|
M. Ali KAYA
Bediüzzaman hazretleri daha asrın başında, henüz Osmanlı devleti sapasağlam dururken ve daha sonra Avrupa’nın zalim devletleri Osmanlı devletini parçalayarak İslam dünyasını esaret altına alarak hakimiyetlerini kurdukları bir zamanda şöyle diyordu: “Avrupa bir İslam devletine hamiledir; günün birinde onu doğuracak. Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir; o da onu doğuracak.” Aradan geçen yaklaşık yüz sene sonunda bu hükmün her iki kutbunun tahakkukunu gördük. Avrupa’da bir İslam devleti doğarken, Osmanlı da Avrupa hayranı ve özentisi içinde bulunan bir Avrupa devletini doğurdu. Şimdi büyümekte olan bu çocuklar gelecekte iki kardeş olarak omuz omuza vereceklerdir.
Ancak aradan geçen yüz sene içerisinde Avrupa’da da Osmanlının mirasçısı olan ve Avrupa’ya girmek için çalışan Türkiye Cumhuriyeti devletinde de çok hızlı değişme ve gelişmeler yaşandı ve halen yaşanmaya devam etmektedir. Avrupa’daki gelişmelere baktığımız zaman öncelikle Avrupa’nın eski Hıristiyanlık taassubunu terk ettiğini görürüz. Daha sonra Irkçılığa yönelerek I. ve II. Dünya savaşını netice vermesinin acı tecrübesini yaşayan Avrupa’nın Irkçılığı ve buna dayanan istibdat idarelerini terk ettiğini de görmekteyiz. 1800’lü yılların başında başlayan uyanma hareketlerinin sonucu olarak Avrupa Lâiklik ilkesini kendisine prensip edinerek kilisenin taassubunu kırdı. Hürriyet hareketleri ile de gerek devletten, gerekse ırkçılıktan kaynaklanan istibdat idarelerini ortadan kaldırarak Hürriyetçi Demokrasiye işlerlik kazandırdı. Bu da ekonomilerine güç vererek gelişmişlik ve refah seviyelerini yükseltti. Günümüz Avrupa’sının gelişmesinde bu iki temel prensibin çok büyük rolü vardır. Bu durum da Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiye’sinde belirttiği gibi “İslam güneşinin görünmesine mani olan ve Kur’an güneşini gizleyen bulutların dağılmasını netice vermiştir.” Kur’an güneşinin dünyayı aydınlatmaya başlamasından sonra tüm dünyada gerek ilimlerde ve fenlerde, gerekse hürriyet ve adalette yaşanan bütün gelişmeler bu güneşin dünyayı aydınlatmasından kaynaklanmaktaydı. Ancak gözleri çeşitli istibdat ve taassup perdeleri ile kapalı olanlar bunu kendilerinden zannediyorlardı. Bu perdelerin açılması ile hakikatin güneş gibi ortaya çıkması kaçınılmaz oldu.
Osmanlı’nın Avrupa’nın tasallutu ile yıkılmasından sonra Osmanlı mirasçısı ve Avrupa hayranı olarak doğan Türkiye Cumhuriyetinde de benzer gelişmeler yaşandı. Devletçi geleneğin istibdadı Avrupa’dan gelen Demokrasi ile aşılmaya çalışılırken, körü körüne batı hayranı ve taklitçisi olan ve batı özentisi ve dindeki cehalet sebebi ile dinden korkan, Laikliği dinsizlik ve dine düşmanlık olarak gören zihniyet de bu yanlış uygulamalarından yine Avrupa Topluluğu’nun kriterleri ile aşmaya çalışıldığı gözlenmektedir. Sonuçta gerek Avrupa ve gerekse Türkiye ortak bir noktada buluşma çabasını devam ettirmektedirler.
Bu ortak nokta elbette Kur’an güneşinden ortaya çıkan İslamiyet’in aydınlık hakikatleri olacaktır. Çünkü Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiye’de üzerinde ısrarla durduğu gibi, İslam dünyasının ümitsizlikten kurtularak İslam hakikatlerine sarılmaya başlaması ve batının da İslam düşmanlığını terk ederek Kur’anı ve peygamberimizi araştırmaya başlamaları elbette sonuçsuz kalmayacaktır.
