Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
Konumunuz: Ana Sayfa
Advertisement
Anadolunun Müslümanlaşması PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 17 Temmuz 2010
M. Ali KAYA
Selçuklular:
Selçuk Bey’in, “Müslüman, Müslüman olmayana haraç vermez” diyerek başlattığı bağımsızlık mücadelesi, 1009 tarihinden sonra, Aslan Beyin, Tuğrul ve Çağrı beylerin mücadelesi ile devletleşti. 1037’de Merv’i, 1038’de Nişabur’u ele geçiren Tuğrul Bey, sultanlığını ilan etti. 1040 yılında da Dandanakan’da Gaznelilere gücünü kabul ettirdi. 1063’de Alparslan başa geçti. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı fethederek Anadolu’ya girdi. 26 Ağustos 1071’de 50.000 kişilik dinamik, dindar ordusu ile 200.000 kişilik Bizans ordusunu dize getirdi. İmparator Romen Diyojen’i esir aldı. Bütün bunlar maneviyatın gücü ile oldu. Cuma günü namazdan sonra tüm İslam alemi zafer için dua ettiği ve halifenin emri ile tüm camilerde aynı şekilde duaların yapıldığı tarihi bir gerçektir. Böylece Anadolu’nun kapısı Müslüman Türklere açılmış oldu.
 
Alparslan 1072’de temeli Haricilere dayanan, Alamut Kalesi’nde yuvarlanan “Haşhaşî” denilen “batınîler” tarafından şehit oldu. Yerine 18 yaşında oğlu Melikşah geçti. Veziri Nizamü’l-Mülk ile devleti gayet güzel idare etti. Bağdat’da yaptırdığı “Nizamiye Medresesi” ile ilim ve kültüre büyük hizmetler yaptı. Devrinde devletin sınırları Tanrı Dağlarından, Marmara ve Akdeniz kıyılarına; Kafkasya’dan Mısır’a ve Yemen’e kadar uzandı. Merkezi Isfahan idi.

Anadolu Selçukluları:
1074’de Melikşah tarafından Kızılırmak’ın batısını fethe memur edilen Süleyman Bey  Kayseri’de Bizanslıları yenerek İznik’e kadar geldi. İznik’i merkez edindi. Üsküdar’a kadar olan yerleri fethetti. 1077’de Melikşah onu “Anadolu Sultanı” ilan etti. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti kurulmuş oldu.

1092’de Selçuklu Sultanı olan 1. Kılıçarslan, Haçlılarla mücadele etti. İslam dünyasını Haçlı istilasından korudu. 1178’de 2. Kılıçarslan Bizans İmparatoru Manuel Komnen’in büyük ordusunu Eğridir Gölü çevresinde hezimete uğrattı. Böylece 2. Malazgirt zaferi denilen “Miryokefalon” savaşını kazandı.

Bu zaferden sonra Bizanslıların Anadolu üzerindeki ümitleri tamamen söndü. Anadolu artık Müslüman Türklerin akın akın gelip yerleştiği hakiki vatan; kültür ve medeniyetin de beşiği oldu.
 
İşte bu dönemde doğuda Cengiz Han’ın başı çektiği “Moğol fitnesi” çıktı. Alemi fesada verdi. Buhara, Semerkand, Bağdat gibi daha pekçok şehri yağmaladı. Önüne gelen devleti yaktı, yıktı… Bu sel karşısında Harzemşahlar, Selçuklular, Abbasiler dayanamadı. Tarih sahnesinden silindiler. Anadolu’da da “tevaif-i mülûk” zuhur etti.

“Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı olduğu,” hakikatine binaen, bu karanlıklı dönem de yeni parlak bir dönemin başlangıcı oldu. Kader, “Horasan Erenleri”ni Anadolu’ya taşıyıp Rumeli’ni İslamlaştırırken, “Kayı aşireti”ni de Orta Asya ve Maveraünnehir’den Anadolu’ya taşıyacaktı.

Horasan Erenleri (Hanedan-ı Hacegân)
“Hoca” farsça bir kelime olup, “alim, bilgin” anlamına gelir. Çoğulu “hacegân” dır. Horasan çevresinde bilginlere bu isim verilir. Henüz “Nakşibendi ve Yesevi tarikatı” kurularak sistemleşmeden önce ilmiye mensubu olup alim tabakasını teşkil edenlere “hoca” denirdi. Tarikat silsilelerine mensubiyet söz konusu değilken, Horasan Erenleri, “Hanedan-ı Hacegân” hakaik-ı ilmiye ve Kur’aniyeyi neşrediyorlardı. Kimdi bunlar?

Hoca Bahaeddin Nakşibend, Hoca Abdülhalik Gucduvani, Hoca Yusuf Hemedani, Hoca Ahmed Yesevi, Alaaddin Attar, Evliya-İ Kebir, Muhammed Parsa, Mevlana Nizamettin Hamuş, Mevlana Saadettin Kaşgarî, Mevlana Camî, Seyid Kasım Tebrizi, Ubeydullah Attar, Ahmed Semerkandî, Hacı Bektaş-ı Veli, hepsi hacegân hanedanının manevi rehberleridirler.  Daha sonra, bu ve benzeri ehl-i hakikat ilim adamlarının bir kısmı Nakşî ve Yesevî tarikatı kurucularını teşkil ettiler.
 
Bir çoğu da herhangi bir tarikat silsilesi ile bağları bulunmadığı halde, iman ve Kur’an hakikatlerini neşrediyorlardı. İlimleriyle kalpleri ve ruhları Kur’an’ın nuru ile aydınlatıyorlardı.

Anadolu’ya gelen Şeyh Bahaeddin Veled ve Mevlana Celaleddin-i Rumî, Hacı Bektaş-ı Veli, Şeyh Edebalî, Yunus Emre, hep bu Hanedan-ı Hacegânın mümessilleriydiler. Anadolu’da onlara, “Horasan Erenleri” deniyordu.

Horasan Erenleri dünyanın dört bir yanına yayılarak İslamî tefekkürü yaydılar. Daha sonra ise tesis etiikleri tarikatlerle bu hizmete devam ettiler.

Nakşibendi silsilesi kurucusu olan Şah-ı Nakşibend, Hanefi olduğu için, Hanefi mezhebinden olan Türkler arasında Nakşibendi tarikati yayılarak hacegânın manevi mirasını devam ettirmişlerdir. 500 yıl bu böyle devam etmiştir.

Ehl-i tahkik, tahkikatı neticesi anlar ki, bugün bu manevi mirası, İslamî tefekkürü temadi ettiren, nur talebeleridir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin Kur’an-ı Kerim’den ahzederek telif ettiği Risale-i Nur’lar ve bu risaleleri okuyarak, yazarak neşreden nur talebeleri, tartışmasız bu zamanın hanedan-ı hacegân temsilcileridir. Fonksiyonları da aynı olup, daha geniş dairede bu hakaık-ı imaniye ve Kur’aniyeyi neşir vazifesini bihakkın ifa ediyorlar.


Etiketler:  Selçuklular Selçuk Bey Alparslan Anadolu Hacegan Anadolu Selçukları Kılıçarslan Horosan Erenleri
 
< Önceki   Sonraki >