durumda AKP’nin statükodan şikâyet etmeye hakkı var mı? Ve AKP’nin statükoya aykırı politika takip etmesinden bahsedilebilir mi?

**
Londra’da Arapça olarak çıkan El-Hayat gazetesi 20 Kasım 2009 tarihinde Bekir Sıdkî’nin kalemi ile “Türkiye Kemalist dogmayı aşma yolunda” yorumunu yapmış… Dersim tartışmalarının Atatürk dönemini tartışmaya açmasını dile getirerek “Türkiye Kemalizm’in ölümünü kutlayacak mı?” (Radikal, 23 Kasım 2009) diye soruyor.

Bu tartışmaların iki yönü var. Birincisi bu gelişmelerden AKP’yi sorumlu tutan Kemalistler, ikincisi yine bu gelişmelerin AKP sayesinde olduğunu düşünen Kemalist karşıtları. Bu bile Kemalistlerle Kemalist karşıtlarını tahrik etmeye ve AKP’yi “İrticanın odağı” olduğunu söyleyenleri haklı çıkaracak eylemlere konu olabilecek çok tehlikeli yaklaşımlar. Kimi Kemalizm’in tükeniş sürecini AKP iktidarına bağlarken, bir kesim de Kemalizm’i koruma adına AKP’ye komplo üstüne komplo düzenlemek dorumunda hissetmektedirler. Bu durumda AKP’de kendisini “Hakiki Atatürkçü” göstermek zorunda hissetmektedir.

Bu durumda statükodan nasıl vazgeçilecektir?

**
AKP en fazla önem verdiği “Kürt Açılımından vazgeçmeyeceğim” dese de “Açılım şimdiden öldü.” İzmir’de DTP’ye ve Bayramiç’te Kürt kökenlilere yapılanlar ve benzeri olaylar öncelikli olarak DTP’nin gözünü korkuttu. Açılım artık öldü. 

Danıştay “Katsayı” konusunda “Yürütmeyi oy birliği ile durdurma kararı” vermesinden sonra ise gözler Anayasa Mahkemesi’nin “DTP’ye kapatma davası açması” muhtemelen “kapatma kararı” ile sonuçlanacaktır. Çünkü siz her ne kadar “Demokratikleşme” deseniz de bu sadece “Sosyolojik açıdan” böyle… Anayasa açısından ise DTP suçlu durumda… Anayasa mahkemesi kararını Sosyolojik ve siyasi açıdan değil, mevcut Anayasa’ya dayalı hukuk açısından bakınca kapatılma kaçınılmaz.

Bu durumda Demokratikleşme ne olacak?

AKP’nin yapacağı bir şey var mı? Hayır!..

Anayasa Mahkemesinin yarın AKP’ye kapatma davası açmayacağının garantisi var mı?

Daha önce açılan davada “İrticanın Odağı olma” gibi bir sabıkası da olduğuna göre…

**
Ülkenin gerçek gündemine gelince:

• İşsizlik birinci sırada,

• Ekonomik sıkıntı dünyadaki krizden kaynaklanmıyor. Öncesinde de ülkede kriz vardı. Ve bu katlanarak devam ediyor. Kriz AKP’nin yanlış ekonomik politikalarından kaynaklanıyor. Ama AKP bu beceriksizliğini “Küresel Krize” yükleyerek kendisini savunmaya çalışıyor.

• İşçinin, emeklinin, çiftçinin, köylünün sıkıntıları katlanarak devam ediyor…

• Katsayı ve Başörtüsü problemi aynen devam ediyor…

En vahimi…

Ülke 2002’den daha kötü durumda…

Geçen 7 senede kazanımdan çok kayıp var…

“Gelirlerimizi üç kat artırdık” diyor hükümet… Doğrudur..

“Acaba kimlerin geliri üç misli arttı?” sorusu araştırmayı bekliyor…

Hissi yaklaşımlardan uzak olarak…


Etiketler:  AKP Osmanlı Ortadoğu Osmanlı AKP Politikaları ABD AB Anayasa Demokratik Açılım Kürt Açılımı Danıştay Katsayı
 
< Önceki   Sonraki >
OSMANLı
ORTADOğU
ABD
ANAYASA
AKP
AB
DEMOKRATIK AçıLıM
KüRT AçıLıMı
DANışTAY
KATSAYı