Günümüzde insanlık büyük bir buhran yaşamaktadır. Bir taraftan fakirlik, diğer yönden sömürgecilik farklı boyutlarda devam etmektedir. Bu da “Küresel Terör” olarak gelişmiş ülkelere yansımaktadır. Buna karşı çare arayışları büyük bir ihtiyaç halinde devam etmektedir. Bilhassa medeni insan fıtratı dünyevi ve uhrevi saadet istemektedir. İnsanlığa her iki cihanda saadet vadeden ve bunu mazideki muhteşem hakimiyet döneminde de bilfiil gösteren hak dinin temsilcisi olan Kur’an-ı Kerimin saadet düsturlarını keşfeden insanlık elbette bütün kuvveti ile Kur’ana sarılacaktır. Bunu sağlayacak olan da Hıristiyanların hurafelerden ve tahrifattan sıyrılarak İslamiyet’e ınkılab eden hakiki dindar ruhanileri olacaktır. İslam dünyasında Risale-i Nur talebelerinin ve Batıda Müslüman İsevileri unvanına layık olan dindarları “Tevhit” hakikati çerçevesinde bunu başaracaklardır. İşte bütün bu hakikatleri Peygamberimiz (sav) “Hazreti İsa (as) gelecek ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecek” hadisi ile özetlemiştir.
Bediüzzaman 1911 yılında henüz daha 35 yaşında iken Şam Emevi Camiinde okumuş olduğu hutbede İslam dünyasına seslenerek şöyle diyordu: “Ben dünyaya işittirecek derecede kanaat-ı kat’iyemle derim: ‘İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak, ve hakim hakâik-i Kur’aniye ve imaniye olacak. Öyle ise, şimdiki kader-i İlâhî ve kısmetimize razı olmalıyız ki; bize parlak bir istikbâl, ecnebilere müşevveş bir mazi düşmüş.’”
Bediüzzaman burada maziden ders alarak gelecekte ortaya çıkacak olan Avrupa Birliğini görmüş ve onların İslam hakikatlerini görerek Hz. İsa (as) ı temsilen İslamiyete tabi olacaklarını hadislerin manasından anlayarak bize ders vermiş ve mazilerinden ders alarak geleceklerinin İslamiyete uymaları ile ınkırazdan masun kalacağını, bizim ise onların fenlerini de alarak Kur’anın hakikatlerine sarılmamız ile de Avrupa’yı arkamıza alarak parlak bir istikbale kavuşacağımızı müjdelemiştir.
Bunun için sonuç olarak diyebiliriz ki bizim de Avrupa’nın da parlak geleceği Kur’ana tabi olmamıza bağlıdır. Asrımızda Kur’anın temsilcisi elbette doğrudan Kur’andan çıkan ve Kur’an ve İslamiyet ile ilgili tüm şüphe ve tereddütleri izale ederek “Tevhit” hakikatını okuyan gönüllere nakşeden “Risale-i Nur” eserleridir. Ellerinde tevhit bayrağı ile gönüller fethederek “Horasan”dan “Diyar-ı Rum” olan “Anadolu” ya akın eden erenlerin bu batıya hareketi nasıl ki 600 yıllık bir medeniyetin kurulmasını ve Diyar-ı Rum’un “Müslüman Anadolu” olmasını sağlamışsa, ellerinde “Tevhit” hakikatını neşreden ve Türkçe olarak telif edilen Risale-i Nur eserleri ile güneşin battığı yere doğru olan yolculuğuna devam eden Nur talebeleri de “ebedî saadeti” arayan batı insanına tevhit dersleri ile bu saadeti verecektir. Yeter ki bizler bu hakikatleri neşretmeyi ve anlatmayı bilelim. Meseleye iman ve kader açısından baktığımız zaman İslam’ın da Avrupa Topluluğunun da geleceğini Risale-i Nurlar şekillendirecektir.
|